كَانَ kelimesinin geçtiği ayetler

Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden كان formunun kendisi aranıyor.

İlgili Ayetler (333)

Bakara 2:75كَانَkānevardı ki

اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

e fe teTmeǔne en yu'minū lekum ve ḳad kāne ferīḳun minhum yesmeǔne kelāme (a)llahi ṧumme yuHarrifūnehu min beǎ'di mā ǎḳalūhu ve hum yeǎ'lemūne

Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah'ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.

Bakara 2:97كَانَkāneise (bilsin ki)

قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِنِينَ

ḳul men kāne ǎduvven li cibrīle fe innehu nezzelehu ǎlā ḳalbike bi iƶni (a)llahi muSaddiḳan li mā beyne yedeyhi ve huden ve buşrā li l-mu'minīne

De ki: "Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'an'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü'minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir."

Bakara 2:98كَانَkāneise

مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَاِنَّ اللّٰهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ

men kāne ǎduvven li (a)llahi ve melāiketihi ve rusulihi ve cibrīle ve mīkāle fe inne (a)llahe ǎduvvun li l-kāfirīne

Her kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.

Bakara 2:111كَانَkāneolan

وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ اِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا اَوْ نَصَارٰى تِلْكَ اَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

ve ḳālū len yedḣule l-cennete illā men kāne hūden ev neSārā tilke emāniyyuhum ḳul hātū burhānekum in kuntum Sādiḳīne

Bir de; "Yahudi ve Hıristiyanlardan başkası Cennet'e girmeyecek" dediler. Bu, onların kuruntuları! De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz (iddianızı ispat edecek) delilinizi getirin."

Bakara 2:114كَانَkāneolmaları

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللّٰهِ اَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعٰى فِي خَرَابِهَا اُو۬لٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ اَنْ يَدْخُلُوهَا اِلَّا خَائِفِينَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

ve men eZlemu mimmen meneǎ mesācide (a)llahi en yuƶkera fīhā ismuhu ve seǎā fī ḣarābihā ulāike mā kāne lehum en yedḣulūhā illā ḣāifīne lehum fī d-dunyā ḣizyun ve lehum fī l-āḣirati ǎƶābun ǎZīmun

Allah'ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.

Bakara 2:135كَانَkāneO değildi

وَقَالُوا كُونُوا هُودًا اَوْ نَصَارٰى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ اِبْرٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

ve ḳālū kūnū hūden ev neSārā tehtedū ḳul bel millete ibrāhīme Hanīfen ve mā kāne mine l-muşrikīne

(Yahudiler) "Yahudi olun" ve (Hıristiyanlar da) "Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler. De ki: "Hayır, hakka yönelen İbrahim'in dinine uyarız. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi."

Bakara 2:143كَانَkāne

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنْتَ عَلَيْهَا اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَاِنْ كَانَتْ لَكَبِيرَةً اِلَّا عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّٰهُ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضِيعَ اِيمَانَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ

ve ke ƶālike ceǎlnākum ummeten veseTen li tekūnū şuhedā'e ǎlā n-nāsi ve yekūne r-rasūlu ǎleykum şehīden ve mā ceǎlnā l-ḳiblete lletī kunte ǎleyhā illā li neǎ'leme men yettebiǔ r-rasūle mimmen yenḳalibu ǎlā ǎḳibeyhi ve in kānet le kebīraten illā ǎlā (e)lleƶīne hedā (a)llahu ve mā kāne (a)llahu li yuDiyǎ īmānekum inne (a)llahe bi n-nāsi le ra'ūfun raHīmun

Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul'e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

Bakara 2:170كَانَkāneolsalar-

وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا اَلْفَيْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

ve iƶā ḳīle lehumu ttebiǔ mā enzele (a)llahu ḳālū bel nettebiǔ mā elfeynā ǎleyhi ābā'enā e ve lev kāne ābā'uhum lā yeǎ'ḳilūne şey'en ve lā yehtedūne

Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" denildiğinde, "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!" derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?

Bakara 2:184كَانَkāneolursa

اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

eyyāmen meǎ'dūdātin fe men kāne minkum merīDan ev ǎlā seferin fe ǐddetun min eyyāmin uḣara ve ǎlā (e)lleƶīne yuTīḳūnehu fidyetun Taǎāmu miskīnin fe men teTavveǎ ḣayran fe huve ḣayrun lehu ve en teSūmū ḣayrun lekum in kuntum teǎ'lemūne

Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

Bakara 2:185كَانَkāneolur

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ يُرِيدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

şehru rameDāne elleƶī unzile fīhi l-ḳurānu huden li n-nāsi ve beyyinātin mine l-hudā ve l-furḳāni fe men şehide minkumu ş-şehra fe l yeSumhu ve men kāne merīDan ev ǎlā seferin fe ǐddetun min eyyāmin uḣara yurīdu (a)llahu bikumu l-yusra ve lā yurīdu bikumu l-ǔsra ve li tukmilū l-ǐddete ve li tukebbirū (a)llahe ǎlā mā hedākum ve leǎllekum teşkurūne

(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.

Bakara 2:196كَانَkāneolan

وَاَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّٰهِ فَاِنْ اُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُ۫سَكُمْ حَتّٰى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا اَوْ بِهِ اَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ اَوْ صَدَقَةٍ اَوْ نُسُكٍ فَاِذَٓا اَمِنْتُمْ۠ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ اِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ اِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذٰلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُنْ اَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

ve etimmū l-Hacce ve l-ǔmrate li (a)llahi fe in uHSirtum fe mā steysera mine l-hedyi ve lā teHliḳū ru'ūsekum Hattā yebluğa l-hedyu meHillehu fe men kāne minkum merīDan ev bihi eƶen min ra'sihi fe fidyetun min Siyāmin ev Sadeḳatin ev nusukin fe iƶā emintum fe men temetteǎ bi l-ǔmrati ilā l-Hacci fe mā steysera mine l-hedyi fe men lem yecid fe Siyāmu ṧelāṧeti eyyāmin fī l-Hacci ve seb'ǎtin iƶā raceǎ'tum tilke ǎşeratun kāmiletun ƶālike li men lem yekun ehluhu HāDirī l-mescidi l-Harāmi ve tteḳū (a)llahe ve ǎ'lemū enne (a)llahe şedīdu l-ǐḳābi

Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve Allah'ın cezasının çetin olduğunu bilin.

Bakara 2:213كَانَkāneidi

كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيِّنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ اِلَّا الَّذِينَ اُو۫تُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِهِ وَاللّٰهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

kāne n-nāsu ummeten vāHideten fe beǎṧe (a)llahu n-nebiyyīne mubeşşirīne ve munƶirīne ve enzele meǎhumu l-kitābe bi l-Haḳḳi li yeHkume beyne n-nāsi fīmā ḣtelefū fīhi ve mā ḣtelefe fīhi illā (e)lleƶīne ūtūhu min beǎ'di mā cā'ethumu l-beyyinātu beğyen beynehum fe hedā (a)llahu (e)lleƶīne āmenū li mā ḣtelefū fīhi mine l-Haḳḳi bi iƶnihi ve(a)llahu yehdī men yeşā'u ilā SirāTin musteḳīmin

İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.

Bakara 2:232كَانَkāneolan

وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ اِذَا تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِ ذٰلِكَ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ذٰلِكُمْ اَزْكٰى لَكُمْ وَاَطْهَرُ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

ve iƶā Talleḳtumu n-nisā'e fe beleğne ecelehunne fe lā teǎ'Dulūhunne en yenkiHne ezvācehunne iƶā terāDev beynehum bi l-meǎ'rūfi ƶālike yūǎZu bihi men kāne minkum yu'minu bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ƶālikum ezkā lekum ve eTheru ve(a)llahu yeǎ'lemu ve entum lā teǎ'lemūne

Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Bakara 2:280كَانَkāneise

وَاِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ اِلٰى مَيْسَرَةٍ وَاَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

ve in kāne ƶū ǔsratin fe neZiratun ilā meyseratin ve en teSaddeḳū ḣayrun lekum in kuntum teǎ'lemūne

Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.

Bakara 2:282كَانَkāneise

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ اَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّٰهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔا فَاِنْ كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا اَوْ ضَعِيفًا اَوْ لَا يَسْتَطِيعُ اَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَاِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَاَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاءِ اَنْ تَضِلَّ اِحْدٰيهُمَا فَتُذَكِّرَ اِحْدٰيهُمَا الْاُخْرٰى وَلَا يَأْبَ الشُّهَدَاءُ اِذَا مَا دُعُوا وَلَا تَسْـَٔمُٓوا اَنْ تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا اَوْ كَبِيرًا اِلٰٓى اَجَلِهِ ذٰلِكُمْ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَاَدْنٰٓى اَلَّا تَرْتَابُوا اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَلَّا تَكْتُبُوهَا وَاَشْهِدُٓوا اِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلَا يُضَارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ وَاِنْ تَفْعَلُوا فَاِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū iƶā tedāyentum bi deynin ilā ecelin musemmen fe ktubūhu ve l yektub beynekum kātibun bi l-ǎdli ve lā ye'be kātibun en yektube ke mā ǎllemehu (a)llahu fe l yektub ve l yumlili elleƶī ǎleyhi l-Haḳḳu ve l yetteḳi (a)llahe rabbehu ve lā yebḣas minhu şey'en fe in kāne elleƶī ǎleyhi l-Haḳḳu sefīhen ev Deǐyfen ev lā yesteTīǔ en yumille huve fe l yumlil veliyyuhu bi l-ǎdli ve steşhidū şehīdeyni min ricālikum fe in lem yekūnā raculeyni fe raculun ve mraetāni mimmen terDevne mine ş-şuhedā'i en teDille iHdāhumā fe tuƶekkira iHdāhumā l-uḣrā ve lā ye'be ş-şuhedā'u iƶā mā duǔ ve lā tesemū en tektubūhu Sağīran ev kebīran ilā ecelihi ƶālikum eḳseTu ǐnde (a)llahi ve eḳvemu li ş-şehādeti ve ednā ellā tertābū illā en tekūne ticāraten HāDiraten tudīrūnehā beynekum fe leyse ǎleykum cunāHun ellā tektubūhā ve eşhidū iƶā tebāyeǎ'tum ve lā yuDārra kātibun ve lā şehīdun ve in tef'ǎlū fe innehu fusūḳun bikum ve tteḳū (a)llahe ve yuǎllimukumu (a)llahu ve(a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmun

Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkarca bir davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Al-i İmran 3:13كَانَkāne

قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ

ḳad kāne lekum āyetun fī fieteyni lteḳatā fietun tuḳātilu fī sebīli (a)llahi ve uḣrā kāfiratun yeravnehum miṧleyhim ra'ye l-ǎyni ve(a)llahu yu'eyyidu bi neSrihi men yeşā'u inne fī ƶālike le ǐbraten li ūlī l-ebSāri

Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kafirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.

Al-i İmran 3:67كَانَkānedeğildi

مَا كَانَ اِبْرٰهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلٰكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

mā kāne ibrāhīmu yehūdiyyen ve lā neSrāniyyen ve lākin kāne Hanīfen muslimen ve mā kāne mine l-muşrikīne

İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah'a ortak koşanlardan da değildi.

Al-i İmran 3:67كَانَkāneidi

مَا كَانَ اِبْرٰهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلٰكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

mā kāne ibrāhīmu yehūdiyyen ve lā neSrāniyyen ve lākin kāne Hanīfen muslimen ve mā kāne mine l-muşrikīne

İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah'a ortak koşanlardan da değildi.

Al-i İmran 3:67كَانَkāneve değildi

مَا كَانَ اِبْرٰهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلٰكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

mā kāne ibrāhīmu yehūdiyyen ve lā neSrāniyyen ve lākin kāne Hanīfen muslimen ve mā kāne mine l-muşrikīne

İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah'a ortak koşanlardan da değildi.

Al-i İmran 3:79كَانَkānemümkün değildir

مَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُؤْتِيَهُ اللّٰهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّنَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ

mā kāne li beşerin en yu'tiyehu (a)llahu l-kitābe ve l-Hukme ve n-nubuvvete ṧumme yeḳūle li n-nāsi kūnū ǐbāden lī min dūni (a)llahi ve lākin kūnū rabbāniyyīne bimā kuntum tuǎllimūne l-kitābe ve bi mā kuntum tedrusūne

Allah'ın, kendisine Kitab'ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) "Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbaniler (Allah'ın istediği örnek ve dindar kullar) olun."

Al-i İmran 3:93كَانَkāneidi

كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اِلَّا مَا حَرَّمَ اِسْرَٓاءِيلُ عَلٰى نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ اَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرٰيةُ قُلْ فَأْتُوا بِالتَّوْرٰيةِ فَاتْلُوهَا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

kullu T-Taǎāmi kāne Hillen li benī isrāīle illā mā Harrame isrāīlu ǎlā nefsihi min ḳabli en tunezzele t-tevrātu ḳul fe 'tū bi t-tevrāti fe tlūhā in kuntum Sādiḳīne

Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in (Yakub'un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun."

Al-i İmran 3:95كَانَkāneidi

قُلْ صَدَقَ اللّٰهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ اِبْرٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

ḳul Sadeḳa (a)llahu fe ttebiǔ millete ibrāhīme Hanīfen ve mā kāne mine l-muşrikīne

De ki: "Allah, doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim'in dinine uyun. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi."

Al-i İmran 3:97كَانَkāneolur

فِيهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًا وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ

fīhi āyātun beyyinātun meḳāmu ibrāhīme ve men deḣalehu kāne āminen ve li (a)llahi ǎlā n-nāsi Hiccu l-beyti meni steTāǎ ileyhi sebīlen ve men kefera fe inne (a)llahe ğaniyyun ǎni l-ǎālemīne

Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O'na muhtaçtır.)

Al-i İmran 3:137كَانَkāneolduğunu

قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

ḳad ḣalet min ḳablikum sunenun fe sīrū fī l-erDi fe nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mukeƶƶibīne

Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.

Al-i İmran 3:145كَانَkāne

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تَمُوتَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْاٰخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِي الشَّاكِرِينَ

ve mā kāne li nefsin en temūte illā bi iƶni (a)llahi kitāben mu'eccelen ve men yurid ṧevābe d-dunyā nu'tihi minhā ve men yurid ṧevābe l-āḣirati nu'tihi minhā ve se neczī ş-şākirīne

Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükafatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.

Al-i İmran 3:147كَانَkāne

وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا فِي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

ve mā kāne ḳavlehum illā en ḳālū rabbenā ğfir lenā ƶunūbenā ve isrāfenā fī emrinā ve ṧebbit eḳdāmenā ve nSurnā ǎlā l-ḳavmi l-kāfirīne

Onların sözleri ancak, "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kafir topluma karşı bize yardım et" demekten ibaretti.

Al-i İmran 3:154كَانَkāneolsaydı

ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشٰى طَائِفَةً مِنْكُمْ وَطَائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ مِنْ شَيْءٍ قُلْ اِنَّ الْاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِ يُخْفُونَ فِي اَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَا قُلْ لَوْ كُنْتُمْ فِي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْ وَلِيَبْتَلِيَ اللّٰهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

ṧumme enzele ǎleykum min beǎ'di l-ğammi emeneten nuǎāsen yeğşā Tāifeten minkum ve Tāifetun ḳad ehemmethum enfusuhum yeZunnūne bi(a)llahi ğayra l-Haḳḳi Zenne l-cāhiliyyeti yeḳūlūne hel lenā mine l-emri min şey'in ḳul inne l-emra kullehu li (a)llahi yuḣfūne fī enfusihim mā lā yubdūne leke yeḳūlūne lev kāne lenā mine l-emri şey'un mā ḳutilnā hāhunā ḳul lev kuntum fī buyūtikum le beraze (e)lleƶīne kutibe ǎleyhimu l-ḳatlu ilā meDāciǐhim ve li yebteliye (a)llahu mā fī Sudūrikum ve li yumeHHiSa mā fī ḳulūbikum ve(a)llahu ǎlīmun bi ƶāti S-Sudūri

Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah'a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; "Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok" diyorlardı. De ki: "Bütün iş, Allah'ındır." Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: "Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik." De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir."

Al-i İmran 3:161كَانَkāneolur şey

وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَغُلَّ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

ve mā kāne li nebiyyin en yeğulle ve men yeğlul ye'ti bimā ğalle yevme l-ḳiyāmeti ṧumme tuveffā kullu nefsin mā kesebet ve hum lā yuZlemūne

Hiçbir peygamberin emanete hıyanet etmesi düşünülemez. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü, hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir.

Al-i İmran 3:179كَانَkānedeğildir

مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلٰى مَا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَبِي مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظِيمٌ

mā kāne (a)llahu li yeƶera l-mu'minīne ǎlā mā entum ǎleyhi Hattā yemīze l-ḣabīṧe mine T-Tayyibi ve mā kāne (a)llahu li yuTliǎkum ǎlā l-ğaybi ve lākinne (a)llahe yectebī min rusulihi men yeşā'u fe āminū bi(a)llahi ve rusulihi ve in tu'minū ve tetteḳū fe le kum ecrun ǎZīmun

Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü'minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O halde, Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükafat vardır.

Al-i İmran 3:179كَانَkāneve değildir

مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلٰى مَا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَبِي مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظِيمٌ

mā kāne (a)llahu li yeƶera l-mu'minīne ǎlā mā entum ǎleyhi Hattā yemīze l-ḣabīṧe mine T-Tayyibi ve mā kāne (a)llahu li yuTliǎkum ǎlā l-ğaybi ve lākinne (a)llahe yectebī min rusulihi men yeşā'u fe āminū bi(a)llahi ve rusulihi ve in tu'minū ve tetteḳū fe le kum ecrun ǎZīmun

Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü'minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O halde, Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükafat vardır.

Nisa 4:1كَانَkāne

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْاَرْحَامَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

yā eyyuhā n-nāsu tteḳū rabbekumu elleƶī ḣaleḳakum min nefsin vāHidetin ve ḣaleḳa minhā zevcehā ve beṧṧe minhumā ricālen keṧīran ve nisā'en ve tteḳū (a)llahe elleƶī tesā'elūne bihi ve l-erHāme inne (a)llahe kāne ǎleykum raḳīben

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.

Nisa 4:2كَانَkāne

وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلَا تَأْكُلُوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْ اِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا

ve ātū l-yetāmā emvālehum ve lā tetebeddelū l-ḣabīṧe bi T-Tayyibi ve lā te'kulū emvālehum ilā emvālikum innehu kāne Hūben kebīran

Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helali haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.

Nisa 4:6كَانَkāneolan

وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَأْكُلُوهَا اِسْرَافًا وَبِدَارًا اَنْ يَكْبَرُوا وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسِيبًا

ve btelū l-yetāmā Hattā iƶā beleğū n-nikāHa fe in ānestum minhum ruşden fe dfeǔ ileyhim emvālehum ve lā te'kulūhā isrāfen ve bidāran en yekberū ve men kāne ğaniyyen fe l yesteǎ'fif ve men kāne feḳīran fe l ye'kul bi l-meǎ'rūfi fe iƶā defeǎ'tum ileyhim emvālehum fe eşhidū ǎleyhim ve kefā bi(a)llahi Hasīben

Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.

Nisa 4:6كَانَkāneolan

وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَأْكُلُوهَا اِسْرَافًا وَبِدَارًا اَنْ يَكْبَرُوا وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسِيبًا

ve btelū l-yetāmā Hattā iƶā beleğū n-nikāHa fe in ānestum minhum ruşden fe dfeǔ ileyhim emvālehum ve lā te'kulūhā isrāfen ve bidāran en yekberū ve men kāne ğaniyyen fe l yesteǎ'fif ve men kāne feḳīran fe l ye'kul bi l-meǎ'rūfi fe iƶā defeǎ'tum ileyhim emvālehum fe eşhidū ǎleyhim ve kefā bi(a)llahi Hasīben

Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.

Nisa 4:11كَانَkānevarsa

يُوصِيكُمُ اللّٰهُ فِي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا اَوْ دَيْنٍ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِنَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

yūSīkumu (a)llahu fī evlādikum li ƶ-ƶekeri miṧlu HaZZi l-unṧeyeyni fe in kunne nisā'en fevḳa ṧneteyni fe le hunne ṧuluṧā mā terake ve in kānet vāHideten fe lehā n-niSfu ve li ebeveyhi li kulli vāHidin minhumā s-sudusu mimmā terake in kāne lehu veledun fe in lem yekun lehu veledun ve veriṧehu ebevāhu fe li ummihi ṧ-ṧuluṧu fe in kāne lehu iḣvetun fe li ummihi s-sudusu min beǎ'di veSiyyetin yūSī bihā ev deynin ābā'ukum ve ebnā'ukum lā tedrūne eyyuhum eḳrabu lekum nef'ǎn ferīDeten mine (a)llahi inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:11كَانَkānevarsa

يُوصِيكُمُ اللّٰهُ فِي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا اَوْ دَيْنٍ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِنَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

yūSīkumu (a)llahu fī evlādikum li ƶ-ƶekeri miṧlu HaZZi l-unṧeyeyni fe in kunne nisā'en fevḳa ṧneteyni fe le hunne ṧuluṧā mā terake ve in kānet vāHideten fe lehā n-niSfu ve li ebeveyhi li kulli vāHidin minhumā s-sudusu mimmā terake in kāne lehu veledun fe in lem yekun lehu veledun ve veriṧehu ebevāhu fe li ummihi ṧ-ṧuluṧu fe in kāne lehu iḣvetun fe li ummihi s-sudusu min beǎ'di veSiyyetin yūSī bihā ev deynin ābā'ukum ve ebnā'ukum lā tedrūne eyyuhum eḳrabu lekum nef'ǎn ferīDeten mine (a)llahi inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:11كَانَkāne

يُوصِيكُمُ اللّٰهُ فِي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِي بِهَا اَوْ دَيْنٍ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرِيضَةً مِنَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

yūSīkumu (a)llahu fī evlādikum li ƶ-ƶekeri miṧlu HaZZi l-unṧeyeyni fe in kunne nisā'en fevḳa ṧneteyni fe le hunne ṧuluṧā mā terake ve in kānet vāHideten fe lehā n-niSfu ve li ebeveyhi li kulli vāHidin minhumā s-sudusu mimmā terake in kāne lehu veledun fe in lem yekun lehu veledun ve veriṧehu ebevāhu fe li ummihi ṧ-ṧuluṧu fe in kāne lehu iḣvetun fe li ummihi s-sudusu min beǎ'di veSiyyetin yūSī bihā ev deynin ābā'ukum ve ebnā'ukum lā tedrūne eyyuhum eḳrabu lekum nef'ǎn ferīDeten mine (a)llahi inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:12كَانَkāne

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَاِنْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَا اَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

ve lekum niSfu mā terake ezvācukum in lem yekun le hunne veledun fe in kāne le hunne veledun fe le kumu r-rubuǔ mimmā terakne min beǎ'di veSiyyetin yūSīne bihā ev deynin ve le hunne r-rubuǔ mimmā teraktum in lem yekun lekum veledun fe in kāne lekum veledun fe le hunne ṧ-ṧumunu mimmā teraktum min beǎ'di veSiyyetin tūSūne bihā ev deynin ve in kāne raculun yūraṧu kelāleten evi mraetun ve le hu eḣun ev uḣtun fe li kulli vāHidin minhumā s-sudusu fe in kānū ekṧera min ƶālike fe hum şurakā'u fī ṧ-ṧuluṧi min beǎ'di veSiyyetin yūSā bihā ev deynin ğayra muDārrin veSiyyeten mine (a)llahi ve(a)llahu ǎlīmun Halīmun

Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah'ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Nisa 4:12كَانَkānevarsa

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَاِنْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَا اَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

ve lekum niSfu mā terake ezvācukum in lem yekun le hunne veledun fe in kāne le hunne veledun fe le kumu r-rubuǔ mimmā terakne min beǎ'di veSiyyetin yūSīne bihā ev deynin ve le hunne r-rubuǔ mimmā teraktum in lem yekun lekum veledun fe in kāne lekum veledun fe le hunne ṧ-ṧumunu mimmā teraktum min beǎ'di veSiyyetin tūSūne bihā ev deynin ve in kāne raculun yūraṧu kelāleten evi mraetun ve le hu eḣun ev uḣtun fe li kulli vāHidin minhumā s-sudusu fe in kānū ekṧera min ƶālike fe hum şurakā'u fī ṧ-ṧuluṧi min beǎ'di veSiyyetin yūSā bihā ev deynin ğayra muDārrin veSiyyeten mine (a)llahi ve(a)llahu ǎlīmun Halīmun

Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah'ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Nisa 4:12كَانَkāneise

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَاِنْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَا اَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ

ve lekum niSfu mā terake ezvācukum in lem yekun le hunne veledun fe in kāne le hunne veledun fe le kumu r-rubuǔ mimmā terakne min beǎ'di veSiyyetin yūSīne bihā ev deynin ve le hunne r-rubuǔ mimmā teraktum in lem yekun lekum veledun fe in kāne lekum veledun fe le hunne ṧ-ṧumunu mimmā teraktum min beǎ'di veSiyyetin tūSūne bihā ev deynin ve in kāne raculun yūraṧu kelāleten evi mraetun ve le hu eḣun ev uḣtun fe li kulli vāHidin minhumā s-sudusu fe in kānū ekṧera min ƶālike fe hum şurakā'u fī ṧ-ṧuluṧi min beǎ'di veSiyyetin yūSā bihā ev deynin ğayra muDārrin veSiyyeten mine (a)llahi ve(a)llahu ǎlīmun Halīmun

Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah'ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Nisa 4:16كَانَkāne

وَالَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَا فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا

ve elleƶāni ye'tiyānihā minkum fe āƶūhumā fe in tābā ve eSleHā fe eǎ'riDū ǎnhumā inne (a)llahe kāne tevvāben raHīmān

Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

Nisa 4:22كَانَkāne

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبِيلًا

ve lā tenkiHū mā nekeHa ābā'ukum mine n-nisā'i illā mā ḳad selefe innehu kāne fāHişeten ve meḳten ve sā'e sebīlen

Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayasızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur.

Nisa 4:23كَانَkāne

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰتِٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَائِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ الّٰتِي فِي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَائِكُمُ الّٰتِي دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

Hurrimet ǎleykum ummehātukum ve benātukum ve eḣavātukum ve ǎmmātukum ve ḣālātukum ve benātu l-eḣi ve benātu l-uḣti ve ummehātukumu llātī erDeǎ'nekum ve eḣavātukum mine r-raDāǎti ve ummehātu nisāikum ve rabāibukumu llātī fī Hucūrikum min nisāikumu llātī deḣaltum bihinne fe in lem tekūnū deḣaltum bihinne fe lā cunāHa ǎleykum ve Halāilu ebnāikumu (e)lleƶīne min eSlābikum ve en tecmeǔ beyne l-uḣteyni illā mā ḳad selefe inne (a)llahe kāne ğafūran raHīmān

Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikah altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Nisa 4:24كَانَkāne

وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهِ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَاضَيْتُمْ بِهِ مِنْ بَعْدِ الْفَرِيضَةِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

ve l-muHSanātu mine n-nisā'i illā mā meleket eymānukum kitābe (a)llahi ǎleykum ve uHille lekum mā verā'e ƶālikum en tebteğū bi emvālikum muHSinīne ğayra musāfiHīne fe mā stemteǎ'tum bihi minhunne fe ātūhunne ucūrahunne ferīDeten ve lā cunāHa ǎleykum fīmā terāDeytum bihi min beǎ'di l-ferīDeti inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah'ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helal kılındı. Onlardan (nikahlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:29كَانَkāne

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā te'kulū emvālekum beynekum bi l-bāTili illā en tekūne ticāraten ǎn terāDin minkum ve lā teḳtulū enfusekum inne (a)llahe kāne bikum raHīmān

Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.

Nisa 4:32كَانَkāne

وَلَا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللّٰهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَسْـَٔلُوا اللّٰهَ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا

ve lā tetemennev mā feDDele (a)llahu bihi beǎ'Dekum ǎlā beǎ'Din li r-ricāli neSībun mimmā ktesebū ve li n-nisā'i neSībun mimmā ktesebne ve selū (a)llahe min feDlihi inne (a)llahe kāne bi kulli şey'in ǎlīmen

Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri (haset ederek) arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Nisa 4:33كَانَkāne

وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ اَيْمَانُكُمْ فَاٰتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا

ve li kullin ceǎlnā mevāliye mimmā terake l-vālidāni ve l-eḳrabūne ve(e)lleƶīne ǎḳadet eymānukum fe ātūhum neSībehum inne (a)llahe kāne ǎlā kulli şey'in şehīden

(Erkek ve kadından) her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı (ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.

Nisa 4:34كَانَkāne

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُ وَالّٰتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا

r-ricālu ḳavvāmūne ǎlā n-nisā'i bimā feDDele (a)llahu beǎ'Dehum ǎlā beǎ'Din ve bi mā enfeḳū min emvālihim fe S-SāliHātu ḳānitātun HāfiZātun li l-ğaybi bimā HafiZe (a)llahu ve llātī teḣāfūne nuşūzehunne fe ǐZūhunne ve hcurūhunne fī l-meDāciǐ ve Dribūhunne fe in eTaǎ'nekum fe lā tebğū ǎleyhinne sebīlen inne (a)llahe kāne ǎliyyen kebīran

Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkardırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.

Nisa 4:35كَانَkāne

وَاِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَابْعَثُوا حَكَمًا مِنْ اَهْلِهِ وَحَكَمًا مِنْ اَهْلِهَا اِنْ يُرِيدَا اِصْلَاحًا يُوَفِّقِ اللّٰهُ بَيْنَهُمَا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا

ve in ḣiftum şiḳāḳa beynihimā fe b'ǎṧū Hakemen min ehlihi ve Hakemen min ehlihā in yurīdā iSlāHen yuveffiḳi (a)llahu beynehumā inne (a)llahe kāne ǎlīmen ḣabīran

Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da onları uzlaştırır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.

Nisa 4:36كَانَkāne

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْـًٔا وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا

ve ǎ'budū (a)llahe ve lā tuşrikū bihi şey'en ve bi l-vālideyni iHsānen ve bi ƶī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīni ve l-cāri ƶī l-ḳurbā ve l-cāri l-cunubi ve S-SāHibi bi l-cenbi ve bni s-sebīli ve mā meleket eymānukum inne (a)llahe lā yuHibbu men kāne muḣtālen feḣūran

Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.

Nisa 4:43كَانَkāne

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُوا وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدِيكُمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā teḳrabū S-Salāte ve entum sukārā Hattā teǎ'lemū mā teḳūlūne ve lā cunuben illā ǎābirī sebīlin Hattā teğtesilū ve in kuntum merDā ev ǎlā seferin ev cā'e eHadun minkum mine l-ğāiTi ev lāmestumu n-nisā'e fe lem tecidū māen fe teyemmemū Saǐyden Tayyiben fe mseHū bi vucūhikum ve eydīkum inne (a)llahe kāne ǎfuvven ğafūran

Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

Nisa 4:56كَانَkāne

اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا

inne (e)lleƶīne keferū bi āyātinā sevfe nuSlīhim nāran kullemā neDicet culūduhum beddelnāhum culūden ğayrahā li yeƶūḳū l-ǎƶābe inne (a)llahe kāne ǎzīzen Hakīmen

Şüphesiz ayetlerimizi inkar edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:58كَانَkāne

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا

inne (a)llahe ye'murukum en tu'eddū l-emānāti ilā ehlihā ve iƶā Hakemtum beyne n-nāsi en teHkumū bi l-ǎdli inne (a)llahe niǐmmā yeǐZukum bihi inne (a)llahe kāne semīǎn beSīran

Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Nisa 4:73كَاَنْke ensanki

وَلَئِنْ اَصَابَكُمْ فَضْلٌ مِنَ اللّٰهِ لَيَقُولَنَّ كَاَنْ لَمْ تَكُنْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ مَوَدَّةٌ يَالَيْتَنِي كُنْتُ مَعَهُمْ فَاَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا

ve le in eSābekum feDlun mine (a)llahi le yeḳūlenne ke en lem tekun beynekum ve beynehu meveddetun yā leytenī kuntu meǎhum fe efūze fevzen ǎZīmen

Eğer Allah'tan size bir lütuf (zafer) erişse, bu sefer de; sizinle kendisi arasında hiç tanışıklık yokmuş gibi şöyle der: "Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarıya (ganimete) ulaşsaydım."

Nisa 4:76كَانَkāne

اَلَّذِينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا

(e)lleƶīne āmenū yuḳātilūne fī sebīli (a)llahi ve(e)lleƶīne keferū yuḳātilūne fī sebīli T-Tāğūti fe ḳātilū evliyā'e ş-şeyTāni inne keyde ş-şeyTāni kāne Deǐyfen

İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.

Nisa 4:82كَانَkāneolsaydı

اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَۜ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا

e fe lā yetedebberūne l-ḳurāne ve lev kāne min ǐndi ğayri (a)llahi le vecedū fīhi ḣtilāfen keṧīran

Hala Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.

Nisa 4:86كَانَkāne

وَاِذَا حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِاَحْسَنَ مِنْهَا اَوْ رُدُّوهَا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا

ve iƶā Huyyiytum bi teHiyyetin fe Hayyū bi eHsene minhā ev ruddūhā inne (a)llahe kāne ǎlā kulli şey'in Hasīben

Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.

Nisa 4:92كَانَkāne

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا اِلَّا خَطَـًٔا وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِهِٓ اِلَّٓا اَنْ يَصَّدَّقُوا فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِهِ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

ve mā kāne li mu'minin en yeḳtule mu'minen illā ḣaTaen ve men ḳatele mu'minen ḣaTaen fe teHrīru raḳabetin mu'minetin ve diyetun musellemetun ilā ehlihi illā en yeSSaddeḳū fe in kāne min ḳavmin ǎduvvin lekum ve huve mu'minun fe teHrīru raḳabetin mu'minetin ve in kāne min ḳavmin beynekum ve beynehum mīṧāḳun fe diyetun musellemetun ilā ehlihi ve teHrīru raḳabetin mu'minetin fe men lem yecid fe Siyāmu şehrayni mutetābiǎyni tevbeten mine (a)llahi ve kāne (a)llahu ǎlīmen Hakīmen

Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü'min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü'min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü'min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:92كَانَkāneise

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا اِلَّا خَطَـًٔا وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِهِٓ اِلَّٓا اَنْ يَصَّدَّقُوا فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِهِ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

ve mā kāne li mu'minin en yeḳtule mu'minen illā ḣaTaen ve men ḳatele mu'minen ḣaTaen fe teHrīru raḳabetin mu'minetin ve diyetun musellemetun ilā ehlihi illā en yeSSaddeḳū fe in kāne min ḳavmin ǎduvvin lekum ve huve mu'minun fe teHrīru raḳabetin mu'minetin ve in kāne min ḳavmin beynekum ve beynehum mīṧāḳun fe diyetun musellemetun ilā ehlihi ve teHrīru raḳabetin mu'minetin fe men lem yecid fe Siyāmu şehrayni mutetābiǎyni tevbeten mine (a)llahi ve kāne (a)llahu ǎlīmen Hakīmen

Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü'min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü'min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü'min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:92كَانَkāneise

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ اَنْ يَقْتُلَ مُؤْمِنًا اِلَّا خَطَـًٔا وَمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِهِٓ اِلَّٓا اَنْ يَصَّدَّقُوا فَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ عَدُوٍّ لَكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ وَاِنْ كَانَ مِنْ قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ مِيثَاقٌ فَدِيَةٌ مُسَلَّمَةٌ اِلٰٓى اَهْلِهِ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُؤْمِنَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِنَ اللّٰهِ وَكَانَ اللّٰهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

ve mā kāne li mu'minin en yeḳtule mu'minen illā ḣaTaen ve men ḳatele mu'minen ḣaTaen fe teHrīru raḳabetin mu'minetin ve diyetun musellemetun ilā ehlihi illā en yeSSaddeḳū fe in kāne min ḳavmin ǎduvvin lekum ve huve mu'minun fe teHrīru raḳabetin mu'minetin ve in kāne min ḳavmin beynekum ve beynehum mīṧāḳun fe diyetun musellemetun ilā ehlihi ve teHrīru raḳabetin mu'minetin fe men lem yecid fe Siyāmu şehrayni mutetābiǎyni tevbeten mine (a)llahi ve kāne (a)llahu ǎlīmen Hakīmen

Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü'min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü'min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü'min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü'min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ard arda oruç tutması gerekir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa 4:94كَانَkāne

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ فَتَبَيَّنُوا وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ كَذٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوا اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū iƶā Derabtum fī sebīli (a)llahi fe tebeyyenū ve lā teḳūlū li men elḳā ileykumu s-selāme leste mu'minen tebteğūne ǎraDe l-Hayāti d-dunyā fe ǐnde (a)llahi meğānimu keṧīratun ke ƶālike kuntum min ḳablu fe menne (a)llahu ǎleykum fe tebeyyenū inne (a)llahe kāne bimā teǎ'melūne ḣabīran

Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, "Sen mü'min değilsin" demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Nisa 4:102كَانَkāne

وَاِذَا كُنْتَ فِيهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا اَسْلِحَتَهُمْ۠ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَائِكُمْ وَلْتَأْتِ طَائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَنْ تَضَعُوا اَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا

ve iƶā kunte fīhim fe eḳamte lehumu S-Salāte fe l teḳum Tāifetun minhum meǎke ve l ye'ḣuƶū esliHatehum fe iƶā secedū fe l yekūnū min verāikum ve l te'ti Tāifetun uḣrā lem yuSallū fe l yuSallū meǎke ve l ye'ḣuƶū Hiƶrahum ve esliHatehum vedde (e)lleƶīne keferū lev teğfulūne ǎn esliHatikum ve emtiǎtikum fe yemīlūne ǎleykum meyleten vāHideten ve lā cunāHa ǎleykum in kāne bikum eƶen min meTarin ev kuntum merDā en teDeǔ esliHatekum ve ḣuƶū Hiƶrakum inne (a)llahe eǎdde li l-kāfirīne ǎƶāben muhīnen

(Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü'minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekat kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. İnkar edenler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkarcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

Nisa 4:106كَانَkāne

وَاسْتَغْفِرِ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

ve steğfiri (a)llahe inne (a)llahe kāne ğafūran raHīmān

Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Nisa 4:107كَانَkāne

وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا اَثِيمًا

ve lā tucādil ǎni (e)lleƶīne yeḣtānūne enfusehum inne (a)llahe lā yuHibbu men kāne ḣavvānen eṧīmen

Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkarı sevmez.

Nisa 4:127كَانَkāne

وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللّٰهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاءِ الّٰتِي لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْوِلْدَانِ وَاَنْ تَقُومُوا لِلْيَتَامٰى بِالْقِسْطِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِهِ عَلِيمًا

ve yesteftūneke fī n-nisā'i ḳuli (a)llahu yuftīkum fīhinne ve mā yutlā ǎleykum fī l-kitābi fī yetāmā n-nisā'i llātī lā tu'tūnehunne mā kutibe le hunne ve terğabūne en tenkiHūhunne ve l-musteD'ǎfīne mine l-vildāni ve en teḳūmū li l-yetāmā bi l-ḳisTi ve mā tef'ǎlū min ḣayrin fe inne (a)llahe kāne bihi ǎlīmen

Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: "Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor." Kitapta, kendilerine (verilmesi) farz kılınan (miras)ı vermediğiniz ve evlenmek istediğiniz yetim kızlara, zavallı çocuklara ve yetimlere adil davranmanıza dair, size okunmakta olan ayetler de bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.

Nisa 4:128كَانَkāne

وَاِنِ امْرَاَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا اَوْ اِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا اَنْ يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَالصُّلْحُ خَيْرٌ وَاُحْضِرَتِ الْاَنْفُسُ الشُّحَّ وَاِنْ تُحْسِنُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

ve ini mraetun ḣāfet min beǎ'lihā nuşūzen ev iǎ'rāDan fe lā cunāHa ǎleyhimā en yuSliHā beynehumā SulHen ve S-SulHu ḣayrun ve uHDirati l-enfusu ş-şuHHa ve in tuHsinū ve tetteḳū fe inne (a)llahe kāne bimā teǎ'melūne ḣabīran

Eğer bir kadın kocasının, kendisine kötü davranmasından, yahut yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Nisa 4:129كَانَkāne

وَلَنْ تَسْتَطِيعُوا اَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلَا تَمِيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ وَاِنْ تُصْلِحُوا وَتَتَّقُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

ve len testeTīǔ en teǎ'dilū beyne n-nisā'i ve lev HaraStum fe lā temīlū kulle l-meyli fe teƶerūhā ke l-muǎlleḳati ve in tuSliHū ve tetteḳū fe inne (a)llahe kāne ğafūran raHīmān

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.

Nisa 4:134كَانَkāne

مَنْ كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ الدُّنْيَا فَعِنْدَ اللّٰهِ ثَوَابُ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَكَانَ اللّٰهُ سَمِيعًا بَصِيرًا

men kāne yurīdu ṧevābe d-dunyā fe ǐnde (a)llahi ṧevābu d-dunyā ve l-āḣirati ve kāne (a)llahu semīǎn beSīran

Kim dünya sevabı (nimeti) istiyorsa (bilsin ki), dünya sevabı da, ahiret sevabı da Allah katındadır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

Nisa 4:135كَانَkāneolandır

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبِينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقِيرًا فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُٓ۫ا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū kūnū ḳavvāmīne bi l-ḳisTi şuhedā'e li (a)llahi ve lev ǎlā enfusikum evi l-vālideyni ve l-eḳrabīne in yekun ğaniyyen ev feḳīran fe(a)llahu evlā bihimā fe lā tettebiǔ l-hevā en teǎ'dilū ve in telvū ev tuǎ'riDū fe inne (a)llahe kāne bimā teǎ'melūne ḣabīran

Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Nisa 4:141كَانَkāne(nasib)olursa

اَلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِرِينَ نَصِيبٌ قَالُوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا

(e)lleƶīne yeterabbeSūne bikum fe in kāne lekum fetHun mine (a)llahi ḳālū e lem nekun meǎkum ve in kāne li l-kāfirīne neSībun ḳālū e lem nesteHviƶ ǎleykum ve nemneǎ'kum mine l-mu'minīne fe(a)llahu yeHkumu beynekum yevme l-ḳiyāmeti ve len yec'ǎle (a)llahu li l-kāfirīne ǎlā l-mu'minīne sebīlen

Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kafirlerin (zaferden) bir payı olursa, "Size üstünlük sağlayıp sizi mü'minlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü'minlerin aleyhine kafirlere hiçbir yol vermeyecektir.

Nisa 4:141كَانَkāneolursa

اَلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِرِينَ نَصِيبٌ قَالُوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا

(e)lleƶīne yeterabbeSūne bikum fe in kāne lekum fetHun mine (a)llahi ḳālū e lem nekun meǎkum ve in kāne li l-kāfirīne neSībun ḳālū e lem nesteHviƶ ǎleykum ve nemneǎ'kum mine l-mu'minīne fe(a)llahu yeHkumu beynekum yevme l-ḳiyāmeti ve len yec'ǎle (a)llahu li l-kāfirīne ǎlā l-mu'minīne sebīlen

Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa, "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kafirlerin (zaferden) bir payı olursa, "Size üstünlük sağlayıp sizi mü'minlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü'minlerin aleyhine kafirlere hiçbir yol vermeyecektir.

Nisa 4:149كَانَkāne

اِنْ تُبْدُوا خَيْرًا اَوْ تُخْفُوهُ اَوْ تَعْفُوا عَنْ سُوءٍ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا

in tubdū ḣayran ev tuḣfūhu ev teǎ'fū ǎn sū'in fe inne (a)llahe kāne ǎfuvven ḳadīran

Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Maide 5:104كَانَkāne

وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ

ve iƶā ḳīle lehum teǎālev ilā mā enzele (a)llahu ve ilā r-rasūli ḳālū Hasbunā mā vecednā ǎleyhi ābā'enā e ve lev kāne ābā'uhum lā yeǎ'lemūne şey'en ve lā yehtedūne

Onlara, "Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve Peygamber'e gelin" denildiğinde onlar, "Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter" derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?

Maide 5:106كَانَkāneolsa

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الْاٰثِمِينَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū şehādetu beynikum iƶā HaDera eHadekumu l-mevtu Hīne l-veSiyyeti ṧnāni ƶevā ǎdlin minkum ev āḣarāni min ğayrikum in entum Derabtum fī l-erDi fe eSābetkum muSībetu l-mevti teHbisūnehumā min beǎ'di S-Salāti fe yuḳsimāni bi(a)llahi ini rtebtum lā neşterī bihi ṧemenen ve lev kāne ƶā ḳurbā ve lā nektumu şehādete (a)llahi innā iƶen le mine l-āṧimīne

Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, "Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin ederler.

En'am 6:11كَانَkāneolmuş

قُلْ سِيرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

ḳul sīrū fī l-erDi ṧumme nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mukeƶƶibīne

De ki: "Yeryüzünde gezin dolaşın da (Peygamberleri) yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün."

En'am 6:35كَانَkāne

وَاِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ اِعْرَاضُهُمْ فَاِنِ اسْتَطَعْتَ اَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْاَرْضِ اَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِاٰيَةٍ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدٰى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ

ve in kāne kebura ǎleyke iǎ'rāDuhum fe ini steTaǎ'te en tebteğiye nefeḳan fī l-erDi ev sullemen fī s-semāi fe te'tiyehum bi āyetin ve lev şā'e (a)llahu le cemeǎhum ǎlā l-hudā fe lā tekūnenne mine l-cāhilīne

Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O halde, sakın cahillerden olma.

En'am 6:122كَانَkāneiken

اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

e ve men kāne meyten fe eHyeynāhu ve ceǎlnā lehu nūran yemşī bihi fī n-nāsi ke men meṧeluhu fī Z-Zulumāti leyse bi ḣāricin minhā ke ƶālike zuyyine li l-kāfirīne mā kānū yeǎ'melūne

Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kafirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.

En'am 6:136كَانَkāneolan

وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَائِهِمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ

ve ceǎlū li (a)llahi mimmā ƶerae mine l-Harṧi ve l-'en'ǎāmi neSīben fe ḳālū hāƶā li (a)llahi bi zeǎ'mihim ve hāƶā li şurakāinā fe mā kāne li şurakāihim fe lā yeSilu ilā (a)llahi ve mā kāne li (a)llahi fe huve yeSilu ilā şurakāihim sā'e mā yeHkumūne

Allah'ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O'na bir pay ayırdılar ve akıllarınca, "Şu, Allah için, şu da bizim ortaklarımız (putlarımız) için" dediler. Ortakları için olan Allah'ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor.. Ne kötü hükmediyorlar!

En'am 6:136كَانَkāneolan (ise)

وَجَعَلُوا لِلّٰهِ مِمَّا ذَرَاَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْاَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُوا هٰذَا لِلّٰهِ بِزَعْمِهِمْ وَهٰذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلَا يَصِلُ اِلَى اللّٰهِ وَمَا كَانَ لِلّٰهِ فَهُوَ يَصِلُ اِلٰى شُرَكَائِهِمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ

ve ceǎlū li (a)llahi mimmā ƶerae mine l-Harṧi ve l-'en'ǎāmi neSīben fe ḳālū hāƶā li (a)llahi bi zeǎ'mihim ve hāƶā li şurakāinā fe mā kāne li şurakāihim fe lā yeSilu ilā (a)llahi ve mā kāne li (a)llahi fe huve yeSilu ilā şurakāihim sā'e mā yeHkumūne

Allah'ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O'na bir pay ayırdılar ve akıllarınca, "Şu, Allah için, şu da bizim ortaklarımız (putlarımız) için" dediler. Ortakları için olan Allah'ınkine eklenmiyor. Allah için olan ise ortaklarınkine ekleniyor.. Ne kötü hükmediyorlar!

En'am 6:152كَانَkāneolsa da

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ اِلَّا بِالَّتِي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُ وَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَاِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُوا ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

ve lā teḳrabū māle l-yetīmi illā bi(e)lletī hiye eHsenu Hattā yebluğa eşuddehu ve evfū l-keyle ve l-mīzāne bi l-ḳisTi lā nukellifu nefsen illā vus'ǎhā ve iƶā ḳultum fe ǎ'dilū ve lev kāne ƶā ḳurbā ve bi ǎhdi (a)llahi evfū ƶālikum veSSākum bihi leǎllekum teƶekkerūne

Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa adil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.

En'am 6:161كَانَkāneO değildi

قُلْ اِنَّنِي هَدٰينِي رَبِّي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِلَّةَ اِبْرٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

ḳul innenī hedānī rabbī ilā SirāTin musteḳīmin dīnen ḳiyemen millete ibrāhīme Hanīfen ve mā kāne mine l-muşrikīne

De ki: "Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk'a yönelen İbrahim'in dinine iletti. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi."

A'raf 7:5كَانَkāne

فَمَا كَانَ دَعْوٰيهُمْ اِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

fe mā kāne deǎ'vāhum iƶ cā'ehum be'sunā illā en ḳālū innā kunnā Zālimīne

Azabımız kendilerine geldiğinde, "(Biz bunu hak ettik.) Gerçekten biz zalimler olmuştuk" demekten başka söyleyecekleri kalmamıştı.

A'raf 7:39كَانَkāne

وَقَالَتْ اُو۫لٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ

ve ḳālet ūlāhum li uḣrāhum fe mā kāne lekum ǎleynā min feDlin fe ƶūḳū l-ǎƶābe bimā kuntum teksibūne

Öncekiler sonrakilere, "Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın" derler.

A'raf 7:70كَانَkāneoldukları

قَالُوا اَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللّٰهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

ḳālū e ci'tenā li neǎ'bude (a)llahe veHdehu ve neƶera mā kāne yeǎ'budu ābā'unā fe 'tinā bimā teǐdunā in kunte mine S-Sādiḳīne

Onlar, "Sen bize tek Allah'a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir" dediler.

A'raf 7:82كَانَkāneolmadı

وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

ve mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū eḣricūhum min ḳaryetikum innehum unāsun yeteTahherūne

Kavminin cevabı ise sadece, "Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!.." demek oldu.

A'raf 7:84كَانَkāneoldu

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ

ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mucrimīne

Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.

A'raf 7:86كَانَkāneoldu

وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِهِ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاذْكُرُوا اِذْ كُنْتُمْ قَلِيلًا فَكَثَّرَكُمْ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ

ve lā teḳ'ǔdū bi kulli SirāTin tūǐdūne ve teSuddūne ǎn sebīli (a)llahi men āmene bihi ve tebğūnehā ǐvecen ve ƶkurū iƶ kuntum ḳalīlen fe keṧṧerakum ve nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mufsidīne

"Bir de, tehdit ederek Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmek, Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?"

A'raf 7:87كَانَkāneise

وَاِنْ كَانَ طَائِفَةٌ مِنْكُمْ اٰمَنُوا بِالَّذِي اُرْسِلْتُ بِهِ وَطَائِفَةٌ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُ بَيْنَنَا وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ

ve in kāne Tāifetun minkum āmenū bi(e)lleƶī ursiltu bihi ve Tāifetun lem yu'minū fe Sbirū Hattā yeHkume (a)llahu beynenā ve huve ḣayru l-Hākimīne

"Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."

A'raf 7:92كَاَنْke ensanki gibi oldular

اَلَّذِينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا اَلَّذِينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَانُوا هُمُ الْخَاسِرِينَ

(e)lleƶīne keƶƶebū şuǎyben ke en lem yeğnev fīhā (e)lleƶīne keƶƶebū şuǎyben kānū humu l-ḣāsirīne

Şu'ayb'ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu.

A'raf 7:103كَانَkāneoldu

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ فَظَلَمُوا بِهَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ

ṧumme beǎṧnā min beǎ'dihim mūsā bi āyātinā ilā fir'ǎvne ve meleihi fe Zelemū bihā fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mufsidīne

Sonra onların ardından Musa'yı, apaçık mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkar ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.

A'raf 7:137كَانَkāne

وَاَوْرَثْنَا الْقَوْمَ الَّذِينَ كَانُوا يُسْتَضْعَفُونَ مَشَارِقَ الْاَرْضِ وَمَغَارِبَهَا الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ الْحُسْنٰى عَلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ بِمَا صَبَرُوا وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُ وَمَا كَانُوا يَعْرِشُونَ

ve evraṧnā l-ḳavme (e)lleƶīne kānū yusteD'ǎfūne meşāriḳa l-erDi ve meğāribehā lletī bāraknā fīhā ve temmet kelimetu rabbike l-Husnā ǎlā benī isrāīle bimā Saberū ve demmernā mā kāne yeSneǔ fir'ǎvnu ve ḳavmuhu ve mā kānū yeǎ'rişūne

Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.

Enfal 8:32كَانَkāneise

وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

ve iƶ ḳālū (a)llahumme in kāne hāƶā huve l-Haḳḳa min ǐndike fe emTir ǎleynā Hicāraten mine s-semāi evi 'tinā bi ǎƶābin elīmin

Hani onlar, "Ey Allah'ım, eğer şu (Kur'an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir" demişlerdi.

Enfal 8:33كَانَkānedeğildi

وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

ve mā kāne (a)llahu li yuǎƶƶibehum ve ente fīhim ve mā kāne (a)llahu muǎƶƶibehum ve hum yesteğfirūne

Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.

Enfal 8:33كَانَkānedeğildi

وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

ve mā kāne (a)llahu li yuǎƶƶibehum ve ente fīhim ve mā kāne (a)llahu muǎƶƶibehum ve hum yesteğfirūne

Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.

Enfal 8:35كَانَkāneolan

وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ اِلَّا مُكَاءً وَتَصْدِيَةً فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ

ve mā kāne Salātuhum ǐnde l-beyti illā mukā'en ve teSdiyeten fe ƶūḳū l-ǎƶābe bimā kuntum tekfurūne

Onların, Ka'be'nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. Öyle ise (ey müşrikler) inkar etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.

Enfal 8:42كَانَkāne

اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي الْمِيعَادِ وَلٰكِنْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيٰى مَنْ حَيَّ عَنْ بَيِّنَةٍ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَمِيعٌ عَلِيمٌ

iƶ entum bi l-ǔdveti d-dunyā ve hum bi l-ǔdveti l-ḳuSvā ve r-rakbu esfele minkum ve lev tevāǎdtum le ḣteleftum fī l-mīǎādi ve lākin li yeḳDiye (a)llahu emran kāne mef'ǔlen li yehlike men heleke ǎn beyyinetin ve yeHyā men Hayye ǎn beyyinetin ve inne (a)llahe le semīǔn ǎlīmun

Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şayet buluşmak üzere sözleşmiş olsaydınız (durumu fark edince) sözleşmenizde ayrılığa düşerdiniz (savaşa yanaşmazdınız). Fakat Allah, olacak bir işi (mü'minlerin zaferini) gerçekleştirmek için böyle yaptı ki, ölen açık bir delille ölsün, yaşayan da açık bir delille yaşasın. Şüphesiz Allah, elbette hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Enfal 8:44كَانَkāne

وَاِذْ يُرِيكُمُوهُمْ اِذِ الْتَقَيْتُمْ فِي اَعْيُنِكُمْ قَلِيلًا وَيُقَلِّلُكُمْ فِي اَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ

ve iƶ yurīkumūhum iƶi lteḳaytum fī eǎ'yunikum ḳalīlen ve yuḳallilukum fī eǎ'yunihim li yeḳDiye (a)llahu emran kāne mef'ǔlen ve ilā (a)llahi turceǔ l-umūru

Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. Bütün işler Allah'a döndürülür.

Enfal 8:67كَانَkāneyakışmaz

مَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَكُونَ لَهُ اَسْرٰى حَتّٰى يُثْخِنَ فِي الْاَرْضِ تُرِيدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ يُرِيدُ الْاٰخِرَةَ وَاللّٰهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

mā kāne li nebiyyin en yekūne lehu esrā Hattā yuṧḣine fī l-erDi turīdūne ǎraDe d-dunyā ve(a)llahu yurīdu l-āḣirate ve(a)llahu ǎzīzun Hakīmun

Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hakim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, halbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Tevbe 9:17كَانَkāneyoktur

مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ اَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللّٰهِ شَاهِدِينَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِ اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ وَفِي النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ

mā kāne li l-muşrikīne en yeǎ'murū mesācide (a)llahi şāhidīne ǎlā enfusihim bi l-kufri ulāike HabiTat eǎ'māluhum ve fī n-nāri hum ḣālidūne

Allah'a ortak koşanların, inkarlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah'ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedi kalacaklardır.

Tevbe 9:24كَانَkāneise

قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِهِ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

ḳul in kāne ābā'ukum ve ebnā'ukum ve iḣvānukum ve ezvācukum ve ǎşīratukum ve emvālun ḳteraftumūhā ve ticāratun teḣşevne kesādehā ve mesākinu terDevnehā eHabbe ileykum mine (a)llahi ve rasūlihi ve cihādin fī sebīlihi fe terabbeSū Hattā ye'tiye (a)llahu bi emrihi ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme l-fāsiḳīne

De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah'tan, peygamberinden ve O'nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez."

Tevbe 9:42كَانَkāneolsaydı

لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

lev kāne ǎraDan ḳarīben ve seferan ḳāSiden lāttebeǔke ve lākin beǔdet ǎleyhimu ş-şuḳḳatu ve se yeHlifūne bi(a)llahi levi steTaǎ'nā le ḣaracnā meǎkum yuhlikūne enfusehum ve(a)llahu yeǎ'lemu innehum le kāƶibūne

Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helake sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.

Tevbe 9:70كَانَkānedeğildi

اَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَاُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ اِبْرٰهِيمَ وَاَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِ اَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

e lem ye'tihim nebeu (e)lleƶīne min ḳablihim ḳavmi nūHin ve ǎādin ve ṧemūde ve ḳavmi ibrāhīme ve eSHābi medyene ve l-mu'tefikāti etethum rusuluhum bi l-beyyināti fe mā kāne (a)llahu li yeZlimehum ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin; İbrahim'in kavminin; Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. (Ama inanmadılar, Allah da onları cezalandırdı.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Tevbe 9:113كَانَkāneyoktur

مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا اُو۬لِي قُرْبٰى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَحِيمِ

mā kāne li n-nebiyyi ve(e)lleƶīne āmenū en yesteğfirū li l-muşrikīne ve lev kānū ūlī ḳurbā min beǎ'di mā tebeyyene lehum ennehum eSHābu l-ceHīmi

Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah'a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü'minlere.

Tevbe 9:114كَانَkānedeğildir

وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرٰهِيمَ لِاَبِيهِ اِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَا اِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ اَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّٰهِ تَبَرَّاَ مِنْهُ اِنَّ اِبْرٰهِيمَ لَاَوَّاهٌ حَلِيمٌ

ve mā kāne stiğfāru ibrāhīme li ebīhi illā ǎn mev'ǐdetin veǎdehā iyyāhu fe lemmā tebeyyene lehu ennehu ǎduvvun li (a)llahi teberrae minhu inne ibrāhīme le evvāhun Halīmun

İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.

Tevbe 9:115كَانَkānedeğildir

وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ اِذْ هَدٰيهُمْ حَتّٰى يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

ve mā kāne (a)llahu li yuDille ḳavmen beǎ'de iƶ hedāhum Hattā yubeyyine lehum mā yetteḳūne inne (a)llahe bi kulli şey'in ǎlīmun

Doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Tevbe 9:120كَانَkāneonlara yakışmaz

مَا كَانَ لِاَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَلَا يَطَؤُ۫نَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ

mā kāne li ehli l-medīneti ve men Havlehum mine l-eǎ'rābi en yeteḣallefū ǎn rasūli (a)llahi ve lā yerğabū bi enfusihim ǎn nefsihi ƶālike bi ennehum lā yuSībuhum Zemeun ve lā neSabun ve lā meḣmeSatun fī sebīli (a)llahi ve lā yeTaūne mevTien yeğīZu l-kuffāra ve lā yenālūne min ǎduvvin neylen illā kutibe lehum bihi ǎmelun SāliHun inne (a)llahe lā yuDīǔ ecra l-muHsinīne

Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevilere, Allah'ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükafatını elbette zayi etmez.

Tevbe 9:122كَانَkāne

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ

ve mā kāne l-mu'minūne li yenfirū kāffeten fe levlā nefera min kulli firḳatin minhum Tāifetun li yetefeḳḳahū fī d-dīni ve li yunƶirū ḳavmehum iƶā raceǔ ileyhim leǎllehum yeHƶerūne

(Ne var ki) mü'minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.

Yunus 10:12كَاَنْke engibi

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهِ اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَائِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَا اِلٰى ضُرٍّ مَسَّهُ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

ve iƶā messe l-insāne D-Durru deǎānā li cenbihi ev ḳāǐden ev ḳāimen fe lemmā keşefnā ǎnhu Durrahu merra ke en lem yed'ǔnā ilā Durrin messehu ke ƶālike zuyyine li l-musrifīne mā kānū yeǎ'melūne

İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her halinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir.

Yunus 10:19كَانَkānedeğildir

وَمَا كَانَ النَّاسُ اِلَّٓا اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُوا وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ فِيمَا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

ve mā kāne n-nāsu illā ummeten vāHideten fe ḣtelefū ve levlā kelimetun sebeḳat min rabbike le ḳuDiye beynehum fīmā fīhi yeḣtelifūne

İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di.

Yunus 10:24كَاَنْke engibi

اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

innemā meṧelu l-Hayāti d-dunyā ke māin enzelnāhu mine s-semāi fe ḣteleTa bihi nebātu l-erDi mimmā ye'kulu n-nāsu ve l-'en'ǎāmu Hattā iƶā eḣaƶeti l-erDu zuḣrufehā ve zzeyyenet ve Zenne ehluhā ennehum ḳādirūne ǎleyhā etāhā emrunā leylen ev nehāran fe ceǎlnāhā HaSīden ke en lem teğne bi l-emsi ke ƶālike nufeSSilu l-āyāti li ḳavmin yetefekkerūne

Dünya hayatının hali, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hali gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hale getiririz. İşte düşünen bir toplum için, ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.

Yunus 10:37كَانَkānedeğildir

وَمَا كَانَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ اَنْ يُفْتَرٰى مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ

ve mā kāne hāƶā l-ḳurānu en yufterā min dūni (a)llahi ve lākin teSdīḳa elleƶī beyne yedeyhi ve tefSīle l-kitābi lā raybe fīhi min rabbi l-ǎālemīne

Bu Kur'an, Allah'tan (indirilmiş olup) başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o, kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab'ı (Allah'ın Levh-i Mahfuz'daki yazısını) açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. (O) alemlerin Rabbi tarafındandır.

Yunus 10:39كَانَkāneolduğuna

بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحِيطُوا بِعِلْمِهِ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوِيلُهُ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ

bel keƶƶebū bimā lem yuHīTū bi ǐlmihi ve lemmā ye'tihim te'vīluhu ke ƶālike keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu Z-Zālimīne

Hayır öyle değil. Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de (peygamberleri ve onlara indirilen kitapları) böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu.

Yunus 10:45كَاَنْke ensanki gibi

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُوا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللّٰهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ

ve yevme yeHşuruhum ke en lem yelbeṧū illā sāǎten mine n-nehāri yeteǎārafūne beynehum ḳad ḣasira (e)lleƶīne keƶƶebū bi liḳā'i (a)llahi ve mā kānū muhtedīne

Onları yeniden diriltip hepsini bir araya toplayacağı gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamışlar (yeni ayrılmışlar) gibi, aralarında tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar, ziyana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır.

Yunus 10:71كَانَkāneise

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامِي وَتَذْكِيرِي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ

ve tlu ǎleyhim nebee nūHin iƶ ḳāle li ḳavmihi yā ḳavmi in kāne kebura ǎleykum meḳāmī ve teƶkīrī bi āyāti (a)llahi fe ǎlā (a)llahi tevekkeltu fe ecmiǔ emrakum ve şurakā'ekum ṧumme lā yekun emrukum ǎleykum ğummeten ṧumme ḳDū ileyye ve lā tunZirūni

Nuh'un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah'ın ayetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah'a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!

Yunus 10:73كَانَkāneolduğuna

فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ

fe keƶƶebūhu fe necceynāhu ve men meǎhu fī l-fulki ve ceǎlnāhum ḣalāife ve eğraḳnā (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-munƶerīne

Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!

Yunus 10:100كَانَkānemümkün

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ

ve mā kāne li nefsin en tu'mine illā bi iƶni (a)llahi ve yec'ǎlu r-ricse ǎlā (e)lleƶīne lā yeǎ'ḳilūne

Allah'ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.

Hud 11:15كَانَkāne

مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لَا يُبْخَسُونَ

men kāne yurīdu l-Hayāte d-dunyā ve zīnetehā nuveffi ileyhim eǎ'mālehum fīhā ve hum fīhā lā yubḣasūne

Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar.

Hud 11:17كَانَkāneolan

اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَامًا وَرَحْمَةً اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُ فَلَا تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ

e fe men kāne ǎlā beyyinetin min rabbihi ve yetlūhu şāhidun minhu ve min ḳablihi kitābu mūsā imāmen ve raHmeten ulāike yu'minūne bihi ve men yekfur bihi mine l-eHzābi fe n-nāru mev'ǐduhu fe lā teku fī miryetin minhu innehu l-Haḳḳu min rabbike ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yu'minūne

Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur'an) ve bir de ondan (Kur'an'dan) önce bir önder ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Musa'nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir. İşte bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkar ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.

Hud 11:20كَانَkāne

اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِزِينَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُ مَا كَانُوا يَسْتَطِيعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ

ulāike lem yekūnū muǎ'cizīne fī l-erDi ve mā kāne lehum min dūni (a)llahi min evliyā'e yuDāǎfu lehumu l-ǎƶābu mā kānū yesteTīǔne s-sem'ǎ ve mā kānū yubSirūne

Onlar yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah'tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar (gerçekleri) işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı.

Hud 11:34كَانَkāne

وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْحِي اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللّٰهُ يُرِيدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

ve lā yenfeǔkum nuSHī in eradtu en enSaHa lekum in kāne (a)llahu yurīdu en yuğviyekum huve rabbukum ve ileyhi turceǔne

Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz.

Hud 11:68كَاَنْke ensanki

كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ

ke en lem yeğnev fīhā elā inne ṧemūde keferū rabbehum elā buǎ'den li ṧemūde

Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semud kavmi Rablerini inkar etti. (Yine) biliniz ki Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.

Hud 11:95كَاَنْke ensanki

كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا اَلَا بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ

ke en lem yeğnev fīhā elā buǎ'den li medyene ke mā beǐdet ṧemūdu

Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.

Hud 11:116كَانَkānebulunmalı

فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَلِيلًا مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْ وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَا اُتْرِفُوا فِيهِ وَكَانُوا مُجْرِمِينَ

fe levlā kāne mine l-ḳurūni min ḳablikum ūlū beḳiyyetin yenhevne ǎni l-fesādi fī l-erDi illā ḳalīlen mimmen enceynā minhum ve ttebeǎ (e)lleƶīne Zelemū mā utrifū fīhi ve kānū mucrimīne

Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkar kimseler oldular.

Hud 11:117كَانَkānedeğildi

وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ

ve mā kāne rabbuke li yuhlike l-ḳurā bi Zulmin ve ehluhā muSliHūne

Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez.

Yusuf 12:7كَانَkānevardır

لَقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَاِخْوَتِهِٓ اٰيَاتٌ لِلسَّائِلِينَ

le ḳad kāne fī yūsufe ve iḣvetihi āyātun li s-sāilīne

Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır.

Yusuf 12:26كَانَkāneise

قَالَ هِيَ رَاوَدَتْنِي عَنْ نَفْسِي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَا اِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِبِينَ

ḳāle hiye rāvedetnī ǎn nefsī ve şehide şāhidun min ehlihā in kāne ḳamīSuhu ḳudde min ḳubulin fe Sadeḳat ve huve mine l-kāƶibīne

Yusuf, "O, benden arzusunu elde etmek istedi" dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: "Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o (Yusuf) yalancılardandır."

Yusuf 12:27كَانَkāneise

وَاِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِقِينَ

ve in kāne ḳamīSuhu ḳudde min duburin fe keƶebet ve huve mine S-Sādiḳīne

"Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. O (Yusuf) ise, doğru söyleyenlerdendir."

Yusuf 12:38كَانَkāne

وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاءِٓي اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ

ve ttebeǎ'tu millete ābāī ibrāhīme ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe mā kāne lenā en nuşrike bi(a)llahi min şey'in ƶālike min feDli (a)llahi ǎleynā ve ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeşkurūne

"Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim, Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler."

Yusuf 12:68كَانَkāneidi

وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْ مَا كَانَ يُغْنِي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَا وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

ve lemmā deḣalū min Hayṧu emerahum ebūhum mā kāne yuğnī ǎnhum mine (a)llahi min şey'in illā Hāceten fī nefsi yeǎ'ḳūbe ḳaDāhā ve innehu le ƶū ǐlmin li mā ǎllemnāhu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne

Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Yusuf 12:76كَانَkāneidi

فَبَدَاَ بِاَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاءِ اَخِيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِنْ وِعَاءِ اَخِيهِ كَذٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ اَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ اِلَّٓا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ

fe bedee bi ev'ǐyetihim ḳable viǎā'i eḣīhi ṧumme steḣracehā min viǎā'i eḣīhi ke ƶālike kidnā lī yūsufe mā kāne li ye'ḣuƶe eḣāhu fī dīni l-meliki illā en yeşā'e (a)llahu nerfeǔ deracātin men neşā'u ve fevḳa kulli ƶī ǐlmin ǎlīmun

Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra su kabını kardeşinin yükünden çıkardı. İşte biz Yusuf'a böyle bir plan öğrettik. Yoksa kralın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.

Yusuf 12:109كَانَkāneolduğunu

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا اَفَلَا تَعْقِلُونَ

ve mā erselnā min ḳablike illā ricālen nūHī ileyhim min ehli l-ḳurā e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve le dāru l-āḣirati ḣayrun li(e)lleƶīne tteḳav e fe lā teǎ'ḳilūne

Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

Yusuf 12:111كَانَkāne

لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

le ḳad kāne fī ḳaSaSihim ǐbratun li ūlī l-elbābi mā kāne Hadīṧen yufterā ve lākin teSdīḳa elleƶī beyne yedeyhi ve tefSīle kulli şey'in ve huden ve raHmeten li ḳavmin yu'minūne

Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur'an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.

Yusuf 12:111كَانَkāne(bu) değildir

لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

le ḳad kāne fī ḳaSaSihim ǐbratun li ūlī l-elbābi mā kāne Hadīṧen yufterā ve lākin teSdīḳa elleƶī beyne yedeyhi ve tefSīle kulli şey'in ve huden ve raHmeten li ḳavmin yu'minūne

Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur'an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.

Ra'd 13:32كَانَkāneimiş

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَاَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ

ve le ḳadi stuhzie bi rusulin min ḳablike fe emleytu li(e)lleƶīne keferū ṧumme eḣaƶtuhum fe keyfe kāne ǐḳābi

Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkar edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!

Ra'd 13:38كَانَkānemümkün

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ

ve leḳad erselnā rusulen min ḳablike ve ceǎlnā lehum ezvācen ve ƶurriyyeten ve mā kāne li rasūlin en ye'tiye bi āyetin illā bi iƶni (a)llahi li kulli ecelin kitābun

Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin (vadenin) bir yazısı vardır.

İbrahim 14:10كَانَkāneolduğu-

قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى قَالُوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا تُرِيدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

ḳālet rusuluhum e fī (a)llahi şekkun fāTiri s-semāvāti ve l-erDi yed'ǔkum li yeğfira lekum min ƶunūbikum ve yu'eḣḣirakum ilā ecelin musemmen ḳālū in entum illā beşerun miṧlunā turīdūne en teSuddūnā ǎmmā kāne yeǎ'budu ābā'unā fe 'tūnā bi sulTānin mubīnin

Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Halbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, "Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin" dediler.

İbrahim 14:11كَانَkāneimkanımız

قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

ḳālet lehum rusuluhum in neHnu illā beşerun miṧlukum ve lākinne (a)llahe yemunnu ǎlā men yeşā'u min ǐbādihi ve mā kāne lenā en ne'tiyekum bi sulTānin illā bi iƶni (a)llahi ve ǎlā (a)llahi fe l yetevekkeli l-mu'minūne

Peygamberleri, onlara dedi ki: "Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah'ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler."

İbrahim 14:22كَانَkāne

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّ اِنِّي كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

ve ḳāle ş-şeyTānu lemmā ḳuDiye l-emru inne (a)llahe veǎdekum veǎ'de l-Haḳḳi ve veǎdtukum fe eḣleftukum ve mā kāne li ye ǎleykum min sulTānin illā en deǎvtukum fe stecebtum lī fe lā telūmūnī ve lūmū enfusekum mā enā bi muSriḣikum ve mā entum bi muSriḣiyye innī kefertu bimā eşraktumūni min ḳablu inne Z-Zālimīne lehum ǎƶābun elīmun

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır."

İbrahim 14:46كَانَkāneolsa bile

وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّٰهِ مَكْرُهُمْ وَاِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ

ve ḳad mekerū mekrahum ve ǐnde (a)llahi mekruhum ve in kāne mekruhum li tezūle minhu l-cibālu

Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah, onu bilir).

Hicr 15:78كَانَkāneidiler

وَاِنْ كَانَ اَصْحَابُ الْاَيْكَةِ لَظَالِمِينَ

ve in kāne eSHābu l-eyketi le Zālimīne

"Eyke" halkı da şüphesiz zalim idiler.

Nahl 16:36كَانَkāneolmuş

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

ve leḳad beǎṧnā fī kulli ummetin rasūlen eni ǎ'budū (a)llahe ve ctenibū T-Tāğūte fe minhum men hedā (a)llahu ve minhum men Haḳḳat ǎleyhi D-Delāletu fe sīrū fī l-erDi fe nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mukeƶƶibīne

Andolsun biz, her ümmete, "Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının" diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

Nahl 16:120كَانَkāneidi

اِنَّ اِبْرٰهِيمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَنِيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

inne ibrāhīme kāne ummeten ḳāniten li (a)llahi Hanīfen ve lem yeku mine l-muşrikīne

Şüphesiz İbrahim, Allah'a itaat eden, hakka yönelen bir önder idi. Allah'a ortak koşanlardan değildi.

Nahl 16:123كَانَkānedeğildi

ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

ṧumme evHaynā ileyke eni ttebiǎ' millete ibrāhīme Hanīfen ve mā kāne mine l-muşrikīne

Sonra da sana, "Hakka yönelen İbrahim'in dinine uy. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi" diye vahyettik.

İsra 17:3كَانَkāneidi

ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ اِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا

ƶurriyyete men Hamelnā meǎ nūHin innehu kāne ǎbden şekūran

Ey kendilerini Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu.

İsra 17:18كَانَkāneise

مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فِيهَا مَا نَشَاءُ لِمَنْ نُرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَ يَصْلٰيهَا مَذْمُومًا مَدْحُورًا

men kāne yurīdu l-ǎācilete ǎccelnā lehu fīhā mā neşā'u li men nurīdu ṧumme ceǎlnā lehu cehenneme yeSlāhā meƶmūmen medHūran

Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekan yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.

İsra 17:19كَانَkāne

وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُورًا

ve men erāde l-āḣirate ve seǎā lehā seǎ'yehā ve huve mu'minun fe ulāike kāne seǎ'yuhum meşkūran

Kim de mü'min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.

İsra 17:20كَانَkānedeğildir

كُلًّا نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَاءِ رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا

kullen numiddu hā'ulā'i ve hā'ulā'i min ǎTā'i rabbike ve mā kāne ǎTā'u rabbike meHZūran

Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir.

İsra 17:25كَانَkāne

رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ اِنْ تَكُونُوا صَالِحِينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّابِينَ غَفُورًا

rabbukum eǎ'lemu bimā fī nufūsikum in tekūnū SāliHīne fe innehu kāne li l-evvābīne ğafūran

Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.

İsra 17:30كَانَkāne

اِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا

inne rabbeke yebsuTu r-rizḳa li men yeşā'u ve yeḳdiru innehu kāne bi ǐbādihi ḣabīran beSīran

Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.

İsra 17:31كَانَkāne

وَلَا تَقْتُلُوا اَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ اِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَاِيَّاكُمْ اِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـًٔا كَبِيرًا

ve lā teḳtulū evlādekum ḣaşyete imlāḳin neHnu nerzuḳuhum ve iyyākum inne ḳatlehum kāne ḣiT'en kebīran

Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.

İsra 17:32كَانَkāne

وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاءَ سَبِيلًا

ve lā teḳrabū z-zinā innehu kāne fāHişeten ve sā'e sebīlen

Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.

İsra 17:33كَانَkāne

وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِ اِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا

ve lā teḳtulū n-nefse lletī Harrame (a)llahu illā bi l-Haḳḳi ve men ḳutile meZlūmen fe ḳad ceǎlnā li veliyyihi sulTānen fe lā yusrif fī l-ḳatli innehu kāne menSūran

Haklı bir sebep olmadıkça, Allah'ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

İsra 17:34كَانَkāne

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ اِلَّا بِالَّتِي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا

ve lā teḳrabū māle l-yetīmi illā bi(e)lletī hiye eHsenu Hattā yebluğa eşuddehu ve evfū bi l-ǎhdi inne l-ǎhde kāne mes'ūlen

Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.

İsra 17:36كَانَkāne

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤٰادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُ۫لًا

ve lā teḳfu mā leyse leke bihi ǐlmun inne s-sem'ǎ ve l-beSara ve l-fu'āde kullu ulāike kāne ǎnhu mes'ūlen

Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.

İsra 17:38كَانَkāneolandır

كُلُّ ذٰلِكَ كَانَ سَيِّئُهُ عِنْدَ رَبِّكَ مَكْرُوهًا

kullu ƶālike kāne seyyiuhu ǐnde rabbike mekrūhen

Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir.

İsra 17:42كَانَkāneolsaydı

قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ اِذًا لَابْتَغَوْا اِلٰى ذِي الْعَرْشِ سَبِيلًا

ḳul lev kāne meǎhu ālihetun ke mā yeḳūlūne iƶen lābteğav ilā ƶī l-ǎrşi sebīlen

De ki: "Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah'la beraber (başka) ilahlar olsaydı, o zaman o ilahlar da Arş'ın sahibine ulaşmak için elbette bir yol ararlardı.

İsra 17:44كَانَkāne

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ اِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا

tusebbiHu lehu s-semāvātu s-seb'ǔ ve l-erDu ve men fīhinne ve in min şey'in illā yusebbiHu bi Hamdihi ve lākin lā tefḳahūne tesbīHahum innehu kāne Halīmen ğafūran

Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah'ı tespih ederler. Her şey O'nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halim'dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.

İsra 17:53كَانَkāne

وَقُلْ لِعِبَادِي يَقُولُوا الَّتِي هِيَ اَحْسَنُ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوًّا مُبِينًا

ve ḳul li ǐbādī yeḳūlū lletī hiye eHsenu inne ş-şeyTāne yenzeğu beynehum inne ş-şeyTāne kāne li l-insāni ǎduvven mubīnen

Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.

İsra 17:57كَانَkāne

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ اِلٰى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا

ulāike (e)lleƶīne yed'ǔne yebteğūne ilā rabbihimu l-vesīlete eyyuhum eḳrabu ve yercūne raHmetehu ve yeḣāfūne ǎƶābehu inne ǎƶābe rabbike kāne meHƶūran

Onların yalvardıkları bu varlıklar, "hangimiz daha yakın olacağız" diye Rablerine vesile ararlar. O'nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur.

İsra 17:58كَانَkāne

وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا

ve in min ḳaryetin illā neHnu muhlikūhā ḳable yevmi l-ḳiyāmeti ev muǎƶƶibūhā ǎƶāben şedīden kāne ƶālike fī l-kitābi mesTūran

Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap'ta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış bulunuyor.

İsra 17:66كَانَkāne

رَبُّكُمُ الَّذِي يُزْجِي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ اِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا

rabbukumu elleƶī yuzcī lekumu l-fulke fī l-baHri li tebteğū min feDlihi innehu kāne bikum raHīmān

Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütendir. Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir.

İsra 17:72كَانَkāneolan

وَمَنْ كَانَ فِي هٰذِهِٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَبِيلًا

ve men kāne fī hāƶihi eǎ'mā fe huve fī l-āḣirati eǎ'mā ve eDellu sebīlen

Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır.

İsra 17:78كَانَkāne

اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا

eḳimi S-Salāte li dulūki ş-şemsi ilā ğaseḳi l-leyli ve ḳur'āne l-fecri inne ḳur'āne l-fecri kāne meşhūden

Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı'ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.

İsra 17:81كَانَkāne

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا

ve ḳul cā'e l-Haḳḳu ve zeheḳa l-bāTilu inne l-bāTile kāne zehūḳan

De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkumdur."

İsra 17:83كَانَkāne

وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِهِ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ كَانَ يَؤُ۫سًا

ve iƶā en'ǎmnā ǎlā l-insāni eǎ'raDe ve neā bi cānibihi ve iƶā messehu ş-şerru kāne yeūsen

İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer.

İsra 17:87كَانَkāne

اِلَّا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ اِنَّ فَضْلَهُ كَانَ عَلَيْكَ كَبِيرًا

illā raHmeten min rabbike inne feDlehu kāne ǎleyke kebīran

Ancak Rabbin'den bir rahmet olarak böyle yapmadık. Çünkü O'nun sana olan lütfu büyüktür.

İsra 17:88كَانَkāneolsalar

قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰٓى اَنْ يَأْتُوا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا

ḳul le ini ctemeǎti l-insu ve l-cinnu ǎlā en ye'tū bi miṧli hāƶā l-ḳurāni lā ye'tūne bi miṧlihi ve lev kāne beǎ'Duhum li beǎ'Din Zehīran

De ki: "Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur'an'ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler."

İsra 17:95كَانَkāneolsaydı

قُلْ لَوْ كَانَ فِي الْاَرْضِ مَلٰٓئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ مَلَكًا رَسُولًا

ḳul lev kāne fī l-erDi melāiketun yemşūne muTmeinnīne le nezzelnā ǎleyhim mine s-semāi meleken rasūlen

De ki: "Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine) yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik."

İsra 17:96كَانَkāne

قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا

ḳul kefā bi(a)llahi şehīden beynī ve beynekum innehu kāne bi ǐbādihi ḣabīran beSīran

De ki: "Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O, kullarından hakkıyla haberdardır, onları hakkıyla görendir."

İsra 17:108كَانَkāne

وَيَقُولُونَ سُبْحَانَ رَبِّنَا اِنْ كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولًا

ve yeḳūlūne subHāne rabbinā in kāne veǎ'du rabbinā le mef'ǔlen

"Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin va'di mutlaka gerçekleşecektir" derler.

Kehf 18:43كَانَkāneolmadı

وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًا

ve lem tekun lehu fietun yenSurūnehu min dūni (a)llahi ve mā kāne munteSiran

Onun, Allah'tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.

Kehf 18:50كَانَkāne(O) idi

وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُوا اِلَّٓا اِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ اَمْرِ رَبِّهِ اَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا

ve iƶ ḳulnā li l-melāiketi scudū li ādeme fe secedū illā iblīse kāne mine l-cinni fe feseḳa ǎn emri rabbihi e fe tetteḣiƶūnehu ve ƶurriyyetehu evliyā'e min dūnī ve hum lekum ǎduvvun bi'se li Z-Zālimīne bedelen

Hani biz meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis'ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis'i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!

Kehf 18:109كَانَkāneolsa

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا

ḳul lev kāne l-baHru midāden li kelimāti rabbī le nefide l-baHru ḳable en tenfede kelimātu rabbī ve lev ci'nā bi miṧlihi mededen

De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi."

Kehf 18:110كَانَkāneise

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ اَحَدًا

ḳul innemā enā beşerun miṧlukum yūHā ileyye ennemā ilāhukum ilāhun vāHidun fe men kāne yercū liḳā'e rabbihi fe l yeǎ'mel ǎmelen SāliHen ve lā yuşrik bi ǐbādeti rabbihi eHaden

De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, 'Sizin ilah'ınız ancak bir tek ilahtır" diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın."

Meryem 19:28كَانَkānedeğildi

يَاأُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّا

yā uḣte hārūne mā kāne ebūki mrae sev'in ve mā kānet ummuki beğiyyen

"Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi."

Meryem 19:29كَانَkāneolan

فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا

fe eşārat ileyhi ḳālū keyfe nukellimu men kāne fī l-mehdi Sabiyyen

Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler.

Meryem 19:35كَانَkāneyakışmaz

مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍ سُبْحَانَهُ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

mā kāne li (a)llahi en yetteḣiƶe min veledin subHānehu iƶā ḳaDā emran fe innemā yeḳūlu lehu kun fe yekūnu

Allah'ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece "ol!" der ve o da oluverir.

Meryem 19:41كَانَkāneidi

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰهِيمَ اِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَبِيًّا

ve ƶkur fī l-kitābi ibrāhīme innehu kāne Siddīḳan nebiyyen

Kitap'ta İbrahim'i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.

Meryem 19:44كَانَkāne

يَاأَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِيًّا

yā ebeti lā teǎ'budi ş-şeyTāne inne ş-şeyTāne kāne li r-raHmāni ǎSiyyen

"Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan Rahman'a isyankar olmuştur."

Meryem 19:47كَانَkāne

قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي اِنَّهُ كَانَ بِي حَفِيًّا

ḳāle selāmun ǎleyke se esteğfiru leke rabbī innehu kāne bī Hafiyyen

İbrahim, şöyle dedi: "Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır."

Meryem 19:51كَانَkāneidi

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰى اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا

ve ƶkur fī l-kitābi mūsā innehu kāne muḣleSen ve kāne rasūlen nebiyyen

Kitap'ta, Musa'yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resul, bir nebi idi.

Meryem 19:54كَانَkāne-idi

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰعِيلَ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا

ve ƶkur fī l-kitābi ismāǐyle innehu kāne Sādiḳa l-veǎ'di ve kāne rasūlen nebiyyen

Kitap'ta İsmail'i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resul, bir nebi idi.

Meryem 19:56كَانَkāneidi

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْرِيسَ اِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَبِيًّا

ve ƶkur fī l-kitābi idrīse innehu kāne Siddīḳan nebiyyen

Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.

Meryem 19:61كَانَkāne

جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا

cennāti ǎdnin lletī veǎde r-raHmānu ǐbādehu bi l-ğaybi innehu kāne veǎ'duhu me'tiyyen

(60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahman'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O'nun va'di kesinlikle gerçekleşir.

Meryem 19:63كَانَkāne

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا

tilke l-cennetu lletī nūriṧu min ǐbādinā men kāne teḳiyyen

İşte bu, kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.

Meryem 19:64كَانَkāne

وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا

ve mā netenezzelu illā bi emri rabbike lehu mā beyne eydīnā ve mā ḣalfenā ve mā beyne ƶālike ve mā kāne rabbuke nesiyyen

(Cebrail, şöyle dedi:) "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O'nundur. Rabbin unutkan değildir."

Meryem 19:71كَانَkāne(bu)

وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا

ve in minkum illā vāriduhā kāne ǎlā rabbike Hatmen meḳDiyyen

(Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.

Meryem 19:75كَانَkāneise

قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّا حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا

ḳul men kāne fī D-Delāleti fe l yemdud lehu r-raHmānu medden Hattā iƶā raev mā yūǎdūne immā l-ǎƶābe ve immā s-sāǎte fe se yeǎ'lemūne men huve şerrun mekānen ve eD'ǎfu cunden

(Ey Muhammed!) De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahman onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.

Enbiya 21:22كَانَkāneolsaydı

لَوْ كَانَ فِيهِمَا اٰلِهَةٌ اِلَّا اللّٰهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

lev kāne fīhimā ālihetun illā (a)llahu le fesedetā fe subHāne (a)llahi rabbi l-ǎrşi ǎmmā yeSifūne

Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş'ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.

Enbiya 21:47كَانَkāneolsa

وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَا وَكَفٰى بِنَا حَاسِبِينَ

ve neDeǔ l-mevāzīne l-ḳisTa li yevmi l-ḳiyāmeti fe lā tuZlemu nefsun şey'en ve in kāne miṧḳāle Habbetin min ḣardelin eteynā bihā ve kefā binā Hāsibīne

Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.

Enbiya 21:99كَانَkāneolsalardı

لَوْ كَانَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اٰلِهَةً مَا وَرَدُوهَا وَكُلٌّ فِيهَا خَالِدُونَ

lev kāne hā'ulā'i āliheten mā veradūhā ve kullun fīhā ḣālidūne

Eğer onlar ilah olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır.

Hac 22:15كَانَkāneise

مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ

men kāne yeZunnu en len yenSurahu (a)llahu fī d-dunyā ve l-āḣirati fe l yemdud bi sebebin ilā s-semāi ṧumme l yeḳTaǎ' fe l yenZur hel yuƶhibenne keyduhu mā yeğīZu

Her kim ona (Muhammed'e) Allah'ın dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa hemen tavana bir ip çeksin, sonra kendini assın da bir baksın; başvurduğu (bu yöntem), öfkelendiği şeyi giderecek mi?

Hac 22:44كَانَkāneoldu

وَاَصْحَابُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسٰى فَاَمْلَيْتُ لِلْكَافِرِينَ ثُمَّ اَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

ve eSHābu medyene ve kuƶƶibe mūsā fe emleytu li l-kāfirīne ṧumme eḣaƶtuhum fe keyfe kāne nekīri

(43-44) İbrahim'in kavmi ile Lut'un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Musa da yalanlandı ve nihayet o inkarcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkar etmek nasılmış, (gördüler).

Mü'minun 23:91كَانَkāneyoktur

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَ

mā tteḣaƶe (a)llahu min veledin ve mā kāne meǎhu min ilāhin iƶen le ƶehebe kullu ilāhin bimā ḣaleḳa ve le ǎlā beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din subHāne (a)llahi ǎmmā yeSifūne

(91-92) Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O'nunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen alemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.

Mü'minun 23:109كَانَkāneidi

اِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ

innehu kāne ferīḳun min ǐbādī yeḳūlūne rabbenā āmennā fe ğfir lenā ve rHamnā ve ente ḣayru r-rāHimīne

Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.

Nur 24:7كَانَkāneise

وَالْخَامِسَةُ اَنَّ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ

ve l-ḣāmisetu enne leǎ'nete (a)llahi ǎleyhi in kāne mine l-kāƶibīne

(6-7) Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.

Nur 24:9كَانَkāne(kocası) ise

وَالْخَامِسَةَ اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَا اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ

ve l-ḣāmisete enne ğaDebe (a)llahi ǎleyhā in kāne mine S-Sādiḳīne

(8-9) Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah'ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır.

Nur 24:51كَانَkāne

اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ اِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

innemā kāne ḳavle l-mu'minīne iƶā duǔ ilā (a)llahi ve rasūlihi li yeHkume beynehum en yeḳūlū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve ulāike humu l-mufliHūne

Aralarında hüküm vermek için Allah'a (Kur'an'a) ve Resulüne davet edildiklerinde, mü'minlerin söyleyeceği söz ancak, "işittik ve iman ettik" demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Furkan 25:6كَانَkāne

قُلْ اَنْزَلَهُ الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

ḳul enzelehu elleƶī yeǎ'lemu s-sirra fī s-semāvāti ve l-erDi innehu kāne ğafūran raHīmān

(Ey Muhammed!) De ki: "O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir."

Furkan 25:16كَانَkānebu

لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَ خَالِدِينَ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْؤُ۫لًا

lehum fīhā mā yeşā'ūne ḣālidīne kāne ǎlā rabbike veǎ'den mes'ūlen

Ebedi olarak kalacakları orada onlar için diledikleri her şey vardır. Bu, Rabbinin uhdesine aldığı, (yerine getirilmesi) istenen bir va'didir.

Furkan 25:18كَانَkānedeğildi

قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنْبَغِي لَنَا اَنْ نَتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنْ مَتَّعْتَهُمْ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا

ḳālū subHāneke mā kāne yenbeğī lenā en netteḣiƶe min dūnike min evliyā'e ve lākin metteǎ'tehum ve ābā'ehum Hattā nesū ƶ-ƶikra ve kānū ḳavmen būran

Onlar, "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helake giden bir toplum oldular" derler.

Furkan 25:65كَانَkāne

وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا

ve(e)lleƶīne yeḳūlūne rabbenā Srif ǎnnā ǎƶābe cehenneme inne ǎƶābehā kāne ğarāmen

Onlar, şöyle diyenlerdir: "Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helaktir!"

Şuara 26:8كَانَkānedeğillerdir

اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Şüphesiz bunlarda (Allah'ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.

Şuara 26:67كَانَkāne

اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

Şuara 26:86كَانَkāne

وَاغْفِرْ لِاَبِٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ

ve ğfir li ebī innehu kāne mine D-Dāllīne

"Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır."

Şuara 26:103كَانَkāneolmazlar

اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.

Şuara 26:121كَانَkānedeğildir

اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Şuara 26:139كَانَkānedeğildir

فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

fe keƶƶebūhu fe ehleknāhum inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Şuara 26:158كَانَkānedeğildir

فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

fe eḣaƶehumu l-ǎƶābu inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Şuara 26:174كَانَkānedeğildir

اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Şuara 26:189كَانَkāneidi

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

fe keƶƶebūhu fe eḣaƶehum ǎƶābu yevmi Z-Zulleti innehu kāne ǎƶābe yevmin ǎZīmin

Onlar Şu'ayb'ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.

Şuara 26:190كَانَkānedeğildir

اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Neml 27:14كَانَkāneoldu

وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا اَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ

ve ceHadū bihā ve steyḳanethā enfusuhum Zulmen ve ǔluvven fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mufsidīne

Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Neml 27:20كَانَkāne(mı) oldu?

وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا اَرَى الْهُدْهُدَ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ

ve tefeḳḳade T-Tayra fe ḳāle mā li ye lā erā l-hudhude em kāne mine l-ğāibīne

Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"

Neml 27:51كَانَkāneoldu

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَعِينَ

fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu mekrihim ennā demmernāhum ve ḳavmehum ecmeǐyne

Bak, onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekun helak ettik.

Neml 27:56كَانَkāneoldu

فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُٓوا اٰلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

fe mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū eḣricū āle lūTin min ḳaryetikum innehum unāsun yeteTahherūne

Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: "Lut'un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)"

Neml 27:60كَانَkānemümkün

اَمَّنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَنْبَتْنَا بِهِ حَدَائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَا ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ

e mmen ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe ve enzele lekum mine s-semāi māen fe enbetnā bihi Hadāiḳa ƶāte behcetin mā kāne lekum en tunbitū şecerahā e ilāhun meǎ (a)llahi bel hum ḳavmun yeǎ'dilūne

Yahut gökleri ve yeri yaratan ve size gökten yağmur indirip, onunla, ağaçlarını sizin yetiştiremeyeceğiniz gönül alıcı güzel bahçeler meydana getiren mi? Allah ile birlikte başka ilah mı var!? Hayır, onlar (Allah'a) eş tutan bir kavimdir.

Neml 27:69كَانَkāneolduğunu

قُلْ سِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ

ḳul sīrū fī l-erDi fe nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mucrimīne

De ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."

Kasas 28:4كَانَkāneidi

اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْيِ نِسَاءَهُمْ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ

inne fir'ǎvne ǎlā fī l-erDi ve ceǎle ehlehā şiyeǎn yesteD'ǐfu Tāifeten minhum yuƶebbiHu ebnā'ehum ve yesteHyī nisā'ehum innehu kāne mine l-mufsidīne

Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.

Kasas 28:40كَانَkāneoldu

فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ

fe eḣaƶnāhu ve cunūdehu fe nebeƶnāhum fī l-yemmi fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu Z-Zālimīne

Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık (Orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!

Kasas 28:59كَانَkānedeğildir

وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى حَتّٰى يَبْعَثَ فِي اُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرٰٓى اِلَّا وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ

ve mā kāne rabbuke muhlike l-ḳurā Hattā yeb'ǎṧe fī ummihā rasūlen yetlū ǎleyhim āyātinā ve mā kunnā muhlikī l-ḳurā illā ve ehluhā Zālimūne

Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helak edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helak etmeyiz.

Kasas 28:68كَانَkānedeğildir

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَيَخْتَارُ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

ve rabbuke yeḣluḳu mā yeşā'u ve yeḣtāru mā kāne lehumu l-ḣiyeratu subHāne (a)llahi ve teǎālā ǎmmā yuşrikūne

Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir.

Kasas 28:76كَانَkāneidi

اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسٰى فَبَغٰى عَلَيْهِمْ وَاٰتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا اِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُٓواُ بِالْعُصْبَةِ اُ۬ولِي الْقُوَّةِ اِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحِينَ

inne ḳārūne kāne min ḳavmi mūsā fe beğā ǎleyhim ve āteynāhu mine l-kunūzi mā inne mefātiHahu le tenū'u bi l-ǔSbeti ūlī l-ḳuvveti iƶ ḳāle lehu ḳavmuhu lā tefraH inne (a)llahe lā yuHibbu l-feriHīne

Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: "Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez."

Kasas 28:81كَانَkāneolmadı

فَخَسَفْنَا بِهِ وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۗ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِرِينَ

fe ḣasefnā bihi ve bi dārihi l-erDe fe mā kāne lehu min fietin yenSurūnehu min dūni (a)llahi ve mā kāne mine l-munteSirīne

Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah'a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!

Kasas 28:81كَانَkānedeğildi

فَخَسَفْنَا بِهِ وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۗ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُنْتَصِرِينَ

fe ḣasefnā bihi ve bi dārihi l-erDe fe mā kāne lehu min fietin yenSurūnehu min dūni (a)llahi ve mā kāne mine l-munteSirīne

Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah'a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!

Ankebut 29:5كَانَkāneise

مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

men kāne yercū liḳā'e (a)llahi fe inne ecele (a)llahi lātin ve huve s-semīǔ l-ǎlīmu

Her kim Allah'a kavuşmayı umarsa, bilsin ki Allah'ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Ankebut 29:24كَانَkāneolmadı

فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰيهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

fe mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū ḳtulūhu ev Harriḳūhu fe encāhu (a)llahu mine n-nāri inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yu'minūne

(İbrahim'in) kavminin cevabı, "Onu öldürün veya yakın" demekten ibaret oldu. Allah da onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.

Ankebut 29:29كَانَkāneolmadı

اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِي نَادِيكُمُ الْمُنْكَرَ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

e innekum le te'tūne r-ricāle ve teḳTaǔne s-sebīle ve te'tūne fī nādīkumu l-munkera fe mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū 'tinā bi ǎƶābi (a)llahi in kunte mine S-Sādiḳīne

"Siz hala erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?" Kavminin cevabı, "Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah'ın azabını getir bize" demeden ibaret oldu.

Ankebut 29:40كَانَkānedeğildi

فَكُلًّا اَخَذْنَا بِذَنْبِهِ فَمِنْهُمْ مَنْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُمْ مَنْ اَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْاَرْضَ وَمِنْهُمْ مَنْ اَغْرَقْنَا وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

fe kullen eḣaƶnā bi ƶenbihi fe minhum men erselnā ǎleyhi HāSiben ve minhum men eḣaƶethu S-SayHatu ve minhum men ḣasefnā bihi l-erDe ve minhum men eğraḳnā ve mā kāne (a)llahu li yeZlimehum ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Rum 30:9كَانَkāneolduğuna

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim kānū eşedde minhum ḳuvveten ve eṧārū l-erDe ve ǎmerūhā ekṧera mimmā ǎmerūhā ve cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti fe mā kāne (a)llahu li yeZlimehum ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

(Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Rum 30:9كَانَkānedeğildi

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim kānū eşedde minhum ḳuvveten ve eṧārū l-erDe ve ǎmerūhā ekṧera mimmā ǎmerūhā ve cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti fe mā kāne (a)llahu li yeZlimehum ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

(Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Rum 30:10كَانَkāneoldu

ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

ṧumme kāne ǎāḳibete (e)lleƶīne esā'ū s-sūā en keƶƶebū bi āyāti (a)llahi ve kānū bihā yestehziūne

Sonra, Allah'ın ayetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu.

Rum 30:42كَانَkāneolduğuna

قُلْ سِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلُ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِكِينَ

ḳul sīrū fī l-erDi fe nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablu kāne ekṧeruhum muşrikīne

De ki: "Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın." Onların çoğu Allah'a ortak koşan kimselerdi.

Rum 30:42كَانَkāneidi

قُلْ سِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلُ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِكِينَ

ḳul sīrū fī l-erDi fe nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablu kāne ekṧeruhum muşrikīne

De ki: "Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın." Onların çoğu Allah'a ortak koşan kimselerdi.

Lokman 31:7كَاَنْke ensanki

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ فِي اُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

ve iƶā tutlā ǎleyhi āyātunā vellā mustekbiran ke en lem yesmeǎ'hā keenne fī uƶuneyhi veḳran fe beşşirhu bi ǎƶābin elīmin

Ona ayetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele.

Lokman 31:7كَاَنَّkeennesanki

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ فِي اُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

ve iƶā tutlā ǎleyhi āyātunā vellā mustekbiran ke en lem yesmeǎ'hā keenne fī uƶuneyhi veḳran fe beşşirhu bi ǎƶābin elīmin

Ona ayetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele.

Lokman 31:21كَانَkāneolsa da mı?

وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّعِيرِ

ve iƶā ḳīle lehumu ttebiǔ mā enzele (a)llahu ḳālū bel nettebiǔ mā vecednā ǎleyhi ābā'enā e ve lev kāne ş-şeyTānu yed'ǔhum ilā ǎƶābi s-seǐyri

Kendilerine, "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiği zaman, "Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" derler. Şeytan, kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı?

Secde 32:5كَانَkāne

يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ

yudebbiru l-emra mine s-semāi ilā l-erDi ṧumme yeǎ'rucu ileyhi fī yevmin kāne miḳdāruhu elfe senetin mimmā teǔddūne

Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O'na yükselir.

Secde 32:18كَانَkānehiç olur mu?

اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًا لَا يَسْتَوُ۫نَ

e fe men kāne mu'minen ke men kāne fāsiḳan lā yestevūne

Hiç mü'min, fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar.

Secde 32:18كَانَkāneolan

اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًا لَا يَسْتَوُ۫نَ

e fe men kāne mu'minen ke men kāne fāsiḳan lā yestevūne

Hiç mü'min, fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar.

Ahzab 33:1كَانَkāne

يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللّٰهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

yā eyyuhā n-nebiyyu tteḳi (a)llahe ve lā tuTiǐ l-kāfirīne ve l-munāfiḳīne inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

Ey Peygamber! Allah'a karşı gelmekten sakın. Kafirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Ahzab 33:2كَانَkāne

وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

ve ttebiǎ' mā yūHā ileyke min rabbike inne (a)llahe kāne bimā teǎ'melūne ḣabīran

Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Ahzab 33:6كَانَkāne

اَلنَّبِيُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُٓ اُمَّهَاتُهُمْ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ اِلَّٓا اَنْ تَفْعَلُوا اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِكُمْ مَعْرُوفًا كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا

n-nebiyyu evlā bi l-mu'minīne min enfusihim ve ezvācuhu ummehātuhum ve ūlū l-erHāmi beǎ'Duhum evlā bi beǎ'Din fī kitābi (a)llahi mine l-mu'minīne ve l-muhācirīne illā en tef'ǎlū ilā evliyāikum meǎ'rūfen kāne ƶālike fī l-kitābi mesTūran

Peygamber, mü'minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü'minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah'ın Kitab'ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü'minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap'ta yazılıdır.

Ahzab 33:21كَانَkānevardır

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثِيرًا

le ḳad kāne lekum fī rasūli (a)llahi usvetun Hasenetun li men kāne yercū (a)llahe ve l-yevme l-āḣira ve ƶekera (a)llahe keṧīran

Andolsun, Allah'ın Resulünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

Ahzab 33:21كَانَkāne

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثِيرًا

le ḳad kāne lekum fī rasūli (a)llahi usvetun Hasenetun li men kāne yercū (a)llahe ve l-yevme l-āḣira ve ƶekera (a)llahe keṧīran

Andolsun, Allah'ın Resulünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

Ahzab 33:24كَانَkāne

لِيَجْزِيَ اللّٰهُ الصَّادِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ اِنْ شَاءَ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا

li yecziye (a)llahu S-Sādiḳīne bi Sidḳihim ve yuǎƶƶibe l-munāfiḳīne in şā'e ev yetūbe ǎleyhim inne (a)llahe kāne ğafūran raHīmān

Bunun böyle olması Allah'ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükafatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi yahut onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Ahzab 33:34كَانَkāne

وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا

ve ƶkurne mā yutlā fī buyūtikunne min āyāti (a)llahi ve l-Hikmeti inne (a)llahe kāne leTīfen ḣabīran

Siz evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.

Ahzab 33:36كَانَkāne

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُبِينًا

ve mā kāne li mu'minin ve lā mu'minetin iƶā ḳaDā (a)llahu ve rasūluhu emran en yekūne lehumu l-ḣiyeratu min emrihim ve men yeǎ'Si (a)llahe ve rasūlehu fe ḳad Delle Delālen mubīnen

Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.

Ahzab 33:38كَانَkāne

مَا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ فِيمَا فَرَضَ اللّٰهُ لَهُ سُنَّةَ اللّٰهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ قَدَرًا مَقْدُورًا

mā kāne ǎlā n-nebiyyi min Haracin fīmā feraDe (a)llahu lehu sunnete (a)llahi fī (e)lleƶīne ḣalev min ḳablu ve kāne emru (a)llahi ḳaderan meḳdūran

Allah'ın, kendisine farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi konusunda peygambere bir darlık yoktur. Daha önce gelip geçen peygamberler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.

Ahzab 33:40كَانَkāne

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّنَ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا

mā kāne muHammedun ebā eHadin min ricālikum ve lākin rasūle (a)llahi ve ḣāteme n-nebiyyīne ve kāne (a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmen

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Ahzab 33:53كَانَkāne

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ اِلَّٓا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ اِنٰيهُ وَلٰكِنْ اِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِ مِنْكُمْ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْيِ مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَا اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِهِ اَبَدًا اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظِيمًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tedḣulū buyūte n-nebiyyi illā en yu'ƶene lekum ilā Taǎāmin ğayra nāZirīne ināhu ve lākin iƶā duǐytum fe dḣulū fe iƶā Taǐmtum fe nteşirū ve lā muste'nisīne li Hadīṧin inne ƶālikum kāne yu'ƶī n-nebiyye fe yesteHyī minkum ve(a)llahu lā yesteHyī mine l-Haḳḳi ve iƶā seeltumūhunne metāǎn fe selūhunne min verā'i Hicābin ƶālikum eTheru li ḳulūbikum ve ḳulūbihinne ve mā kāne lekum en tu'ƶū rasūle (a)llahi ve lā en tenkiHū ezvācehu min beǎ'dihi ebeden inne ƶālikum kāne ǐnde (a)llahi ǎZīmen

Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber'in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber'i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah'ın Resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.

Ahzab 33:53كَانَkāne

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ اِلَّٓا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ اِنٰيهُ وَلٰكِنْ اِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِ مِنْكُمْ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْيِ مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَا اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِهِ اَبَدًا اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظِيمًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tedḣulū buyūte n-nebiyyi illā en yu'ƶene lekum ilā Taǎāmin ğayra nāZirīne ināhu ve lākin iƶā duǐytum fe dḣulū fe iƶā Taǐmtum fe nteşirū ve lā muste'nisīne li Hadīṧin inne ƶālikum kāne yu'ƶī n-nebiyye fe yesteHyī minkum ve(a)llahu lā yesteHyī mine l-Haḳḳi ve iƶā seeltumūhunne metāǎn fe selūhunne min verā'i Hicābin ƶālikum eTheru li ḳulūbikum ve ḳulūbihinne ve mā kāne lekum en tu'ƶū rasūle (a)llahi ve lā en tenkiHū ezvācehu min beǎ'dihi ebeden inne ƶālikum kāne ǐnde (a)llahi ǎZīmen

Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber'in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber'i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah'ın Resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.

Ahzab 33:53كَانَkāne

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ اِلَّٓا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ اِنٰيهُ وَلٰكِنْ اِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِ مِنْكُمْ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْيِ مِنَ الْحَقِّ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَا اَنْ تَنْكِحُوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِهِ اَبَدًا اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظِيمًا

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tedḣulū buyūte n-nebiyyi illā en yu'ƶene lekum ilā Taǎāmin ğayra nāZirīne ināhu ve lākin iƶā duǐytum fe dḣulū fe iƶā Taǐmtum fe nteşirū ve lā muste'nisīne li Hadīṧin inne ƶālikum kāne yu'ƶī n-nebiyye fe yesteHyī minkum ve(a)llahu lā yesteHyī mine l-Haḳḳi ve iƶā seeltumūhunne metāǎn fe selūhunne min verā'i Hicābin ƶālikum eTheru li ḳulūbikum ve ḳulūbihinne ve mā kāne lekum en tu'ƶū rasūle (a)llahi ve lā en tenkiHū ezvācehu min beǎ'dihi ebeden inne ƶālikum kāne ǐnde (a)llahi ǎZīmen

Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber'in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber'i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah'ın Resulüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.

Ahzab 33:54كَانَkāne

اِنْ تُبْدُوا شَيْـًٔا اَوْ تُخْفُوهُ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا

in tubdū şey'en ev tuḣfūhu fe inne (a)llahe kāne bi kulli şey'in ǎlīmen

Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Ahzab 33:55كَانَkāne

لَا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ فِي اٰبَٓائِهِنَّ وَلَا اَبْنَٓائِهِنَّ وَلَا اِخْوَانِهِنَّ وَلَا اَبْنَٓاءِ اِخْوَانِهِنَّ وَلَا اَبْنَٓاءِ اَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ وَاتَّقِينَ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا

lā cunāHa ǎleyhinne fī ābāihinne ve lā ebnāihinne ve lā iḣvānihinne ve lā ebnā'i iḣvānihinne ve lā ebnā'i eḣavātihinne ve lā nisāihinne ve lā mā meleket eymānuhunne ve tteḳīne (a)llahe inne (a)llahe kāne ǎlā kulli şey'in şehīden

Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü'min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.

Ahzab 33:72كَانَkāne

اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

innā ǎraDnā l-emānete ǎlā s-semāvāti ve l-erDi ve l-cibāli fe ebeyne en yeHmilnehā ve eşfeḳne minhā ve Hamelehā l-insānu innehu kāne Zelūmen cehūlen

Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.

Sebe 34:15كَانَkānevardır

لَقَدْ كَانَ لِسَبَاٍ فِي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌ جَنَّتَانِ عَنْ يَمِينٍ وَشِمَالٍ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ

le ḳad kāne li sebein fī meskenihim āyetun cennetāni ǎn yemīnin ve şimālin kulū min rizḳi rabbikum ve şkurū lehu beldetun Tayyibetun ve rabbun ğafūrun

Andolsun, Sebe' halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir."

Sebe 34:21كَانَkāneyoktu

وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يُؤْمِنُ بِالْاٰخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِي شَكٍّ وَرَبُّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ

ve mā kāne lehu ǎleyhim min sulTānin illā li neǎ'leme men yu'minu bi l-āḣirati mimmen huve minhā fī şekkin ve rabbuke ǎlā kulli şey'in HafīZun

Oysa şeytanın onlar üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktu. Ancak ahirete inananları, onun hakkında şüphe içinde bulunanlardan ayırt edelim diye (ona bu fırsatı verdik). Senin Rabbin her şey üzerinde hakiki bir koruyucudur.

Sebe 34:43كَانَkāneolduğu(tanrılar)-

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا رَجُلٌ يُرِيدُ اَنْ يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَقَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌ مُفْتَرًى وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ

ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳālū mā hāƶā illā raculun yurīdu en yeSuddekum ǎmmā kāne yeǎ'budu ābā'ukum ve ḳālū mā hāƶā illā ifkun mufteran ve ḳāle (e)lleƶīne keferū li l-Haḳḳi lemmā cā'ehum in hāƶā illā siHrun mubīnun

Ayetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, "Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır" dediler. Bir de, "Bu (Kur'an), uydurulmuş bir yalandır" dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkar edenler, "Bu, ancak apaçık bir büyüdür" dediler.

Sebe 34:45كَانَkāneoldu

وَكَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَا اٰتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُلِي فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

ve keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim ve mā beleğū miǎ'şāra mā āteynāhum fe keƶƶebū rusulī fe keyfe kāne nekīri

Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Halbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu!

Fatır 35:10كَانَkāneise

مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ

men kāne yurīdu l-ǐzzete fe li (a)llahi l-ǐzzetu cemīǎn ileyhi yeS'ǎdu l-kelimu T-Tayyibu ve l-ǎmelu S-SāliHu yerfeǔhu ve(e)lleƶīne yemkurūne s-seyyiāti lehum ǎƶābun şedīdun ve mekru ulāike huve yebūru

Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah'a aittir. Güzel sözler ancak O'na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar.

Fatır 35:18كَانَkāne(dahi) olsa

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِهِ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصِيرُ

ve lā teziru vāziratun vizra uḣrā ve in ted'ǔ muṧḳaletun ilā Himlihā lā yuHmel minhu şey'un ve lev kāne ƶā ḳurbā innemā tunƶiru (e)lleƶīne yeḣşevne rabbehum bi l-ğaybi ve eḳāmū S-Salāte ve men tezekkā fe innemā yetezekkā li nefsihi ve ilā (a)llahi l-meSīru

Hiçbir günahkar başka bir günahkarın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri halde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah'adır.

Fatır 35:26كَانَkāneoldu

ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

ṧumme eḣaƶtu (e)lleƶīne keferū fe keyfe kāne nekīri

Sonra ben inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu!

Fatır 35:41كَانَkāne

اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَا وَلَئِنْ زَالَتَا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِهِ اِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا

inne (a)llahe yumsiku s-semāvāti ve l-erDe en tezūlā ve le in zāletā in emsekehumā min eHadin min beǎ'dihi innehu kāne Halīmen ğafūran

Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye (kurduğu düzende) tutuyor. Andolsun, eğer onlar (yörüngelerinden sapıp) yok olur giderlerse, O'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.

Fatır 35:44كَانَkāneolduğunu

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ اِنَّهُ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve kānū eşedde minhum ḳuvveten ve mā kāne (a)llahu li yuǎ'cizehu min şey'in fī s-semāvāti ve lā fī l-erDi innehu kāne ǎlīmen ḳadīran

Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah'ı aciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.

Fatır 35:44كَانَkāne

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ اِنَّهُ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve kānū eşedde minhum ḳuvveten ve mā kāne (a)llahu li yuǎ'cizehu min şey'in fī s-semāvāti ve lā fī l-erDi innehu kāne ǎlīmen ḳadīran

Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah'ı aciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.

Fatır 35:44كَانَkāne

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ اِنَّهُ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim ve kānū eşedde minhum ḳuvveten ve mā kāne (a)llahu li yuǎ'cizehu min şey'in fī s-semāvāti ve lā fī l-erDi innehu kāne ǎlīmen ḳadīran

Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah'ı aciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.

Fatır 35:45كَانَkāne

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى فَاِذَا جَاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِهِ بَصِيرًا

ve lev yu'āḣiƶu (a)llahu n-nāse bimā kesebū mā terake ǎlā Zehrihā min dābbetin ve lākin yu'eḣḣiruhum ilā ecelin musemmen fe iƶā cā'e eceluhum fe inne (a)llahe kāne bi ǐbādihi beSīran

Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.

Yasin 36:70كَانَkāneolan

لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ

li yunƶira men kāne Hayyen ve yeHiḳḳa l-ḳavlu ǎlā l-kāfirīne

(Aklen ve fikren) diri olanları uyarması ve kafirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur'an'ı indirdik.

Saffat 37:30كَانَkāneve yoktu

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ

ve mā kāne lenā ǎleykum min sulTānin bel kuntum ḳavmen Tāğīne

"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."

Saffat 37:51كَانَkānevardı

قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ اِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

ḳāle ḳāilun minhum innī kāne lī ḳarīnun

İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

Saffat 37:73كَانَkāneoldu

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ

fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-munƶerīne

Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

Saffat 37:143كَانَkāneolmasaydı

فَلَوْلَا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحِينَ

fe levlā ennehu kāne mine l-musebbiHīne

(143-144) Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

Sad 38:69كَانَkāne

مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ

mā kāne li ye min ǐlmin bi l-melei l-eǎ'lā iƶ yeḣteSimūne

"Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu."

Zümer 39:8كَانَkāneolduğunu

وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُنِيبًا اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُٓوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَلِيلًا اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ

ve iƶā messe l-insāne Durrun deǎā rabbehu munīben ileyhi ṧumme iƶā ḣavvelehu niǎ'meten minhu nesiye mā kāne yed'ǔ ileyhi min ḳablu ve ceǎle li (a)llahi endāden li yuDille ǎn sebīlihi ḳul temetteǎ' bi kufrike ḳalīlen inneke min eSHābi n-nāri

İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O'na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O'na yalvardığını unutur ve Allah'ın yolundan saptırmak için O'na eşler koşar. De ki: "Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin."

Mü'min 40:5كَانَkāneoldu

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ

keƶƶebet ḳablehum ḳavmu nūHin ve l-eHzābu min beǎ'dihim ve hemmet kullu ummetin bi rasūlihim li ye'ḣuƶūhu ve cādelū bi l-bāTili li yudHiDū bihi l-Haḳḳa fe eḣaƶtuhum fe keyfe kāne ǐḳābi

Onlardan önce Nuh'un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Her ümmet kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış, (gördüler)!

Mü'min 40:21كَانَkāneolduğunu

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne kānū min ḳablihim kānū hum eşedde minhum ḳuvveten ve āṧāran fī l-erDi fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim ve mā kāne lehum mine (a)llahi min vāḳin

Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah'ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.

Mü'min 40:21كَانَkāneolmadı

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne kānū min ḳablihim kānū hum eşedde minhum ḳuvveten ve āṧāran fī l-erDi fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim ve mā kāne lehum mine (a)llahi min vāḳin

Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah'ın azabından koruyacak hiç kimse olmadı.

Mü'min 40:78كَانَkānemümkün

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ فَاِذَا جَاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ

ve leḳad erselnā rusulen min ḳablike minhum men ḳaSaSnā ǎleyke ve minhum men lem neḳSuS ǎleyke ve mā kāne li rasūlin en ye'tiye bi āyetin illā bi iƶni (a)llahi fe iƶā cā'e emru (a)llahi ḳuDiye bi l-Haḳḳi ve ḣasira hunālike l-mubTilūne

Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.

Mü'min 40:82كَانَkāneolduğunu

اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِي الْاَرْضِ فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim kānū ekṧera minhum ve eşedde ḳuvveten ve āṧāran fī l-erDi fe mā eğnā ǎnhum mā kānū yeksibūne

Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda vermemişti.

Fussilet 41:52كَانَkāneise

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِهِ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ

ḳul e raeytum in kāne min ǐndi (a)llahi ṧumme kefertum bihi men eDellu mimmen huve fī şiḳāḳin beǐydin

De ki: "Ne dersiniz? Eğer o (Kur'an) Allah katından olup da siz de onu inkar etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?"

Şura 42:20كَانَkāneise

مَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فِي حَرْثِهِ وَمَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَصِيبٍ

men kāne yurīdu Harṧe l-āḣirati nezid lehu fī Harṧihi ve men kāne yurīdu Harṧe d-dunyā nu'tihi minhā ve mā lehu fī l-āḣirati min neSībin

Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.

Şura 42:20كَانَkāneise

مَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فِي حَرْثِهِ وَمَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَصِيبٍ

men kāne yurīdu Harṧe l-āḣirati nezid lehu fī Harṧihi ve men kāne yurīdu Harṧe d-dunyā nu'tihi minhā ve mā lehu fī l-āḣirati min neSībin

Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.

Şura 42:46كَانَkāne

وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ يَنْصُرُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ سَبِيلٍ

ve mā kāne lehum min evliyā'e yenSurūnehum min dūni (a)llahi ve men yuDlili (a)llahu fe mā lehu min sebīlin

Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir çıkar yol yoktur.

Şura 42:51كَانَkāne

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِهِ مَا يَشَاءُ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ

ve mā kāne li beşerin en yukellimehu (a)llahu illā veHyen ev min verā'i Hicābin ev yursile rasūlen fe yūHiye bi iƶnihi mā yeşā'u innehu ǎliyyun Hakīmun

Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Zuhruf 43:25كَانَkāneoldu

فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

fe nteḳamnā minhum fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mukeƶƶibīne

Biz de onlardan intikam aldık. Yalanlayanların sonu, bak nasıl oldu!

Zuhruf 43:40كَانَkāneolan

اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ اَوْ تَهْدِي الْعُمْيَ وَمَنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

e fe ente tusmiǔ S-Summe ev tehdī l-ǔmye ve men kāne fī Delālin mubīnin

Sağırlara sen mi duyuracaksın; yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?

Zuhruf 43:81كَانَkāneolsaydı

قُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ وَلَدٌ فَاَنَا۬ اَوَّلُ الْعَابِدِينَ

ḳul in kāne li r-raHmāni veledun fe enā evvelu l-ǎābidīne

(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."

Duhan 44:31كَانَkāneidi

مِنْ فِرْعَوْنَ اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفِينَ

min fir'ǎvne innehu kāne ǎāliyen mine l-musrifīne

(30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

Casiye 45:8كَاَنْke ensanki

يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

yesmeǔ āyāti (a)llahi tutlā ǎleyhi ṧumme yuSirru mustekbiran ke en lem yesmeǎ'hā fe beşşirhu bi ǎƶābin elīmin

Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!

Casiye 45:25كَانَkāneolmamıştır

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin mā kāne Huccetehum illā en ḳālū 'tū bi ābāinā in kuntum Sādiḳīne

Onlara ayetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, "Doğru söyleyenler iseniz babalarımızı getirin" demek oldu.

Ahkaf 46:10كَانَkāneise

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَكَفَرْتُمْ بِهِ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ عَلٰى مِثْلِهِ فَاٰمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

ḳul e raeytum in kāne min ǐndi (a)llahi ve kefertum bihi ve şehide şāhidun min benī isrāīle ǎlā miṧlihi fe āmene ve stekbertum inne (a)llahe lā yehdī l-ḳavme Z-Zālimīne

De ki: "Ne dersiniz? Şayet bu, Allah katından ise ve siz onu inkar etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerini (Tevrat'ta görerek) şahitlik edip inandığı halde, siz yine de büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş olmaz mısınız?). Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."

Ahkaf 46:11كَانَkāneolsaydı

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ اٰمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْرًا مَا سَبَقُونَا اِلَيْهِ وَاِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِهِ فَسَيَقُولُونَ هٰذَٓا اِفْكٌ قَدِيمٌ

ve ḳāle (e)lleƶīne keferū li(e)lleƶīne āmenū lev kāne ḣayran mā sebeḳūnā ileyhi ve iƶ lem yehtedū bihi fe se yeḳūlūne hāƶā ifkun ḳadīmun

İnkar edenler, inananlar için, "Eğer o Kur'an iyi bir şey olsaydı, onlar onu kabulde, bizi geçemezlerdi" dediler. Onunla doğru yolu bulamadıkları için; "Bu eski bir uydurmadır" diyecekler.

Muhammed 47:10كَانَkāneolduğunu

اَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ اَمْثَالُهَا

e fe lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim demmera (a)llahu ǎleyhim ve li l-kāfirīne emṧāluhā

Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkar edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.

Muhammed 47:14كَانَkāneolan

اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ وَاتَّبَعُوا اَهْوَٓاءَهُمْ

e fe men kāne ǎlā beyyinetin min rabbihi ke men zuyyine lehu sū'u ǎmelihi ve ttebeǔ ehvā'ehum

Rabbinin katından açık bir belgesi olan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilen ve nefislerinin arzularına uyan kimseler gibi midir?

Fetih 48:11كَانَkāne

سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَا يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

se yeḳūlu leke l-muḣallefūne mine l-eǎ'rābi şeğaletnā emvālunā ve ehlūnā fe steğfir lenā yeḳūlūne bi elsinetihim mā leyse fī ḳulūbihim ḳul fe men yemliku lekum mine (a)llahi şey'en in erāde bikum Derran ev erāde bikum nef'ǎn bel kāne (a)llahu bimā teǎ'melūne ḣabīran

Bedevilerin (savaştan) geri bırakılanları sana, "Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah'tan bizim için af dile" diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: "Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O'na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."

Kaf 50:27كَانَkāneidi

قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ

ḳāle ḳarīnuhu rabbenā mā eTğaytuhu ve lākin kāne fī Delālin beǐydin

Arkadaşı (olan şeytan) der ki: "Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi."

Kaf 50:37كَانَkāneolan

اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

inne fī ƶālike le ƶikrā li men kāne lehu ḳalbun ev elḳā s-sem'ǎ ve huve şehīdun

Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.

Zariyat 51:35كَانَkānebulunan

فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

fe eḣracnā men kāne fīhā mine l-mu'minīne

Orada (Lut'un yöresinde) bulunan mü'minleri çıkardık.

Kamer 54:14كَانَkāneedilen

تَجْرِي بِاَعْيُنِنَا جَزَاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ

tecrī bi eǎ'yuninā cezā'en li men kāne kufira

Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh'a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.

Kamer 54:16كَانَkāneimiş

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

fe keyfe kāne ǎƶābī ve nuƶuri

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!

Kamer 54:18كَانَkāneoldu

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

keƶƶebet ǎādun fe keyfe kāne ǎƶābī ve nuƶuri

Ad kavmi de (Hud'u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!

Kamer 54:21كَانَkāneoldu

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

fe keyfe kāne ǎƶābī ve nuƶuri

Azabım ve uyarılarım nasılmış, (gördüler)!

Kamer 54:30كَانَkāneoldu

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

fe keyfe kāne ǎƶābī ve nuƶuri

Fakat azabım ve uyarılarım nasılmış!

Vakıa 56:88كَانَkāneise

فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ

fe emmā in kāne mine l-muḳarrabīne

(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.

Vakıa 56:90كَانَkāneise

وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمِينِ

ve emmā in kāne min eSHābi l-yemīni

(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir.

Vakıa 56:92كَانَkāneise

وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ

ve emmā in kāne mine l-mukeƶƶibīne D-Dāllīne

(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.

Haşr 59:9كَانَkāneolsa

وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْاِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

ve(e)lleƶīne tebevve'ū d-dāra ve l-īmāne min ḳablihim yuHibbūne men hācera ileyhim ve lā yecidūne fī Sudūrihim Hāceten mimmā ūtū ve yu'ṧirūne ǎlā enfusihim ve lev kāne bihim ḣaSāSatun ve men yūḳa şuHHa nefsihi fe ulāike humu l-mufliHūne

Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine'ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Mümtehine 60:6كَانَkānevardır

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

le ḳad kāne lekum fīhim usvetun Hasenetun li men kāne yercū (a)llahe ve l-yevme l-āḣira ve men yetevelle fe inne (a)llahe huve l-ğaniyyu l-Hamīdu

Andolsun, onlarda (İbrahim ve beraberindekilerde) sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.

Mümtehine 60:6كَانَkāne

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

le ḳad kāne lekum fīhim usvetun Hasenetun li men kāne yercū (a)llahe ve l-yevme l-āḣira ve men yetevelle fe inne (a)llahe huve l-ğaniyyu l-Hamīdu

Andolsun, onlarda (İbrahim ve beraberindekilerde) sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır.

Talak 65:2كَانَkāne

فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا

fe iƶā beleğne ecelehunne fe emsikūhunne bi meǎ'rūfin ev feriḳūhunne bi meǎ'rūfin ve eşhidū ƶevey ǎdlin minkum ve eḳīmū ş-şehādete li (a)llahi ƶālikum yūǎZu bihi men kāne yu'minu bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve men yetteḳi (a)llahe yec'ǎl lehu meḣracen

Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.

Mülk 67:18كَانَkāneoldu

وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

ve leḳad keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim fe keyfe kāne nekīri

Andolsun, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu!?

Kalem 68:14كَانَkāneolmuş

اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ

en kāne ƶā mālin ve benīne

(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

Hakka 69:33كَانَkāneidi

اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ الْعَظِيمِ

innehu kāne lā yu'minu bi(a)llahi l-ǎZīmi

"Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu."

Mearic 70:4كَانَkāneolan

تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ

teǎ'rucu l-melāiketu ve r-rūHu ileyhi fī yevmin kāne miḳdāruhu ḣamsīne elfe senetin

Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

Nuh 71:10كَانَkāne

فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا

fe ḳultu steğfirū rabbekum innehu kāne ğaffāran

"Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.'

Cin 72:4كَانَkāneidi

وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطًا

ve ennehu kāne yeḳūlu sefīhunā ǎlā (a)llahi şeTaTen

"Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş."

Cin 72:6كَانَkāneidi

وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا

ve ennehu kāne ricālun mine l-insi yeǔƶūne bi ricālin mine l-cinni fe zādūhum raheḳan

"Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı."

Müzzemmil 73:18كَانَkāneolmuştur

اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

s-semāu munfeTirun bihi kāne veǎ'duhu mef'ǔlen

O günle gök (bile) yarılır, Allah'ın va'di gerçekleşir.

Müddessir 74:16كَانَkāneoldu

كَلَّا اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَنِيدًا

kellā innehu kāne li āyātinā ǎnīden

Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim ayetlerimize karşı inatçıdır.

Kıyamet 75:38كَانَkāneoldu

ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّٰى

ṧumme kāne ǎleḳaten fe ḣaleḳa fe sevvā

Sonra bu, bir "alaka" oldu. Derken Allah onu yaratıp güzelce şekillendirdi.

İnsan 76:5كَانَkāneolan

اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

inne l-ebrāra yeşrabūne min ke'sin kāne mizācuhā kāfūran

İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.

İnsan 76:7كَانَkāneolan

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيرًا

yūfūne bi n-neƶri ve yeḣāfūne yevmen kāne şerruhu musteTīran

O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.

İnsan 76:17كَانَkāneolan

وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَبِيلًا

ve yusḳavne fīhā ke'sen kāne mizācuhā zencebīlen

Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kaseden içirilir.

İnsan 76:22كَانَkāneoldu

اِنَّ هٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُورًا

inne hāƶā kāne lekum cezā'en ve kāne seǎ'yukum meşkūran

Onlara şöyle denecektir: "Şüphesiz bu sizin için bir mükafattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür."

İnsan 76:30كَانَkāne

وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

ve mā teşā'ūne illā en yeşā'e (a)llahu inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen

Allah'ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Mürselat 77:39كَانَkānevarsa

فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ

fe in kāne lekum keydun fe kīdūni

Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!

Nebe 78:17كَانَkāne

اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا

inne yevme l-feSli kāne mīḳāten

Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.

İnşikak 84:13كَانَkāneidi

اِنَّهُ كَانَ فِي اَهْلِهِ مَسْرُورًا

innehu kāne fī ehlihi mesrūran

Çünkü o, (dünyada iken) ailesi içinde sevinçli idi.

İnşikak 84:15كَانَkāneidi

بَلٰى اِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيرًا

belā inne rabbehu kāne bihi beSīran

Hayır! Sandığı gibi değil! Şüphesiz Rabbi onu görüyordu.

Beled 90:17كَانَkāneolmaktır

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ

ṧumme kāne mine (e)lleƶīne āmenū ve tevāSav bi S-Sabri ve tevāSav bi l-merHameti

(17-18) Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.

Alak 96:11كَانَkāneolursa

اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰى

e raeyte in kāne ǎlā l-hudā

(11-12) Ne dersin, ya o (engellenen kul) hidayet üzere ise; ya da takvayı (Allah'a karşı gelmekten sakınmayı) emrediyorsa?

Nasr 110:3كَانَkāne

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا

fe sebbiH bi Hamdi rabbike ve steğfirhu innehu kāne tevvāben

(1-3) Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir.