← Sureler

Mushaf — 416. Sayfa

‹
/ 604
›
32. Secde Suresi

Suçlular, Rablerinin huzurunda boyunlarını büküp, "Rabbimiz! (Gerçeği) gördük ve işittik. Artık şimdi bizi (dünyaya) döndür ki, salih amel işleyelim. Biz artık kesin olarak inanmaktayız" dedikleri vakit, (onları) bir görsen!

وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ رَبَّنَا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا اِنَّا مُوقِنُونَ

ve lev terā iƶi l-mucrimūne nākisū ru'ūsihim ǐnde rabbihim rabbenā ebSarnā ve semiǎ'nā fe rciǎ'nā neǎ'mel SāliHen innā mūḳinūne

Eğer dileseydik, herkese hidayetini verirdik. Fakat benim, "Andolsun, cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan dolduracağım" sözüm gerçekleşecektir.

وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ

ve lev şi'nā le āteynā kulle nefsin hudāhā ve lākin Haḳḳa l-ḳavlu minnī le emleenne cehenneme mine l-cinneti ve n-nāsi ecmeǐyne

(Onlara şöyle denilecek:) "O halde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedi azabı tadın."

فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا اِنَّا نَسِينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

fe ƶūḳū bimā nesītum liḳā'e yevmikum hāƶā innā nesīnākum ve ƶūḳū ǎƶābe l-ḣuldi bimā kuntum teǎ'melūne

Bizim ayetlerimize ancak, kendilerine bu ayetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar.

اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذِينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

innemā yu'minu bi āyātinā (e)lleƶīne iƶā ƶukkirū bihā ḣarrū succeden ve sebbeHū bi Hamdi rabbihim ve hum lā yestekbirūne

Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.

تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

tetecāfā cunūbuhum ǎni l-meDāciǐ yed'ǔne rabbehum ḣavfen ve Tameǎn ve mimmā razeḳnāhum yunfiḳūne

Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.

فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

fe lā teǎ'lemu nefsun mā uḣfiye lehum min ḳurrati eǎ'yunin cezā'en bimā kānū yeǎ'melūne

Hiç mü'min, fasık gibi olur mu? Bunlar (elbette) eşit olmazlar.

اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِنًا كَمَنْ كَانَ فَاسِقًا لَا يَسْتَوُ۫نَ

e fe men kāne mu'minen ke men kāne fāsiḳan lā yestevūne

İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükafat olarak Me'va cennetleri vardır.

اَمَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰى نُزُلًا بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

emmā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti fe lehum cennātu l-me'vā nuzulen bimā kānū yeǎ'melūne

Fasıklık edenlere gelince, onların barınağı ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde, oraya döndürülürler ve onlara, "Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın" denir.

وَاَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا فَمَأْوٰيهُمُ النَّارُ كُلَّمَا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا اُعِيدُوا فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ

ve emmā (e)lleƶīne feseḳū fe me'vāhumu n-nāru kullemā erādū en yeḣrucū minhā uǐydū fīhā ve ḳīle lehum ƶūḳū ǎƶābe n-nāri elleƶī kuntum bihi tukeƶƶibūne