"Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, "Şüphesiz ben Rahman'a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım" de.
فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًا فَقُولِي اِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِيًّا
fe kulī ve şrabī ve ḳarrī ǎynen fe immā terayinne mine l-beşeri eHaden fe ḳūlī innī neƶertu li r-raHmāni Savmen fe len ukellime l-yevme insiyyen
Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!"
فَاَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَامَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا
fe etet bihi ḳavmehā teHmiluhu ḳālū yā meryemu le ḳad ci'ti şey'en feriyyen
"Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi."
يَاأُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِيًّا
yā uḣte hārūne mā kāne ebūki mrae sev'in ve mā kānet ummuki beğiyyen
Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler.
فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا
fe eşārat ileyhi ḳālū keyfe nukellimu men kāne fī l-mehdi Sabiyyen
Bebek şöyle konuştu: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı (İncil'i) verdi ve beni bir peygamber yaptı."
قَالَ اِنِّي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا
ḳāle innī ǎbdu (a)llahi ātāniye l-kitābe ve ceǎlenī nebiyyen
"Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti."
وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا اَيْنَ مَا كُنْتُ وَاَوْصَانِي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
ve ceǎlenī mubāraken eyne mā kuntu ve evSānī bi S-Salāti ve z-zekāti mā dumtu Hayyen
"Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı."
وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا
ve berran bi vālidetī ve lem yec'ǎlnī cebbāran şeḳiyyen
"Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selam (esenlik verilmiştir)."
وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَيًّا
ve s-selāmu ǎleyye yevme vulidtu ve yevme emūtu ve yevme ub'ǎṧu Hayyen
Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.
ذٰلِكَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذِي فِيهِ يَمْتَرُونَ
ƶālike ǐysā bnu meryeme ḳavle l-Haḳḳi elleƶī fīhi yemterūne
Allah'ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece "ol!" der ve o da oluverir.
مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍ سُبْحَانَهُ اِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
mā kāne li (a)llahi en yetteḣiƶe min veledin subHānehu iƶā ḳaDā emran fe innemā yeḳūlu lehu kun fe yekūnu
Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O'na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur.
وَاِنَّ اللّٰهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
ve inne (a)llahe rabbī ve rabbukum fe ǎ'budūhu hāƶā SirāTun musteḳīmun
(Fakat hıristiyan) gruplar, aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kafirlerin haline!
فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ
fe ḣtelefe l-eHzābu min beynihim fe veylun li(e)lleƶīne keferū min meşhedi yevmin ǎZīmin
Bize gelecekleri gün (gerçekleri) ne iyi işitip ne iyi görecekler! Ama zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler.
اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
esmiǎ' bihim ve ebSir yevme ye'tūnenā lākini Z-Zālimūne l-yevme fī Delālin mubīnin