Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helake sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.

لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

lev kāne ǎraDan ḳarīben ve seferan ḳāSiden lāttebeǔke ve lākin beǔdet ǎleyhimu ş-şuḳḳatu ve se yeHlifūne bi(a)llahi levi steTaǎ'nā le ḣaracnā meǎkum yuhlikūne enfusehum ve(a)llahu yeǎ'lemu innehum le kāƶibūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1لَوْleveğer
2كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolsaydı
3عَرَضًاǎraDanع ر ضGerçekleşmek, olmak, teklif etmek, sunmak, göstermek, öne sürmek, önüne koymak, ipucu vermek, karşı gelmek, önermek, maruz bırakmak, (askerleri) gözden geçirmek, görüntülemek, hazırlamak. aruDa - geniş olmak, genişletilmek. arDun - mallar, genişlik. irDun - onur. urDatun - niyet, hedef, amaç. a'raD - uzaklaşmak, geri dönmek, kaymak, (bulut) üzerinden geçmek. 'ariiDz - uzatılmış, çok, birçok. UrDzatun - ama, mazeret.bir menfaat
4قَرِيبًاḳarībenق ر بYakın olmak, yaklaşmak, teklif etmek, ilişki veya rütbede yakın olmak, el altında olmak, yaklaşmak. Qurbatun - yakınlık, yakınlaşma araçları, akrabalık, ilişki. Qurubatan (çoğul qurubatun) - insanları Allah'a yaklaştıran dindar işler ve iyi ameller, yaklaşmak için aranan araçlar. Qaribun - gece, yakında (zaman veya mekân olarak). Min qaribin - kısa süre sonra. Qurba - yakınlık, akrabalık. Qurban - kurban, Allah için yapılan sunu, Allah'a ulaşma aracı. Aqrabu - daha yakın, en yakın. Aqrabun - akrabalar, hısımlar, en yakın akrabalar. Qarrab (fiil 2) - önüne koymak, yakınlaştırmak, sunmak, kurban etmek. Muqarrabun (çoğul maqarrabuna) - yaklaşmasına izin verilen veya yakınlaştırılan kişi.yakın
5وَسَفَرًاve seferanس ف رSeyahat etmek, yolculuk yapmak, gitmek, ortaya çıkarmak, parlak olmak, aydınlanmak, açığa çıkarmak, süpürmek, kazımakve bir yolculuk
6قَاصِدًاḳāSidenق ص دNiyet etmek, ılımlı olmak, orta yolu tutmak, doğruca ilerlemek, hedeflemek, amaçlamak, onarmak, tasarlamak, ölçülü davranmak. Qasdun - doğru yol, orta yol, doğru yön, doğru yola yönlendirme, amaç, niyet, düz ve doğru yol, adil. Qasidun - kolay veya ılımlı (yolculuk). Muqtasidun - doğru ve ılımlı yolda kalan, iki uç nokta veya üst limit ile alt limit arasında olan, iyi niyetli olan kişi.kolay-rahat
7لَاتَّبَعُوكَlāttebeǔkeت ب عtakip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda gelen, takipçi, taklitçi, aynı yolu izlemeye devam etmek, yardım etmek/desteklemek, birlikte gelmek, itaat etmek, arzu etmek/talep etmekelbette sana tabi olurlardı
8وَلٰكِنْve lākinfakat
9بَعُدَتْbeǔdetب ع دsonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikmeuzak geldi
10عَلَيْهِمُǎleyhimukendilerine
11الشُّقَّةُş-şuḳḳatuش ق قgeçmek, yol açmak, geçit açmak, bölmek, yarmak, kesmek, ayırmak, parçalamakaşılacak mesafe-meşakkatli-yorucu
12وَسَيَحْلِفُونَve se yeHlifūneح ل فYemin etmek, ant içmek. Birleşmek, anlaşma veya sözleşme yapmak, bir şeye bağlanmak/yapışmak/sıkı tutunmak, kardeşlik kurmak.bir de yemin edecekler
13بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
14لَوِlevieğer (diye)
15اسْتَطَعْنَاsteTaǎ'nāط و عitaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak.gücümüz yetseydi
16لَخَرَجْنَاle ḣaracnāخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmakçıkardık
17مَعَكُمْmeǎkumsizinle beraber
18يُهْلِكُونَyuhlikūneه ل كÖlmek, yok olmak, ziyan olmak, kaybolmak, yıkılmak, bozulmak.mahvediyorlar
19اَنْفُسَهُمْenfusehumن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunankendilerini
20وَاللّٰهُve(a)llahuve Allah
21يَعْلَمُyeǎ'lemuع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebiliyor
22اِنَّهُمْinnehumonların
23لَكَاذِبُونَle kāƶibūneك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.yalancı olduklarını

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Onları hazır bir ganîmete, yahut yakın bir yolculuğa çağırsaydın sana uyarlardı, fakat meşakkatle alınacak olan bu yol, onlara uzak geldi. Allah'a and içerek gücümüz yetseydi sizinle berâber çıkardık diyecekler. Onlar, kendilerini helâk ediyorlar ve Allah biliyor ki onlar yalancıdır.

Abdulkadir Gölpınarlı

Onları hazır bir ganîmete, yahut yakın bir yolculuğa çağırsaydın sana uyarlardı, fakat meşakkatle alınacak olan bu yol, onlara uzak geldi. Allahʼa and içerek gücümüz yetseydi sizinle berâber çıkardık diyecekler. Onlar, kendilerini helâk ediyorlar ve Allah biliyor ki onlar yalancıdır.

Adem Uğur

Eğer yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber çıkardık" diye kendilerini helâk edercesine Allah'a yemin edecekler. Halbuki Allah onların mutlaka yalancı olduklarını biliyor.

Ahmed Hulusi

Eğer yakında bir ganimet veya biraz daha yorucu yoldaki olsaydı, senin peşinden gelirlerdi. Fakat bu iş onlara zorlu geldi. (Bununla beraber onlar) "Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber biz de sefere çıkardık" diye Allah adına yemin edecekler. . . Kendilerini helak ediyorlar. . . Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancılardır.

Ahmet Tekin

Eğer o seferle, Tebük seferiyle tezelden ganimet elde edilse, kolay ve normal bir yolculukla iş hallolsaydı, mutlaka münâfıklar da peşine düşer, gelirlerdi. Fakat o meşakkatli yolculuk onlara çok uzun bir sefer gibi geldi. Gene de: 'Bizim de silah, binek ve kumanya teminine gücümüz yetseydi, sizinle beraber elbette sefere çıkardık' diyerek yalan yere yemin edecekler, yalancılıkla kendilerini helâke sürükleyecekler. Allah onların kesinkes yalancı olduğunu biliyor.

Ahmet Varol

Eğer yakında bulunan bir dünyalık ve kolay bir yolculuk olsaydı mutlaka sana uyarlardı. Ama güçlükle aşılabilecek mesafe onlara uzak geldi. 'Eğer gücümüz yetseydi sizinle birlikte çıkardık' diye Allah'a yemin edecekler. Onlar kendi kendilerini helake sürüklüyorlar. Allah onların yalancı olduklarını bilmektedir.

Ali Bulaç

Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.

Ali Fikri Yavuz

Eğer dâvet olundukları sefer, bir dünya menfaatı ve orta yollu bir sefer olsaydı, mutlaka senin arkana düşerlerdi. Fakat zahmetli ve yorucu mesafe (Tebük seferi) kendilerine (bâzı müminlere) uzak geldi. Bununla beraber; “- Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber sefere çıkardık.” deyip yakında Allah’a yemin edecekler. Böylece nefislerini helâke sürükleyeceklerdir. Allah biliyor ki, gerçekten onlar yalancıdırlar.

Ali Rıza Safa

Önceden bir getiri ve kolay bir yolculuk olsaydı, kesinlikle seni izlerlerdi. Fakat zorluk, onlara uzak geldi. "Gücümüz yetseydi, sizinle birlikte kesinlikle çıkardık!" diyerek, Allah'ın üzerine yemin edecekler. Kendilerini tüketiyorlar. Çünkü Allah, aslında, onların yalancı olduklarını bilir.

Bayraktar Bayraklı

Eğer kolay elde edilebilecek bir dünya malı ve kısa sürecek bir yolculuk olsaydı, o münafıklar mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzun göründü. Gerçi onlar, "gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber sefere çıkardık" diyerek kendilerini helak edercesine, Allah'a yemin edecekler. Oysa Allah onların mutlaka yalan söylediklerini biliyor.

Bekir Sadak

Kolay bir kazanc, normal bir yolculuk olsaydi sana uyarlardi, fakat cikilacak yol onlara uzak geldi, kendilerini helak ederek, «Gucumuz yetseydi sizinle beraber cikardik» diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onlarin yalanci oldugunu elbette biliyor.*

Celal Yıldırım

Eğer yakın bir yarar, orta (mesafede) bir sefer olsaydı, elbette arkana takılırlardı. Ne var ki o meşakkatli (mesafe) onlara uzun geldi. «Gücümüz yetseydi seninle beraber çıkardık» diyerek Allah ile yemin edecekler de kendilerini (yalanları sebebiyle) mahvedecekler. Allah onların elbette yalancı olduklarını bilir.

Diyanet İşleri

Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helake sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.

Diyanet İşleri (eski)

Kolay bir kazanç, normal bir yolculuk olsaydı sana uyarlardı, fakat çıkılacak yol onlara uzak geldi, kendilerini helak ederek, 'Gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık' diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduğunu elbette biliyor.

Diyanet Vakfi

Eğer yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi. Gerçi onlar, «Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber çıkardık» diye kendilerini helâk edercesine Allah'a yemin edecekler. Halbuki Allah onların mutlaka yalancı olduklarını biliyor.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Eğer o sefer, yakın bir ganimet ve kolay bir sefer olsaydı mutlaka peşine düşer gelirlerdi. Fakat o meşakkatli yolculuk kendilerine uzun bir sefer geldi. Bununla beraber, «Bizim de gücümüz yetseydi, sizinle beraber elbette sefere çıkardık.» diyerek Allah'a yemin edecekler, nefislerini helake sürükleyecekler. Allah biliyor ki, onlar iyice yalancıdırlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O, yakın bir ganimet ve orta bir yolculuk olsaydı, kesinlikle arkana düşerlerdi; ne varki, o meşakkatli mesafe kendilerine uzak geldi. Yakında: "Eğer gücümüz olsaydı, sizinle birlikte savaşa çıkardık." diye yemin edecekler. Kendilerini helake sürükleyecekler. Allah, kesinlikle onların yalancı olduklarını biliyor.

Elmalılı Hamdi Yazır

O, bir yakın ganimet ve orta bir sefer olsa idi mutlaka arkana düşerlerdi, lakin o meşakkatli mesafe kendilerine uzak geldi. Bununla beraber eğer istitaatimiz olsa idi elbette çıkarırdık diye yakında yemin edecekler, nefislerini helake sürükliyecekler, Allah biliyor ki zira onlar kat'ıyyen yalancılardır

Erhan Aktaş

Eğer kolay bir kazanç ve sıradan bir "sefer" olsaydı, arkandan gelirlerdi. Ancak bu zorlu yolculuk, onlara uzak geldi. "Eğer gücümüz yetseydi, biz de sizinle çıkardık." diye Allah'a yemin edecekler. Kendilerini yok olmaya sürüklüyorlar. Kuşkusuz Allah, onların yalancı olduklarını en iyi bilendir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Eğer kolay bir kazanç ve sıradan bir "sefer" olsaydı, arkandan gelirlerdi. Ancak bu zorlu yolculuk, onlara uzak geldi. "Eğer gücümüz yetseydi, biz de sizinle çıkardık." diye Allah'a yemin edecekler. Kendilerini yok olmaya sürüklüyorlar. Kuşkusuz Allah, onların yalancı olduklarını en iyi bilendir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Eğer kolay bir kazanç ve sıradan bir "sefer" olsaydı, arkandan gelirlerdi. Ancak bu zorlu yolculuk, onlara uzak geldi. "Eğer gücümüz yetseydi, biz de sizinle çıkardık." diye Allah'a yemin edecekler. Kendilerini yok olmaya sürüklüyorlar. Kuşkusuz Allah, onların yalancı olduklarını en iyi bilendir.

Fizilal-il Kuran

Eğer yakın vadeli bir kazanç ve kısa bir yolculuk sözkonusu olsaydı, mutlaka peşinden gelirlerdi. Fakat bu sıkıntılı yolculuk onlara uzun geldi. Allah adına yemin ederek, «Eğer gücümüz yetseydi, kesinlikle sizinle birlikte sefere çıkardık» diyerek kendilerini mahvedecekler. Oysa Allah biliyor ki, onlar yalan söylüyorlar.

Gültekin Onan

Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık" diye sana Tanrı adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Tanrı onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.

Hamdi Döndüren

Eğer bu, yakın bir kazanç ve kolay bir yolculuk olsaydı, onlar elbette sana tabi olurlardı. Ne var ki çıkılacak yol, onlara uzak geldi. Bununla birlikte onlar, “Gücümüz yetseydi, biz de sizinle birlikte çıkardık!” diyerek, Allah’a yemin edecekler! Onlar (yalanla) kendilerini helak ediyorlar. Allah, onların yalan söylemekte olduklarını bilir.

Hasan Basri Çantay

Eğer (davet olundukları şey) yakın (ve dünyevi) bir menfeat, orta bir sefer olsaydı elbette senin arkana düşerlerdi. Fakat meşakkatle kat edilecek olan mesafe) onlara uzak geldi. (Bununla beraber) onlar (sen "Tebük" den dönünce): "Eğer gücümüz yetseydi her halde biz de sizinle beraber çıkardık" (diye) Allaha yemin edeceklerdir. Bunlar (bu suretle) kendilerini helake sürüklerler. Allah biliyor ki onlar hiç şübhesiz ve muhakkak yalancıdırlar.

Hasib Asutay

(Resulüm!) Eğer yakın bir yarar (ganimet) ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyarlardı. Fakat sıkıntılı yol (Tebük seferi) onlara uzak geldi. (Bununla beraber) 'Eğer gücümüz yetseydi mutlaka sizinle birlikte (savaşa) çıkardık' diye Allah'a yemin ederler. Kendi nefislerini helâke sürüklüyorlar. Hâlbuki Allah onların gerçekten yalancı olduklarını biliyor. (22) (22. Buna göre Hz. Peygamberin görevi tebliğ etmektir. Bu da müjdeleme ve uyarmadır. Hidâyet Allah'tandır.)

Hayrat Neşriyat

Eğer yakın bir (dünya) menfaat(i) ve orta (mesâfede) bir yolculuk olsaydı (o geride kalan münâfıklar) elbette sana tâbi' olurlardı; fakat meşakkatli mesâfe(deki Tebük Seferi) onlara uzak geldi. Bununla berâber: 'Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle berâber çıkardık!' diye Allah’a yemîn edeceklerdir. (Bu yalan yeminleriyle) kendilerini helâk ediyorlar. Allah ise, hiç şübhesiz onların yalancı kimseler olduklarını biliyor.

İbni Kesir

Eğer kolay bir kazanç ve orta bir sefer olsaydı; elbette senin arkana düşerlerdi. Fakat zorluk onlara uzak geldi. Gücümüz yetseydi; herhalde biz de sizinle beraber çıkardık, diye yemin edeceklerdir. Kendilerini helak ederler. Allah biliyor ki; onlar muhakkak yalancılardır.

Mehmet Okuyan

Yakın bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyup peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli (zor) yol onlara uzak geldi. Onlar “Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle birlikte çıkardık.” diye kendilerini helak edercesine (yalan yere) Allah’a yemin edecekler. Allah onların elbette yalancı olduklarını bilmektedir.

Muhammed Esed

Ortada umulmadık türden bir kazanç ve kolay bir sefer (umudu) olsaydı, (ey Peygamber) kuşkusuz, arkadan gelirlerdi; fakat çıkılacak yol onlara çok uzun geldi. (Bu yetmiyormuş gibi), bir de (ey inananlar, sizin dönüşünüzden sonra) o (sefere katılmayan) kimseler, Allaha yemin edip (bu yalan yeminle) kendilerini tehlikeye sokarak: "Gücümüz olsaydı, mutlaka sizinle beraber çıkardık" diyecekler: Oysa Allah, onların düpedüz yalan söylediklerini elbette biliyor.

Mustafa İslamoğlu

Eğer yakın bir menfaat ve kolay bir sefer olsaydı, senin ardına tereddütsüz takılırlardı. Fakat bu zorlu yolculuk onlara pek uzun geldi. Üstelik, "Eğer gücümüz olsaydı kesin sizinle çıkardık" diye Allah adına yemin ederek kişiliklerini mahvedecekler: Oysa ki, Allah onların yalancı olduğunu çok iyi biliyor.

Ömer Nasuhi Bilmen

Eğer o, yakın bir ganîmet ve orta bir sefer olsa idi elbette sana tâbi olurlardı. Fakat o meşakkatli mesafe onlara uzak geldi ve az sonra Allah Teâlâ'ya yemin edeceklerdir ki, eğer iktidarımız olsa idi elbette seninle beraber sefere çıkardık. Bunlar nefislerini helâl diyorlar. Allah Teâlâ ise onların mutlaka yalancı kimseler olduklarını biliyor.

Ömer Öngüt

Eğer o sefer, yakın bir kazanç (ganimet) ve orta yollu bir sefer olsaydı, onlar mutlaka peşine düşer gelirlerdi. Fakat zahmetle gidilecek yol onlara uzak geldi. Bununla beraber: “Gücümüz yetseydi sizinle beraber elbette biz de sefere çıkardık. ” diyerek Allah adına yemin edeceklerdir. Bunlar kendi nefislerini helâka sürüklüyorlar. Allah biliyor ki onlar muhakkak yalancıdırlar.

Suat Yıldırım

Eğer dâvet olundukları seferde peşin bir ganimet bulunsa ve orta yollu bir mesafe olsaydı, mutlaka senin peşinden gelirlerdi; fakat meşakkatli yol onlara pek uzak geldi. Bununla beraber "Eğer gücümüz yetseydi muhakkak sizinle beraber sefere çıkardık." diye yemin edeceklerdir. Onlar bu yalanlarıyla kendilerini mahvediyorlar. Çünkü Allah onların yalancı olduklarını kesinlikle bilmektedir.

Süleyman Ateş

Yakın bir dünya menfaati ve orta bir yolculuk olsaydı (savaşa katılmayan o münafıklar), elbette sana tabi olurlardı. Fakat güç aşılacak mesafe, kendilerine uzak geldi. Bir de "Gücümüz yetseydi, sizinle beraber çıkardık!"diye Allah'a yemin edecekler. Boşuna kendilerini mahvediyorlar. Allah, onların yalancı olduklarını biliyor.

Süleymaniye Vakfı

Kolay bir kazanç ya da sıradan bir yolculuk olsa kesinlikle peşinden gelirlerdi. Ama bu uzun ve zorlu yolculuk gözlerinde büyüdükçe büyüdü. Yakında şöyle yemin edeceklerdir: "Gücümüz yetseydi vallahi sizinle birlikte çıkardık." Boşuna nefes tüketiyorlar. Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Kolay bir menfaat ya da alışılmış bir yolculuk olsaydı, arkandan gelirlerdi. Ama bu zorlu yolculuk onlara pek uzun geldi. "Eğer gücümüz yetseydi elbette seninle birlikte çıkardık" diye Allah'a ant içeceklerdir. Onlar kendilerini tüketmektedirler. Allah biliyor ki onlar, kesinlikle yalancıdır.

Şaban Piriş

Kolay bir kazanç, normal bir yolculuk olsaydı sana uyarlardı. Fakat, meşakkat onlara uzak geldi. 'Gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık.' diye Allah'a yemin edeceklerdir. Kendilerini helak ediyorlar. Allah, gerçekten onların yalancı olduğunu biliyor.

Tefhim-ul Kuran

Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. «Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık» diye sana Allah adına yemin de edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylemekte olduklarını bilmektedir.

Ümit Şimşek

Eğer peşin bir menfaat ve orta uzaklıkta bir yol olsaydı sana uyarlardı. Fakat o meşakkatli sefer onlara pek uzak geldi. 'Gücümüz yetseydi sizinle çıkardık' diye Allah'a yemin edecekler. Onlar kendilerini helâk ediyorlar. Allah ise onların yalancı olduklarını biliyor.

Yaşar Nuri Öztürk

Eğer o, yakın bir dünya menfaati yahut orta bir yolculuk olsa idi, elbette seni izleyeceklerdi. Ama o zorluklarla dolu yolculuk kendilerine uzak geldi. "Gücümüz yetseydi sizinle çıkacaktık" diye Allah'a yemin de ederler. Kendilerini mahvediyorlar. Allah biliyor ki onlar, kesinlikle yalancıdırlar.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Əgər səfəriniz gəlir gətirən və yüngül bir yürüş olsaydı, onlar mütləq sənin ardınca gedərdilər. Lakin əziyyətli yol onlara çətin gəldi. Onlar: “Əgər taqətimiz olsaydı, biz də sizinlə bərabər çıxardıq!”– deyə Allaha and içəcəklər. Onlar özlərini həlak edirlər. Çünki Allah onların yalançı olduqlarını bilir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Əgər o (dəʼvət olunduqları yürüş), asan əldə edilən mənfəət (dünya malı, yaxud qənimət) və orta (mənzilli) bir səfər olsaydı, onlar mütləq sənin ardınca gedərdilər. Lakin yorucu (məşəqqətli) məsafə (Təbuk səfəri) onlara uzaq gəldi. Bununla belə, onlar: ″Əgər gücümüz çatsaydı, biz də sizinlə bərabər səfərə çıxardıq″,- deyə Allaha and içəcəklər. Onlar (yalandan Allaha and içməklə) özlərini həlak edirlər. Allah isə onların yalançı olduqlarını bilir.

Almanca (3)

Almanca — Der Edle Quran

Wenn es um nahe Glücksgüter und eine mäßige Reise ginge, würden sie dir wahrlich folgen. Aber die Entfernung ist ihnen zu weit. Und dennoch werden sie bei Allah schwören: ʺWenn wir (es) könnten, würden wir fürwahr mit euch hinausziehen.ʺ Dabei vernichteten sie sich selbst. Doch Allah weiß, daß sie wahrlich lügen.

Almanca — M. A. Rassoul

Hätte es sich um einen nahen Gewinn und um eine kurze Reise gehandelt, wären sie dir gewiß gefolgt, doch die schwere Reise schien ihnen zu lang. Und doch werden sie bei Allah schwören: ʺHätten wir es vermocht, wären wir sicherlich mit euch ausgezogen.ʺ Sie fügen sich selbst Schaden zu; und Allah weiß, daß sie Lügner sind.

Almanca — Muhammad Zaidan

Wäre dies ein demnächst verfügbarer Profit mit einer Reise von mittlerer Entfernung gewesen, wären sie dir gewiß gefolgt. Jedoch erschien ihnen die beschwerliche Reise zu weit. Und sie werden in ALLAHs Namen schwören: ʺHätten wir es nur vermocht, gewiß wären wir mit euch ausgezogen.ʺ Sie richten sich damit zugrunde und ALLAH weiß, daß sie gewiß doch Lügner sind.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Had the expedition been a short distance and they were confident their march would attain its worldly end, they would have followed you. But the distance disenchanted their minds and appeared toilsome. They will swear to you O Muhammad that they would have gone out with you to fight had they been able to do so. They are the cause of their own destruction, and Allah knows that they are liars.

Abdul Haleem

They would certainly have followed you [Prophet] if the benefit was within sight and the journey short, but the distance seemed too great for them. They will swear by God, ‘If we could, we certainly would go out [to battle] with you,’ but they ruin themselves, for God knows that they are lying.

Abdullah Yusuf Ali

If there had been immediate gain (in sight), and the journey easy, they would (all) without doubt have followed thee, but the distance was long, (and weighed) on them. They would indeed swear by Allah, "If we only could, we should certainly have come out with you": They would destroy their own souls; for Allah doth know that they are certainly lying.

Abul A'la Maududi

[9:42] Were it a gain at hand or a short journey, they would have surely followed you, but the distance seemed too far to them. Still they will swear by Allah: "If only we could, we would surely have gone forth with you." They merely bring ruin upon themselves. Allah knows well that they are liars.

Aisha Bewley

If it had been a case of easy gains and a short journey, they would have followed you, but the distance was too great for them. They will swear by Allah: ‘Had we been able to, we would have gone out with you.’ They are destroying their own selves. Allah knows that they are lying.

Al-Hilali & Khan

Had it been a near gain (booty in front of them) and an easy journey, they would have followed you, but the distance (Tabuk expedition) was long for them; and they would swear by Allâh, "If we only could, we would certainly have come forth with you." They destroy their ownselves, and Allâh knows that they are liars.

Ali Quli Qarai

Were it an accessible gain or a short journey, they would have surely followed you; but the distance seemed too far to them. Yet they will swear by Allah: ‘If we could, we would have surely gone forth with you.’ They [merely] destroy themselves. Allah knows that they are indeed liars.

Amatul Rahman Omar

Had it been an immediate gain and a short journey these (hypocrites) would certainly have followed you, but the hard journey seemed too distant to them, still they will swear (after your successful return) by Allâh (saying), `If only we could, we would surely have marched forth with you. ' They spell their own ruin, Allâh knows well that they are liars.

Arthur John Arberry

Were it a gain near at hand, and an easy journey, they would have followed thee; but the distance was too far for them. Still they will swear by God, 'Had we been able, we would have gone out with you,' so destroying their souls; and God knows that they are truly liars.

Bijan Moeinian

O’ Mohammad, if it was an easy campaign, they would have been quite ready to follow you. However, they could not handle the situation (marching a long way in the desert in the hot summer, not having enough time to harvest their new crop and going to face the strong Roman empire’s army.) They would dare to swear by God and say: "If we could, we would certainly join you." By saying such lies, they are destroying their own souls. God knows that they are liars.

E. Henry Palmer

Were there goods nigh at hand, and a moderate journey, they would have followed you; but the distance was too far for them; they will swear by God, 'If we could, we would have gone forth with you. ' They destroy themselves, but God knows that they lie!

Edip-Layth

If it were a near gain, or an easy journey, they would have followed you; but the distance was too much for them. They will swear by God: "If we could have, we would have come with you." They destroy themselves, and God knows they are liars.

George Sale

If it had been a near advantage, and a moderate journey, they had surely followed thee; but the way seemed tedious unto them: And yet they will swear by God, saying, if we had been able, we had surely gone forth with you. They destroy their own souls; for God knoweth that they are liars.

Hamid S. Aziz

Had there been an immediate gain, and an easy journey, they would have followed you; but the distance was too far for them; yet they will swear by Allah, "If we could, we would have gone forth with you. " They destroy their own souls, but Allah knows that they lie!

Mahmoud Ghali

If it had been (some) advantage near at hand, and a moderately (smooth) journey, they would indeed have closely followed you; but the distance was too far for them, and they will soon swear by Allah, "If we had been able, indeed we would have gone out with you; They bring perdition (i. e., permission to be excused form fighting) upon their selves; and Allah knows that surely they are liars indeed..

Marmaduke Pickthall

Had it been a near adventure and an easy journey they had followed thee, but the distance seemed too far for them. Yet will they swear by Allah (saying): If we had been able we would surely have set out with you. They destroy their souls, and Allah knoweth that they verily are liars.

Mohamed Ahmed - Samira

(O Prophet), had the gain been close at hand, and easy the journey, they would surely have followed you; but hard was the journey and long the going. Even then they swear by God (and say): "If we had the strength we would surely have gone out with you." They are only ruining themselves, for God is aware they lie.

Muhammad Asad

Had there been [a prospect of] immediate gain, and an easy journey, they would certainly have followed thee, [O Prophet:] but the distance was too great for them. And yet, [after your return, O believers,] they will swear by God, "Had we been able to do so, we would certainly have set out with you!" - [and by thus falsely swearing] they will be destroying their own selves: for God knows indeed that they are lying!

Mustafa Khattab

Had the gain been within reach and the journey shorter, they would have followed you, but the distance seemed too long for them. And they will swear by Allah, "Had we been able, we would have certainly joined you." They are ruining themselves. And Allah knows that they are surely lying.

Progressive Muslims

If it were a near gain, or an easy journey, they would have followed you; but the distance was too much for them. And they will swear by God: "If we could have, we would have come with you." They destroy themselves, and God knows they are liars.

Sahih International

Had it been an easy gain and a moderate trip, the hypocrites would have followed you, but distant to them was the journey. And they will swear by Allah, "If we were able, we would have gone forth with you," destroying themselves [through false oaths], and Allah knows that indeed they are liars.

Sam Gerrans

Had it been goods nearby and a short journey, they would have followed thee; but far for them was the destination. And they will swear by God: “Had we been able, we would have gone forth with you,” destroying their souls; and God knows that they are liars.

Shabbir Ahmed

There are people among you that if it were a quick material gain and a short easy journey, they would follow you. But the strife and the distance seem heavy and long to them. They will swear by Allah, "If we could, we would have gone along with you." They destroy their "Self". Allah knows that they are liars.

Syed Vickar Ahamed

If there was (something) to be gained right away, and the journey was easy, they would (all) have followed you without doubt but, the distance (from Medinah to Tabuk) was long for them. They would truly swear by Allah, "If we only could, we would surely have come out with you:" They destroy their own souls (by lying); And Allah does know that they are only lying.

Taqi Usmani

Had it been a gain at hand or an average journey, they would have certainly followed you, but the distance seemed too far to them. They will swear by Allah: "We would have certainly set out with you, if we were able to." They are putting themselves to ruin. Allah knows that they are liars.

The Monotheist Group

If it were a near gain, or an easy journey, they would have followed you; but the distance was too much for them. And they will swear by God: "If we could have, we would have gone with you." They destroy themselves, and God knows they are liars.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Sʹil sʹétait agi dʹun profit facile ou dʹun court voyage, ils tʹauraient suivi; mais la distance leur parut longue. Et ils jureront par Allah: ʺSi nous avions pu, nous serions sortis en votre compagnie.ʺ Ils se perdent eux-mêmes. Et Allah sait bien quʹils mentent.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Resûlê min!) Eger (gaziya te ne ji bo cengê bûya, lê) ji bo bi destxistineke hêsan an jî sefereke navinc (ne kurt û dirêj) bûya, bêguman dê wan bidana dûv te. Lê belê riya zehmet ji wan re dûr hat û laşgiran bûn. Ew ê bi navê Xwedê sond bixwin; eger me karîbûya teqez em ê jî digel we derketibûna. Ew (bi sondên derew) xwe dibin helakê. Xwedê teqez dizane ku ew bêguman derewkar in.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Als het om een gemakkelijk te behalen stoffelijk gewin en een eenvoudige reis zou gaan, dan zouden zij jou wel volgen, maar de afstand was te ver voor hen. En zij zullen bij God zweren: ʺAls wij konden zouden wij wel met jou uittrekkenʺ waarbij zij zichzelf te gronde richten. God weet dat zij leugenaars zijn.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Indien het een nabij gelegen voordeel of eene gemakkelijke reis ware geweest, zouden zij u zeker zijn gevolgd; maar de weg scheen hun lang, en thans zweren zij bij God, zeggende: Indien wij daartoe in staat waren geweest, zouden wij u zeker hebben gevolgd. Zij vernietigen hunne eigene zielen; want God weet dat zij leugenaars zijn.

Hollandaca — Siregar

Als er een nabije vergukelijke genieting en een gemakkelijk tocht zou zijn, dan zouden zij jou zeker volgen, maar de tocht lijkt hen zwaar. En zij zullen bij Allah zwefen: ʺAls wij ertoe in staat geweest zouden zijn, dan zouden wij met jullie zijn weggepan.ʺ Zij vernietigen zichzelf, en Allah weet dat zij zeker leugenaars zijn.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Если (поход [[Поход на Табук для сражения с римлянами.]], на который ты зовешь) был бы близким по добыче (трофеев) и умеренным [легким] путем, то они [лицемеры], непременно, последовали бы за тобой (о, Пророк). [Их выход был бы не ради довольства Аллаха, а лишь для получения добычи]. Но далеко для них это путешествие, и (когда вы будете возвращаться с этого похода) они будут (оправдываясь) клясться Аллахом: «Если бы мы могли [были в силах], то непременно вышли бы вместе с вами!» Они губят самих себя (своей ложью и лицемерием), а Аллах знает, что они – однозначно, лжецы (в своей вере и в своих клятвах).

Rusça — Osmanov

Если [, о Мухаммад, в походе] ожидалась бы легкая добыча и дорога была бы ближняя, то [мунафики] последовали бы за тобой. Однако расстояние показалось им дальним, и они [после твоего возвращения из похода] будут клясться Аллахом [, оправдываясь]: ʺЕсли бы мы могли, то выступили бы с вами в походʺ. [Ложной клятвой] они только губят себя, и Аллах знает, что они лгут.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Om ett lättfånget byte hade legat inom räckhåll och marschvägen hade varit lätt, skulle de säkert ha följt dig, men de ansåg att färden var lång och strapatserna svåra. Men de kommer att svära vid Gud: ʺHade vi haft möjlighet skulle vi självfallet ha gått med er!ʺ - Gud vet att de ljuger och (med sina lögner) bereder de sin egen undergång.