← Sureler

Mushaf — 447. Sayfa

‹
/ 604
›
37. Saffat Suresi

Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.

مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

mā lekum lā tenāSarūne

Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

bel humu l-yevme musteslimūne

Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

ve eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetesā'elūne

Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."

قَالُوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ

ḳālū innekum kuntum te'tūnenā ǎni l-yemīni

Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

ḳālū bel lem tekūnū mu'minīne

"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ

ve mā kāne lenā ǎleykum min sulTānin bel kuntum ḳavmen Tāğīne

"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا اِنَّا لَذَائِقُونَ

fe Haḳḳa ǎleynā ḳavlu rabbinā innā le ƶāiḳūne

"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."

فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاوِينَ

fe eğveynākum innā kunnā ğāvīne

Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.

فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

fe innehum yevmeiƶin fī l-ǎƶābi muşterikūne

İşte biz suçlulara böyle yaparız.

اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

innā ke ƶālike nef'ǎlu bi l-mucrimīne

Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.

اِنَّهُمْ كَانُوا اِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَ

innehum kānū iƶā ḳīle lehum lā ilāhe illā (a)llahu yestekbirūne

"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.

وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ

ve yeḳūlūne e innā le tārikū ālihetinā li şāǐrin mecnūnin

Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.

بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ

bel cā'e bi l-Haḳḳi ve Saddeḳa l-murselīne

Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.

اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَلِيمِ

innekum le ƶāiḳū l-ǎƶābi l-elīmi

Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

ve mā tuczevne illā mā kuntum teǎ'melūne

Ancak Allah'ın halis kulları başka.

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِينَ

illā ǐbāde (a)llahi l-muḣleSīne

(41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ فَوَاكِهُ وَهُمْ مُكْرَمُونَ

ulāike lehum rizḳun meǎ'lūmun / fevākihu ve hum mukramūne

Onlar Naim cennetlerindedirler.

فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

fī cennāti n-neǐymi

Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ

ǎlā sururin muteḳābilīne

(45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ

yuTāfu ǎleyhim bi ke'sin min meǐynin / beyDā'e leƶƶetin li ş-şāribīne

Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ

lā fīhā ğavlun ve lā hum ǎnhā yunzefūne

Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ

ve ǐndehum ḳāSirātu T-Tarfi ǐynun

Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ

keennehunne beyDun meknūnun

Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ

fe eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetesā'elūne

İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ اِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

ḳāle ḳāilun minhum innī kāne lī ḳarīnun