Lut'un kavmi de peygamberleri yalanladı.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ
Hani kardeşleri Lut, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَ
"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ
"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُونِ
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
وَمَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمِينَ
(165-166) "Rabbinizin, sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyor da insanlar arasından erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Siz gerçekten haddi aşan bir topluluksunuz."
اَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
Dediler ki: "Ey Lut! (İşimize karışmaktan) vazgeçmezsen mutlaka (şehirden) çıkarılanlardan olacaksın!"
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَالُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ
Lut, şöyle dedi: "Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım."
قَالَ اِنِّي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَالِينَ
"Ey Rabbim! Beni ve ailemi onların yaptıkları çirkin işten kurtar."
رَبِّ نَجِّنِي وَاَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ
(170-171) Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık.
فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَعِينَ اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
Sonra diğerlerini helak ettik.
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَرِينَ
Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!
وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ
Şüphesiz bunda büyük bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.
كَذَّبَ اَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ
Hani Şu'ayb, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَا تَتَّقُونَ
"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ
Artık, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُونِ
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
وَمَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَمِينَ
"Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın."
اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ
"Doğru terazi ile tartın."
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ
"İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدِينَ