← Sureler

Mushaf — 519. Sayfa

‹
/ 604
›
50. Kaf Suresi

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

ve leḳad ḣaleḳnā l-insāne ve neǎ'lemu mā tuvesvisu bihi nefsuhu ve neHnu eḳrabu ileyhi min Habli l-verīdi

Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.

اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ

iƶ yeteleḳḳā l-muteleḳḳiyāni ǎni l-yemīni ve ǎni ş-şimāli ḳaǐydun

İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.

مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

mā yelfiZu min ḳavlin illā ledeyhi raḳībun ǎtīdun

Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, "İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir" denir.

وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحِيدُ

ve cā'et sekratu l-mevti bi l-Haḳḳi ƶālike mā kunte minhu teHīdu

(İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilmeleri için) Sur'a üfürülecek. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür.

وَنُفِخَ فِي الصُّورِ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَعِيدِ

ve nufiḣa fī S-Sūri ƶālike yevmu l-veǐydi

Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir.

وَجَاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَائِقٌ وَشَهِيدٌ

ve cā'et kullu nefsin meǎhā sāiḳun ve şehīdun

(Ona) "Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir" (denir.)

لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ

le ḳad kunte fī ğafletin min hāƶā fe keşefnā ǎnke ğiTā'eke fe beSaruke l-yevme Hadīdun

Beraberindeki (melek) şöyle der: "İşte bu yanımdaki hazır."

وَقَالَ قَرِينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ

ve ḳāle ḳarīnuhu hāƶā mā ledeyye ǎtīdun

(24-25) (Allah, şöyle der:) "Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kafiri!"

اَلْقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُرِيبٍ

elḳiyā fī cehenneme kulle keffārin ǎnīdin / mennāǐn li l-ḣayri muǎ'tedin murībin

"Allah ile beraber, başka bir ilah edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!"

اَلَّذِي جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَاَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّدِيدِ

elleƶī ceǎle meǎ (a)llahi ilāhen āḣara fe elḳiyāhu fī l-ǎƶābi ş-şedīdi

Arkadaşı (olan şeytan) der ki: "Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi."

قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ

ḳāle ḳarīnuhu rabbenā mā eTğaytuhu ve lākin kāne fī Delālin beǐydin

Allah, şöyle der: "Benim huzurumda çekişmeyin. Çünkü ben bu (konudaki) uyarıyı size önceden yaptım."

قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَعِيدِ

ḳāle lā teḣteSimū ledeyye ve ḳad ḳaddemtu ileykum bi l-veǐydi

"Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim."

مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ

mā yubeddelu l-ḳavlu ledeyye ve mā enā bi Zellāmin li l-'ǎbīdi

O gün Cehenneme, "Doldun mu?" deriz. O da, "daha var mı?" der.

يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ

yevme neḳūlu li cehenneme heli mtele'ti ve teḳūlu hel min mezīdin

Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara uzak olmayacak şekilde yaklaştırılacak.

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ

ve uzlifeti l-cennetu li l-mutteḳīne ğayra beǐydin

(32-33) (Onlara şöyle denir:) "İşte bu, size (dünyada) vaad edilmekte olan şeydir. O, her tövbe eden, O'nun emrini gözeten için, görmediği halde sırf saygıdan dolayı Rahman'dan korkan ve O'na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir."

هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَفِيظٍ مَنْ خَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِ وَجَاءَ بِقَلْبٍ مُنِيبٍ

hāƶā mā tūǎdūne li kulli evvābin HafīZin / men ḣaşiye r-raHmāne bi l-ğaybi ve cā'e bi ḳalbin munībin

"Oraya esenlikle girin. İşte bu, ebedilik günüdür."

اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ

udḣulūhā bi selāmin ƶālike yevmu l-ḣulūdi

Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.

لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ

lehum mā yeşā'ūne fīhā ve ledeynā mezīdun