← Sureler

Mushaf — 390. Sayfa

‹
/ 604
›
28. Kasas Suresi

Musa, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, "Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık" dediler.

فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ

fe lemmā cā'ehum mūsā bi āyātinā beyyinātin ḳālū mā hāƶā illā siHrun mufteran ve mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne

Musa, "Katından kimin hidayet getirdiğini ve bu yurdun (güzel) sonucunun kimin olacağını Rabbim daha iyi bilir. Doğrusu zalimler kurtuluşa eremezler" dedi.

وَقَالَ مُوسٰى رَبِّي اَعْلَمُ بِمَنْ جَاءَ بِالْهُدٰى مِنْ عِنْدِهِ وَمَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

ve ḳāle mūsā rabbī eǎ'lemu bi men cā'e bi l-hudā min ǐndihi ve men tekūnu lehu ǎāḳibetu d-dāri innehu lā yufliHu Z-Zālimūne

Firavun, "Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Musa'nın ilahına çıkar bakarım(!) Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum" dedi.

وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَاأَيُّهَا الْمَلَاُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرِي فَاَوْقِدْ لِي يَاهَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَلْ لِي صَرْحًا لَعَلِّي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰى وَاِنِّي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ

ve ḳāle fir'ǎvnu yā eyyuhā l-meleu mā ǎlimtu lekum min ilāhin ğayrī fe evḳid lī yā hāmānu ǎlā T-Tīni fe c'ǎl lī SarHen leǎllī eTTaliǔ ilā ilāhi mūsā ve innī le eZunnuhu mine l-kāƶibīne

O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ

ve stekbera huve ve cunūduhu fī l-erDi bi ğayri l-Haḳḳi ve Zennū ennehum ileynā lā yurceǔne

Biz de onu ve askerlerini yakaladık ve onları denize attık (Orada boğuldular). Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!

فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ

fe eḣaƶnāhu ve cunūdehu fe nebeƶnāhum fī l-yemmi fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu Z-Zālimīne

Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.

وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لَا يُنْصَرُونَ

ve ceǎlnāhum eimmeten yed'ǔne ilā n-nāri ve yevme l-ḳiyāmeti lā yunSarūne

Bu dünyada onları lanete uğrattık. Kıyamet gününde de onlar iğrenç kılınmış kimselerden olacaklardır.

وَاَتْبَعْنَاهُمْ فِي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوحِينَ

ve etbeǎ'nāhum fī hāƶihi d-dunyā leǎ'neten ve yevme l-ḳiyāmeti hum mine l-meḳbūHīne

Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُو۫لٰى بَصَائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

ve leḳad āteynā mūsā l-kitābe min beǎ'di mā ehleknā l-ḳurūne l-ūlā beSāira li n-nāsi ve huden ve raHmeten leǎllehum yeteƶekkerūne