Hani onlar, "Ey Allah'ım, eğer şu (Kur'an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir" demişlerdi.

وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

ve iƶ ḳālū (a)llahumme in kāne hāƶā huve l-Haḳḳa min ǐndike fe emTir ǎleynā Hicāraten mine s-semāi evi 'tinā bi ǎƶābin elīmin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَاِذْve iƶve hani
2قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledemişlerdi
3اللّٰهُمَّ(a)llahummeEy Allah'ım
4اِنْineğer
5كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinise
6هٰذَاhāƶābu
7هُوَhuve(kişi)
8الْحَقَّl-Haḳḳaح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekbir gerçek
9مِنْmin
10عِنْدِكَǐndikeع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.senin yanından gelmiş
11فَاَمْطِرْfe emTirم ط رGökyüzü, yağmur, sağanak, hızlıca gitti veya acele etti.yağdır
12عَلَيْنَاǎleynābaşımıza
13حِجَارَةًHicāratenح ج رMahrum bırakmak, sertleştirmek, gizlemek, direnmek, yasaklamak, engellemek, önlemek, (bir yere) erişimi yasaklamak. Bir kişi veya şeyden alıkoymak/engellemek/men etmek/esirgemek/kısıtlamak, yasaklamak/yasak koymak/ketlemek/yasaklamak, bir şeyin sınırını çizmek veya kapamak, deve veya hayvanın gözü etrafına yanık bir işaret koymak, kuşatmak, bir şeyi bir kişi için yasak veya izin verilmez kılmak, cesaret bulmak veya cesaretlendirilmek, boğazını keserek kesmek. hajar - bir kaya/taş veya kaya kütlesi.taş
14مِنَmine
15السَّمَاءِs-semāiس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)gökten
16اَوِeviyahut
17ائْتِنَا'tināا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekbize getir
18بِعَذَابٍbi ǎƶābinع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12bir azab
19اَلِيمٍelīminا ل مacı çekmiş, ıstırap çekmiş, acı/keder/üzüntü ifade etmiş, ağıt dile getirmişacıklı

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Hani Allah'ım demişlerdi, bu, senin katındansa ve gerçekse başımıza gökten taş yağdır, yahut da bize elemli bir azap ver.

Abdulkadir Gölpınarlı

Hani Allahʼım demişlerdi, bu, senin katındansa ve gerçekse başımıza gökten taş yağdır, yahut da bize elemli bir azap ver.

Adem Uğur

Hani (o kâfirler) bir zaman da: Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir! demişlerdi.

Ahmed Hulusi

Hani, "Ey Allahım. . . Eğer bu senin indinden Hakk'ın kendisi ise, (o takdirde) gökten üstümüze taşlar yağdır! Yahut bize acı bir azap ver" demişlerdi.

Ahmet Tekin

Hani bir zaman da kâfirler: 'Allah’ım, eğer bu senin katından gelmiş hak bir kitapsa, üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize can yakıp inleten müthiş bir ceza ver' demişlerdi.

Ahmet Varol

Bir zaman: 'Ey Allah'ım! Bu senin katından gönderilme bir gerçekse bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azap gönder' demişlerdi.

Ali Bulaç

Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azab getir (bakalım)." demişlerdi.

Ali Fikri Yavuz

Bir vakit de, “- Ey Allah! Eğer bu senin tarafından gelmiş hak bir kitap ise, hemen üzerimize gökten taş yağdır, veya bize daha acıklı bir azap ver”, demişlerdi.

Ali Rıza Safa

Bir de şöyle dediler: "Allahım! Eğer O, Senin katından gelen bir gerçek ise üzerimize gökten taş yağdır veya bize acı dolu bir ceza getir!"

Bayraktar Bayraklı

Hani yine onlar, "Allahımız! Eğer bu kitap senin katından gelen gerçek ise, gökten üzerimize taş yağdır veya bize elem verici bir azap ver!" demişlerdi.

Bekir Sadak

«Allah'imiz! Eger bu Kitap, gercekten Senin katindan ise bize gokten tas yagdir veya can yakici bir azab ver» demislerdi.

Celal Yıldırım

Hani bir zaman da onlar, «Ey Allahımız ! Eğer bu Kur'ân hakikaten senden ise, üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azâb getir» demişlerdi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Hatırla, bir de şöyle diyorlardı: “Allahım! Eğer bu kitap senin katından gelmiş bir hakikat ise gökten üzerimize taş yağdır veya bize acı veren bir azap gönder!”

Diyanet İşleri

Hani onlar, "Ey Allah'ım, eğer şu (Kur'an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir" demişlerdi.

Diyanet İşleri (eski)

'Allah'ımız! Eğer bu Kitap, gerçekten Senin katından ise bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver' demişlerdi.

Diyanet Vakfi

Hani (o kâfirler) bir zaman da: Ey Allah'ım! Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir! demişlerdi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Bir vakit de, «Ey Allah, eğer bu Senin katından gelmiş bir hak kitap ise, hiç durma üstümüze gökten taşlar yağdır veya bize daha acı bir azap ver» demişlerdi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bir zaman da onlar: "Ey Allah, eğer senin tarafından gelmiş bir hak kitap ise, durma üzerimize gökten taşlar yağdır veya bize daha acı bir azap ver!" demişlerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir vakıt da ey Allah, eğer bu, senin tarafından gelmiş hak kitab ise durma üzerimize gökten taşlar yağdır veya bize daha elim bir azab ver demişlerdi

Erhan Aktaş

Bir de dediler ki: "Allah'ım! Eğer bu Senin tarafından gelen bir gerçekse, gökten üzerimize taş yağdır veya bize can yakıcı bir azap ver."

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Bir de dediler ki: "Allah'ım! Eğer bu Senin tarafından gelen bir gerçekse, gökten üzerimize taş yağdır veya bize can yakıcı bir azap ver."

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Bir de dediler ki: "Allah'ım! Eğer bu Senin tarafından gelen bir gerçekse, gökten üzerimize taş yağdır veya bize can yakıcı bir azap ver."

Fizilal-il Kuran

Hani onlar «Allah'ımız, eğer bu Kur'an senin tarafından gönderilmiş gerçek bir kitap ise, başımıza gökten taş yağdır ya da bizi acıklı bir azaba çarptır» dediler.

Gültekin Onan

Bir de: "Ey Tanrı'mız, eğer bu (Kuran) bir gerçek olarak Senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azab getir (bakalım)" demişlerdi.

Hamdi Döndüren

Yine onlar, “Ey Allah’ım! Eğer bu kitap senin katından gelen bir gerçek ise, üzerimize gökten taş yağdır ya da bize can yakıcı bir azap getir!” demişlerdi.

Hasan Basri Çantay

Hani bir zaman da: "Ey Allah, eğer bu, Senin katından (gelmiş) hak (kitab) ın kendisi ise durma bizim üstümüze gökden taş yağdır, yahud bize (daha) acıklı bir azab getir" demişlerdi.

Hasib Asutay

Hani (inkârcılar) bir zaman da 'Ey Allah'ım! Eğer bu (kitap) senin katından gelmiş bir gerçek ise, üzerimize gökten taş yağdır yahut bize acıklı bir azap getir' demişlerdi.

Hayrat Neşriyat

Bir vakit de: 'Ey Allah! Eğer bu (Kur’ân), senin katından hak (bir Kitab) ise, haydi üzerimize gökten taş yağdır veya bize elemli bir azab getir!' demişlerdi.

İbni Kesir

Hani demişlerdi ki: Ey Allah'ımız; eğer bu, gerçekten Senin katından ise; bize gökten taş yağdır, yahut acıklı bir azab getir.

Mehmet Okuyan

Hani (o kâfirler) bir zaman da şöyle demişlerdi: “Ey Allah’ım! Bu (Kur’an) senin katından ise üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem verici bir azap getir!”

Muhammed Esed

Ve bir de şöyle derlerdi: "Ey Allahımız, eğer bu gerçekten Senin katından (indirilen) hakkın kendisi ise, o zaman gökten taş yağdır başımıza, yahut (daha) can yakıcı bir azap çıkar karşımıza!"

Mustafa İslamoğlu

Bir zaman da tuttular şöyle dediler: "Allah'ım! Bu eğer senin katından gelen bir hakikatse, o zaman gökten üzerimize taş yağdır; ya da bize can yakıcı bir azap gönder!"

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve bir vakit dediler ki: «Ey Allah! Eğer senin tarafından hak olan bu ise hemen üzerimize gökten taşlar yağdır ve bize pek elemli bir azap getir.»

Ömer Öngüt

Hani bir zaman da onlar: “Ey Allah'ım! Eğer bu kitap gerçekten senin katından ise üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azap getir. ” demişlerdi.

Suat Yıldırım

Hani bir zaman da onlar: "Ya Rabbî, eğer bu Kur’ân senin tarafından gelmiş hak bir kitap ise hemen üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize acı bir azap ver!" demişlerdi.

Süleyman Ateş

Ve: "Allah'ım, eğer bu, senin yanından gelmiş gerçekse başımıza gökten taş yağdır, yahut bize acı bir azab getir!" demişlerdi.

Süleymaniye Vakfı

Bir keresinde de şöyle demişlerdi: "Allahım! Eğer bu Kur'an senin katından bir gerçekse gökten üstümüze taş yağdır ya da bizi acıklı bir azaba çarptır."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bir zamanlar da şöyle demişlerdi: "Ey Allah! Eğer bu senin katından bir gerçek ise durma; gökten üstümüze taş yağdır, ya da bizi acıklı bir azaba çarptır."

Şaban Piriş

"Ve Allah'ım, eğer bu senin yanından gelmiş gerçekse başımıza gökten taş yağdır, yahut bize acı bir azap ver!"

Tefhim-ul Kuran

Bir de: «Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin katından ise, gök yüzünden üstümüze taş yağdır veya acıklı bir azab getir (bakalım) .» demişlerdi.

Ümit Şimşek

Bir vakit de onlar 'Ey Allah, eğer bu Kur'ân Senin katından gelen hak kitap ise, üzerimize gökten taş yağdır veya bize acı bir azap ver' demişlerdi.

Yaşar Nuri Öztürk

Şunu da söylemişlerdi: "Allahımız! Eğer bu, senin katından gelmiş gerçeğin kendisiyse, gökten üstümüze taş yağdır. Yahut bize korkunç bir azap musallat et."

Azerice (1)

Azerice — Alihan Musayev

O zaman onlar: “Ey Allah! Əgər bu, Sənin tərəfindən gəlmiş bir haqdırsa, onda üstümüzə göydən daş yağdır və ya bizə ağrılı-acılı bir əzab göndər”– demişdilər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie sagten: ʺGott! Wenn das die Wahrheit ist, laß Steine vom Himmel auf uns herabregnen, oder laß eine qualvolle Strafe uns ereilen!ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Und als sie sagten: ʺO Allah, wenn dies tatsächlich die Wahrheit von Dir ist, dann lasse auf uns Steine vom Himmel regnen, oder bringe schmerzhafte Strafe über uns!ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Und da sagten sie: ʺO Allah, wenn dies wirklich die Wahrheit von Dir ist, dann laß Steine vom Himmel auf uns niederregnen oder bringe eine schmerzliche Strafe auf uns herab.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Und (erinnere daran), als sie sagten: ʺALLAH! Wäre dies die Wahrheit von Dir, so lasse auf uns Steine vom Himmel regnen oder lasse uns eine qualvolle Peinigung zuteil werden!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And remember O Muhammad when their pride and insolence got the better of their prudence and they said: O Allah, "if this is a divine discourse revealed from Your heaven's realm, then pour down upon us from the floor of the vault of heaven a rain of stones or a rain of large blows".

Abdul Haleem

They also said, ‘God, if this really is the truth from You, then rain stones on us from the heavens, or send us some other painful punishment.’

Abdullah Yusuf Ali

Remember how they said: "O Allah if this is indeed the Truth from Thee, rain down on us a shower of stones form the sky, or send us a grievous penalty."

Abul A'la Maududi

And also recall when they said: 'O Allah! If this indeed be the truth from You, then rain down stones upon us from heaven, or bring upon us a painful chastisement.'

Aisha Bewley

And they say, ‘Allah, if this is really the truth from You, rain down stones on us out of heaven or send a painful punishment down on us. ’

Al-Hilali & Khan

And (remember) when they said: "O Allâh! If this (the Qur’ân) is indeed the truth (revealed) from You, then rain down stones on us from the sky or bring on us a painful torment."

Ali Quli Qarai

And when they said, ‘O Allah, if this be the truth from You, rain down upon us stones from the sky, or bring us a painful punishment. ’

Amatul Rahman Omar

And (recall the time) when they said, `O Allâh! if this (faith of Islam) indeed be the truth revealed by You, then rain down upon us stones from heaven, or bring down upon us (some other) grievous punishment. '

Arthur John Arberry

And when they said, 'O God, if this be indeed the truth from Thee, then rain down upon us stones out of heaven, or bring us a painful chastisement. '

Bijan Moeinian

They were challenging you to ask God to send them fiery stones from the sky or any other sever punishment. [How foolish of them to ask for a miracle that will kill them instantly, not giving them time to contemplate about it and then either accept it or reject it!}

E. Henry Palmer

When they said, 'O God! if this be truth, and from Thee, then rain upon us stones from heaven or bring us grievous woe!'

Edip-Layth

They said, "Our god, if this is the truth from You, then send down upon us a rain of stones from the sky or bring on us a painful retribution."

George Sale

And remember the time when they said, 'O Allah, if this be indeed the truth from Thee, then rain down upon us stones from heaven or bring down upon us a grievous punishment. '

Hamid S. Aziz

When they said, "O Allah! If this be indeed truth from Thee, then rain down upon us stones from heaven or bring us grievous doom!"

Mahmoud Ghali

And as they said, "O Allah, (The Arabic word has the suffix-unima for supplication) in case this is (really) the Truth from Your Providence, then rain down upon us stones from the heaven, or come up to us with a painful torment. "

Marmaduke Pickthall

And when they said: O Allah! If this be indeed the truth from Thee, then rain down stones on us or bring on us some painful doom!

Mohamed Ahmed - Samira

They had also said: "If this be the truth from you, O God, then rain down on us stones from the skies, or inflict a grievous punishment upon us. "

Muhammad Asad

And, lo, they would say, "O God! If this. be indeed the truth from Thee, then rain down upon us stones from the skies, or inflict [some other] grievous suffering on us!"

Mustafa Khattab

And ˹remember˺ when they prayed, "O Allah! If this is indeed the truth from You, then rain down stones upon us from the sky or overcome us with a painful punishment."

Progressive Muslims

And they said: "O God, if this is the truth from You, then send down upon us a rain of stones from the sky or bring on us a painful retribution. "

Sahih International

And [remember] when they said, "O Allah, if this should be the truth from You, then rain down upon us stones from the sky or bring us a painful punishment. "

Sam Gerrans

And when they say: “O God: if this be the truth from Thee, then rain Thou down upon us stones from the sky, or bring Thou us a painful punishment!”

Shabbir Ahmed

They went ahead saying, "O Allah! If this is indeed the Truth from You, then shower upon us rocks from the sky or bring on us a painful suffering. "

Syed Vickar Ahamed

And (remember) when how they said: "O Allah! If this is indeed the Truth from You, then rain down on us a shower of stones from the sky, or send us a painful penalty. "

Taqi Usmani

And (recall) when they said, "O Allah, if this is indeed the truth (revealed) from You, then, rain down stones upon us from the heavens, or bring upon us a painful punishment."

The Monotheist Group

And they said: "Our god, if this is the truth from You, then send down upon us a rain of stones from the heaven or bring upon us a painful retribution."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et quand ils dirent: ʺO Allah, si cela est la vérité de Ta part, alors, fais pleuvoir du ciel des pierres sur nous, ou fais venir sur nous un châtiment douloureuxʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Wê demê kafiran got: Xwedayê me! Eger ev Qur’an heq be û ji cem te hatibe, ji esmên keviran li ser me bibarîne yan jî ezabekî dijwar ji bo me bîne!

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En toen zij zeiden: ʺO God, als dit de waarheid is die van U komt, laat dan stenen uit de hemel op ons regenen of geef ons een pijnlijke bestraffing.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

En toen zij zeiden: O God! indien dit de waarheid van u is, laat dan steenen uit den hemel op ons nedervallen, of leg ons eene andere gestrenge straf op.

Hollandaca — Siregar

En (gedenkt) toen zij zeiden: ʺO Allah, als dit (de Koran) de Waarheid is, van U afkomstig, doe dan stenen op ons neer regenen uit de hemel. Of geef ons een pijnlijke bestraffing.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(И) сказали они [многобожники в Мекке] (обращаясь с мольбой к Аллаху): «О, Аллах! Если это [подразумевая Коран] – истина от Тебя (как это утверждает Мухаммад), то (тогда) пролей на нас дождь камнями с неба или пошли на нас мучительное наказание».

Rusça — Osmanov

[Вспомни, Мухаммад], как они сказали: О Боже! Если этот [Коран] - та истина, которая исходит от Тебя, то порази нас дождем из камней с неба или же подвергни нас мучительному наказанию.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(Och minns) att de sade: ʺHerre Gud! Om detta är Din sanning, låt då stenar regna över oss från himlen eller ett svårt lidande drabba oss!ʺ