Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

fe eḣaƶehumu l-ǎƶābu inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَاَخَذَهُمُfe eḣaƶehumuا خ ذeline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmekve onları yakaladı
2الْعَذَابُl-ǎƶābuع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azab
3اِنَّinnemuhakkak ki
4فِيvardır
5ذٰلِكَƶālikebunda
6لَاٰيَةًle āyetenا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.bir ibret
7وَمَاve māama yine
8كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvindeğildir
9اَكْثَرُهُمْekṧeruhumك ث رSayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer nehirlerin aktığı cennetteki nehir, konuşkan kişi.çokları
10مُؤْمِنِينَmu'minīneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninananlardan

Tüm mealler

Meal seçin (79 / 79 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Azap, onları helâk ediverdi. Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.

Adem Uğur

Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

Ahmed Hulusi

Sonunda o azap onları çarptı! Muhakkak ki bu olayda bir işaret - ders vardır. . . Onların çoğunluğu iman etmemişlerdir!

Ahmet Tekin

Şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbe onların işini bitirdi. Bunda da, kesinlikle bütün insanlar için ibretler, alınacak dersler vardır. Onların çoğu iman edecek değildi.

Ahmet Varol

Çünkü kendilerini azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.

Ali Bulaç

Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

Ali Fikri Yavuz

Çünkü azab kendilerini yakalayıverdi. Muhakkak ki bunda bir ibret var. Öyle iken (arkadan gelenlerin) çoğu mümin olmadı.

Ali Rıza Safa

Sonunda, ceza onları yakaladı. Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.

Bayraktar Bayraklı

Çünkü felaket başlarına geldi. Onların çoğu inanmamış olsa da,bunda kesinlikle bir ders vardır.

Bekir Sadak

Bunun uzerine onlari azap yakaladi. Dogrusu bunda bir ders vardir, fakat cogu inanmamistir.

Celal Yıldırım

O sebeple azâb onları yakaladı. Şüphesiz ki (bu olayda) bir ibret ve öğüt vardır; ama onların çoğu imân edenler olmadı.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(157-158) Buna rağmen onlar deveyi kestiler, ama yaptıklarına pişman oldular; çünkü onları azap yakaladı. Doğrusu bunda büyük bir ders vardır ama çokları iman etmezler.

Diyanet İşleri

Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Diyanet İşleri (eski)

Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda bir ders vardır, fakat çoğu inanmamıştır.

Diyanet Vakfi

Bunun üzerine onları azap yakaladı. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda (alınacak) bir ibret vardır; ama çoğu iman etmedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü kendilerini azab yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir ayet var öyle iken ekserisi mü'min olmadı

Erhan Aktaş

Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda bir ayet vardır. Yine de İnsanların çoğu iman etmediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda bir ayet vardır. Yine de insanların çoğu inanmadılar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Fakat azap onları yakaladı. Kuşkusuz bunda bir ayet vardır. Yine de insanların çoğu inanmadılar.

Fizilal-il Kuran

Arkasından azab, yakalarına yapıştı. Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğunluğu inanmamış kimselerdi.

Gültekin Onan

Böylece azab onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır / değildir.

Hamdi Döndüren

Çünkü kendilerini o azap yakalayıverdi. Kuşkusuz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu inanmazlar.

Hasan Basri Çantay

Çünkü kendilerini o azab yakalayıverdi. Şübhesiz bunda mutlak bir ayet (ibret) vardır. Böyle iken onların çoğu iman ediciler değildir.

Hasib Asutay

Böylece azap onları yakalayıverdi. (27) Gerçekten bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değillerdir. (27. Peygamberin uyarısına rağmen inanmayanlar deveyi kesince Semûd kavmi korkunç bir sesle helak olmuştur.)

Hayrat Neşriyat

Çünki, azab onları yakaladı. Şübhe yok ki bunda apaçık bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.

İbni Kesir

Bunun üzerine azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.

Mehmet Okuyan

(Ama çoktan) o azap kendilerini yakalamıştı. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

Muhammed Esed

çünkü (Salih'in önceden haber verdiği) azap onları kıskıvrak yakaladı. Şüphesiz bu (kıssada da insanlar için) bir ders vardır; onlardan çoğu (buna) inanmasalar da...

Mustafa İslamoğlu

çünkü onları malum azap kıskıvrak yakalamıştı. Elbet bu (Salih kıssası)nda da, alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanları çoğu yine de inanmayacaklardır.

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık onları azap yakaladı. Şüphe yok ki, bunda bir ibret vardır. Böyle iken onların çokları imân etmiş olmadılar.

Ömer Öngüt

Bunun üzerine azap onları yakaladı. Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.

Suat Yıldırım

Çünkü bildirilen azap onları bastırıverdi. Elbette bunda alınacak ibret vardı. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.

Süleyman Ateş

Ve azab onları yakaladı. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.

Süleymaniye Vakfı

Sonra o azap onları yakaladı. Bu olayda kesin bir ibret /bir ayet vardır ama bunların çoğu inanıp güvenmiş kimseler değillerdi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

O azap onları hemen yakaladı. Bu olayda kesin bir belge vardır ama bunların çoğu inanacak değillerdir.

Şaban Piriş

Çünkü onları azap yakaladı. Bu olayda gerçekten bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmiş değildir.

Tefhim-ul Kuran

Böylece azab da onları yakaladı. Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

Ümit Şimşek

Azap onları yakalayıverdi. İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.

Yaşar Nuri Öztürk

Sonunda azap onları yakaladı. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu inanan kişiler değildi.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Əzab onları yaxaladı. Şübhəsiz ki, bunda bir ibrət vardır. Lakin onların əksəriyyəti yenə iman gətirmədi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Artıq əzab onları yaxaladı (hamısı məhv oldu). Şübhəsiz ki, bunda (Salehin bu hekayətində) bir ibrət vardır. Halbuki onların əksəriyyəti iman gətirmədi.

Almanca (2)

Almanca — Al-Azhar

Da erfaßte sie eine qualvolle Strafe. Darin ist ein Zeichen. Doch die meisten unter ihnen glauben nicht.

Almanca — Der Edle Quran

Da ergriff sie die Strafe. Darin ist wahrlich ein Zeichen, doch sind die meisten von ihnen nicht gläubig.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

They were overtaken by Allah's wrath which spoke thunder. This is indeed emblematic of His Omnipotence and Authority but most of them denied Him Who brought them into existence.

Abdul Haleem

the punishment fell upon them. There truly is a sign in this, though most of them will not believe:

Abdullah Yusuf Ali

But the Penalty seized them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.

Abul A'la Maududi

So the chastisement seized them. Surely there is a Sign in this, but most of them would not believe.

Aisha Bewley

for the punishment did come down them. There is certainly a Sign in that, yet most of them are not muminun.

Al-Hilali & Khan

So the torment overtook them. Verily, in this is indeed a sign, yet most of them are not believers.

Ali Quli Qarai

So the punishment seized them. There is indeed a sign in that; but most of them do not have faith.

Amatul Rahman Omar

Consequently (the threatened) punishment overtook them. Behold! there is a remarkably great sign in this (episode); yet most of them would not be believers.

Arthur John Arberry

and the chastisement seized them. Surely in that is a sign, yet most of them are not believers.

Bijan Moeinian

when they were subjected to their punishment.

E. Henry Palmer

and the torment seized them; verily, in that is a sign; but most of them will never be believers:

Edip-Layth

So the retribution took them. In that is a sign, but most of them are not those who acknowledge.

George Sale

For the punishment which had been threatened overtook them. Verily herein was a sign; but the greater part of them did not believe.

Hamid S. Aziz

But they hamstrung her, and on the morrow they repented;

Mahmoud Ghali

Then the torment took them (away). Surely in that is indeed a sign, and in no way were most of them believers.

Marmaduke Pickthall

So the retribution came on them. Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.

Mohamed Ahmed - Samira

For they were seized by the torment. Verily there was a sign in this, but most of them did not believe.

Muhammad Asad

for the suffering [predicted by Salih, ] befell them [then and there]. In this [story], behold, there is a message [unto men], even though most of them will not believe [in it].

Mustafa Khattab

So the punishment overtook them. Surely in this is a sign. Yet most of them would not believe.

Progressive Muslims

So the retribution took them. In that is a sign, but most of them are not believers.

Sahih International

And the punishment seized them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

Sam Gerrans

And the punishment seized them. In that is a proof, but most of them are not believers.

Shabbir Ahmed

So, the Retribution seized them. Herein is indeed a sign, yet most people are not believers (in the Law of Requital).

Syed Vickar Ahamed

But the penalty seized them, surely there is indeed a Sign in this but most of them do not believe.

Taqi Usmani

and the punishment seized them. Surely, in this there is a sign, but most of them are not believers,

The Monotheist Group

So the retribution took them. In that is a sign, but most of them are not believers.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Le châtiment, en effet, les saisit. Voilà bien là un prodige. Cependant, la plupart dʹentre eux ne croient pas.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ji ber vê kirina wan ezab ew girtin. Bêguman di vê de îbretek heye, lê pirên wan bawerî nayînin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen greep de bestraffing hen. Daarin is zeker een teken, maar de meesten van hen zijn niet gelovig.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Want de straf, waarmede zij bedreigd waren geworden, overviel hen. Waarlijk, hierin was een teeken; maar het grootste deel van hen geloofde niet.

Hollandaca — Siregar

Toen trof de bestraffing hen. Voorwaar, daarin is zeker een Teken, maar de meesten van hen zijn geen gelovigen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И постигло их наказание; Поистине, в этом [в истории пророка Салиха] – однозначно, знамение, но большая часть их (которые слышат эту историю) не становятся верующими!

Rusça — Osmanov

Постигло их наказание. Воистину, в этом - знамение, но большинство их тем не менее не уверовали.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

när de drabbades av det (förutsagda) straffet. I detta ligger förvisso ett budskap (till människorna), men de flesta av dem vill inte tro.