Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ
e lem naḣluḳkum min māin mehīnin
(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَكِينٍ اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍ
fe ceǎlnāhu fī ḳarārin mekīnin / ilā ḳaderin meǎ'lūmin
Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
fe ḳadernā fe niǎ'me l-ḳādirūne
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
(25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?
اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتًا اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتًا
e lem nec'ǎli l-erDe kifāten / eHyā'en ve emvāten
Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا
ve ceǎlnā fīhā ravāsiye şāmiḣātin ve esḳaynākum māen furāten
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
inTaliḳū ilā mā kuntum bihi tukeƶƶibūne
(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذِي ثَلٰثِ شُعَبٍ لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ
inTaliḳū ilā Zillin ƶī ṧelāṧi şuǎbin / lā Zelīlin ve lā yuğnī mine l-lahebi
Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.
اِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ
innehā termī bi şerarin ke l-ḳaSri
Bunlar sanki birer kızıl devedir.
كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ
keennehu cimāletun Sufrun
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
Bu, konuşamayacakları gündür.
هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ
hāƶā yevmu lā yenTiḳūne
Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
ve lā yu'ƶenu lehum fe yeǎ'teƶirūne
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.
هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّلِينَ
hāƶā yevmu l-feSli cemeǎ'nākum ve l-'evvelīne
Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!
فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
fe in kāne lekum keydun fe kīdūni
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar.
اِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ
inne l-mutteḳīne fī Zilālin ve ǔyūnin
Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.
وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
ve fevākihe mimmā yeştehūne
"Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için."
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِٓيـًٔا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
kulū ve şrabū heniyen bimā kuntum teǎ'melūne
Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
innā ke ƶālike neczī l-muHsinīne
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
Ey inkar edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلًا اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ
kulū ve temetteǔ ḳalīlen innekum mucrimūne
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
Onlara, "Rüku edin (namaz kılın)" dendiği zaman rüku etmezler.
وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
ve iƶā ḳīle lehumu rkeǔ lā yerkeǔne
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
Onlar artık ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
فَبِاَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
fe bi eyyi Hadīṧin beǎ'dehu yu'minūne