← Sureler

Mushaf — 497. Sayfa

‹
/ 604
›
44. Duhan Suresi

"Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum."

وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِ اِنِّٓي اٰتِيكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

ve en lā teǎ'lū ǎlā (a)llahi innī ātīkum bi sulTānin mubīnin

"Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."

وَاِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمْ اَنْ تَرْجُمُونِ

ve innī ǔƶtu bi rabbī ve rabbikum en tercumūni

"Bana inanmadınızsa benden uzak durun."

وَاِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا لِي فَاعْتَزِلُونِ

ve in lem tu'minū lī fe ǎ'tezilūni

Sonra Musa, Rabbine, "Bunlar günahkar bir toplumdur" diye seslendi.

فَدَعَا رَبَّهُ اَنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ

fe deǎā rabbehu enne hā'ulā'i ḳavmun mucrimūne

Allah da şöyle dedi: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."

فَاَسْرِ بِعِبَادِي لَيْلًا اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

fe esri bi ǐbādī leylen innekum muttebeǔne

"Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.

وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًا اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ

ve truki l-baHra rahven innehum cundun muğraḳūne

Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.

كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

kem terakū min cennātin ve ǔyūnin

Nice ekinler, nice güzel konaklar!

وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

ve zurūǐn ve meḳāmin kerīmin

Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!

وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ

ve neǎ'metin kānū fīhā fākihīne

İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.

كَذٰلِكَ۠ وَاَوْرَثْنَاهَا قَوْمًا اٰخَرِينَ

ke ƶālike ve evraṧnāhā ḳavmen āḣarīne

Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْاَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ

fe mā beket ǎleyhimu s-semāu ve l-erDu ve mā kānū munZerīne

(30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهِينِ مِنْ فِرْعَوْنَ اِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفِينَ

ve leḳad necceynā benī isrāīle mine l-ǎƶābi l-muhīni / min fir'ǎvne innehu kāne ǎāliyen mine l-musrifīne

Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) alemlere üstün kıldık.

وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ

ve le ḳadi ḣternāhum ǎlā ǐlmin ǎlā l-ǎālemīne

Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.

وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَا فِيهِ بَلٰٓؤٌا مُبِينٌ

ve āteynāhum mine l-āyāti mā fīhi belā'un mubīnun

(34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَيَقُولُونَ اِنْ هِيَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرِينَ

inne hā'ulā'i le yeḳūlūne / in hiye illā mevtetunā l-ūlā ve mā neHnu bi munşerīne

"Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin."

فَأْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

fe 'tū bi ābāinā in kuntum Sādiḳīne

Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helak ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.

اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ اَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ

e hum ḣayrun em ḳavmu tubbeǐn ve(e)lleƶīne min ḳablihim ehleknāhum innehum kānū mucrimīne

Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık.

وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ

ve mā ḣaleḳnā s-semāvāti ve l-erDe ve mā beynehumā lāǐbīne

Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.

مَا خَلَقْنَاهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

mā ḣaleḳnāhumā illā bi l-Haḳḳi ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne