Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُ اَمْرًا اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُبِينًا
ve mā kāne li mu'minin ve lā mu'minetin iƶā ḳaDā (a)llahu ve rasūluhu emran en yekūne lehumu l-ḣiyeratu min emrihim ve men yeǎ'Si (a)llahe ve rasūlehu fe ḳad Delle Delālen mubīnen
Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, "Eşini nikahında tut (onu boşama) ve Allah'tan sakın" diyordun. İçinde, Allah'ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü'minlere bir zorluk olmasın. Allah'ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.
وَاِذْ تَقُولُ لِلَّذِي اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَاَنْعَمْتَ عَلَيْهِ اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّٰهَ وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللّٰهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشٰيهُ فَلَمَّا قَضٰى زَيْدٌ مِنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِي اَزْوَاجِ اَدْعِيَٓائِهِمْ اِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَرًا وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولًا
ve iƶ teḳūlu li (e)lleƶī en'ǎme (a)llahu ǎleyhi ve en'ǎmte ǎleyhi emsik ǎleyke zevceke ve tteḳi (a)llahe ve tuḣfī fī nefsike mā (a)llahu mubdīhi ve teḣşā n-nāse ve(a)llahu eHaḳḳu en teḣşāhu fe lemmā ḳaDā zeydun minhā veTaran zevvecnākehā li key lā yekūne ǎlā l-mu'minīne Haracun fī ezvāci ed'ǐyāihim iƶā ḳaDev minhunne veTaran ve kāne emru (a)llahi mef'ǔlen
Allah'ın, kendisine farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi konusunda peygambere bir darlık yoktur. Daha önce gelip geçen peygamberler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.
مَا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ فِيمَا فَرَضَ اللّٰهُ لَهُ سُنَّةَ اللّٰهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ قَدَرًا مَقْدُورًا
mā kāne ǎlā n-nebiyyi min Haracin fīmā feraDe (a)llahu lehu sunnete (a)llahi fī (e)lleƶīne ḣalev min ḳablu ve kāne emru (a)llahi ḳaderan meḳdūran
Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah'ın vahiylerini tebliğ eden, Allah'tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter.
اَلَّذِينَ يُبَلِّغُونَ رِسَالَاتِ اللّٰهِ وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ اَحَدًا اِلَّا اللّٰهَ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسِيبًا
(e)lleƶīne yubelliğūne risālāti (a)llahi ve yeḣşevnehu ve lā yeḣşevne eHaden illā (a)llahe ve kefā bi(a)llahi Hasīben
Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّنَ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
mā kāne muHammedun ebā eHadin min ricālikum ve lākin rasūle (a)llahi ve ḣāteme n-nebiyyīne ve kāne (a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmen
Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَثِيرًا
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū ƶkurū (a)llahe ƶikran keṧīran
O'nu sabah akşam tespih edin.
وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصِيلًا
ve sebbiHūhu bukraten ve eSīlen
O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet eden; melekleri de sizin için bağışlanma dileyendir. Allah, mü'minlere çok merhamet edendir.
هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلٰٓئِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
huve elleƶī yuSallī ǎleykum ve melāiketuhu li yuḣricekum mine Z-Zulumāti ilā n-nūri ve kāne bi l-mu'minīne raHīmān