← Sureler

Mushaf — 330. Sayfa

‹
/ 604
›
21. Enbiya Suresi

Irzını korumuş olan kadını da (Meryem'i de) hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da alemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.

وَالَّتِي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا اٰيَةً لِلْعَالَمِينَ

ve lletī eHSanet fercehā fe nefeḣnā fīhā min rūHinā ve ceǎlnāhā ve bnehā āyeten li l-ǎālemīne

Şüphesiz bu (İslam), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.

اِنَّ هٰذِهِٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ

inne hāƶihi ummetukum ummeten vāHideten ve enā rabbukum fe ǎ'budūni

(İnsanlar) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Hepsi de ancak bize dönecekler.

وَتَقَطَّعُوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ كُلٌّ اِلَيْنَا رَاجِعُونَ

ve teḳaTTaǔ emrahum beynehum kullun ileynā rāciǔne

Şu halde, kim mü'min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkar edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.

فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِهِ وَاِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ

fe men yeǎ'mel mine S-SāliHāti ve huve mu'minun fe lā kufrāne li seǎ'yihi ve innā lehu kātibūne

Helak ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkansızdır.

وَحَرَامٌ عَلٰى قَرْيَةٍ اَهْلَكْنَاهَٓا اَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

ve Harāmun ǎlā ḳaryetin ehleknāhā ennehum lā yerciǔne

Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.

حَتّٰٓى اِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ

Hattā iƶā futiHat ye'cūcu ve me'cūcu ve hum min kulli Hadebin yensilūne

Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkar edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz" derler.

وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذِينَ كَفَرُوا يَاوَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمِينَ

ve ḳterabe l-veǎ'du l-Haḳḳu fe iƶā hiye şāḣiSatun ebSāru (e)lleƶīne keferū yā veylenā ḳad kunnā fī ğafletin min hāƶā bel kunnā Zālimīne

Hiç şüphesiz siz ve Allah'tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.

اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ

innekum ve mā teǎ'budūne min dūni (a)llahi HaSabu cehenneme entum lehā vāridūne

Eğer onlar ilah olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır.

لَوْ كَانَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اٰلِهَةً مَا وَرَدُوهَا وَكُلٌّ فِيهَا خَالِدُونَ

lev kāne hā'ulā'i āliheten mā veradūhā ve kullun fīhā ḣālidūne

Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.

لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَهُمْ فِيهَا لَا يَسْمَعُونَ

lehum fīhā zefīrun ve hum fīhā lā yesmeǔne

Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükafat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.

اِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ

inne (e)lleƶīne sebeḳat lehum minnā l-Husnā ulāike ǎnhā mub'ǎdūne