Kavminin cevabı ise sadece, "Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!.." demek oldu.
وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ
ve mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū eḣricūhum min ḳaryetikum innehum unāsun yeteTahherūne
Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu.
فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
fe enceynāhu ve ehlehu illā mraetehu kānet mine l-ğābirīne
Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.
وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ
ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mucrimīne
Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır."
وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve ilā medyene eḣāhum şuǎyben ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu ḳad cā'etkum beyyinetun min rabbikum fe evfū l-keyle ve l-mīzāne ve lā tebḣasū n-nāse eşyā'ehum ve lā tufsidū fī l-erDi beǎ'de iSlāHihā ƶālikum ḣayrun lekum in kuntum mu'minīne
"Bir de, tehdit ederek Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmek, Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?"
وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِهِ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاذْكُرُوا اِذْ كُنْتُمْ قَلِيلًا فَكَثَّرَكُمْ وَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
ve lā teḳ'ǔdū bi kulli SirāTin tūǐdūne ve teSuddūne ǎn sebīli (a)llahi men āmene bihi ve tebğūnehā ǐvecen ve ƶkurū iƶ kuntum ḳalīlen fe keṧṧerakum ve nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mufsidīne
"Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
وَاِنْ كَانَ طَائِفَةٌ مِنْكُمْ اٰمَنُوا بِالَّذِي اُرْسِلْتُ بِهِ وَطَائِفَةٌ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُ بَيْنَنَا وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ
ve in kāne Tāifetun minkum āmenū bi(e)lleƶī ursiltu bihi ve Tāifetun lem yu'minū fe Sbirū Hattā yeHkume (a)llahu beynenā ve huve ḣayru l-Hākimīne