← Sureler

Mushaf — 495. Sayfa

‹
/ 604
›
43. Zuhruf Suresi

Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklardır.

اِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ

inne l-mucrimīne fī ǎƶābi cehenneme ḣālidūne

Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler.

لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

lā yufetteru ǎnhum ve hum fīhi mublisūne

Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zalim idiler.

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِمِينَ

ve mā Zelemnāhum ve lākin kānū humu Z-Zālimīne

(Görevli meleğe şöyle seslenirler:) "Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin." O da, "Siz hep böyle kalacaksınız" der.

وَنَادَوْا يَامَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ

ve nādev yā māliku l yeḳDi ǎleynā rabbuke ḳāle innekum mākiṧūne

Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız.

لَقَدْ جِئْنَاكُمْ بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ

le ḳad ci'nākum bi l-Haḳḳi ve lākinne ekṧerakum li l-Haḳḳi kārihūne

Yoksa (gerçeği kabul etmeme konusunda) bir işe kesin karar mı verdiler? Şüphesiz biz de (onları cezalandırmakta) kararlıyız.

اَمْ اَبْرَمُٓوا اَمْرًا فَاِنَّا مُبْرِمُونَ

em ebramū emran fe innā mubrimūne

Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil, yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadırlar.

اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ بَلٰى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ

em yeHsebūne ennā lā nesmeǔ sirrahum ve necvāhum belā ve rusulunā ledeyhim yektubūne

(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."

قُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ وَلَدٌ فَاَنَا۬ اَوَّلُ الْعَابِدِينَ

ḳul in kāne li r-raHmāni veledun fe enā evvelu l-ǎābidīne

Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır.

سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ

subHāne rabbi s-semāvāti ve l-erDi rabbi l-ǎrşi ǎmmā yeSifūne

Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ

fe ƶerhum yeḣūDū ve yel'ǎbū Hattā yulāḳū yevmehumu elleƶī yūǎdūne

O, gökte de ilah olandır, yerde de ilah olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

وَهُوَ الَّذِي فِي السَّمَاءِ اِلٰهٌ وَفِي الْاَرْضِ اِلٰهٌ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ

ve huve elleƶī fī s-semāi ilāhun ve fī l-erDi ilāhun ve huve l-Hakīmu l-ǎlīmu

Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! Kıyametin bilgisi de yalnız O'nun katındadır ve yalnızca O'na döndürüleceksiniz.

وَتَبَارَكَ الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

ve tebārake elleƶī lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā ve ǐndehu ǐlmu s-sāǎti ve ileyhi turceǔne

O'nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefaat edebilirler.

وَلَا يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

ve lā yemliku (e)lleƶīne yed'ǔne min dūnihi ş-şefāǎte illā men şehide bi l-Haḳḳi ve hum yeǎ'lemūne

Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, "Allah" derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?

وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ

ve le in seeltehum men ḣaleḳahum le yeḳūlunne (a)llahu fe ennā yu'fekūne

Onun (Muhammed'in), "Ya Rabbi!" demesine andolsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir.

وَقِيلِهِ يَارَبِّ اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمٌ لَا يُؤْمِنُونَ

ve ḳīlihi yā rabbi inne hā'ulā'i ḳavmun lā yu'minūne

Şimdilik sen onları hoş gör ve "size selam olsun" de. Yakında bilecekler.

فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

fe SfeH ǎnhum ve ḳul selāmun fe sevfe yeǎ'lemūne