← Sureler

Mushaf — 348. Sayfa

‹
/ 604
›
23. Mü'minun Suresi

Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar.

بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

bel eteynāhum bi l-Haḳḳi ve innehum le kāƶibūne

(91-92) Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O'nunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen alemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.

مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

mā tteḣaƶe (a)llahu min veledin ve mā kāne meǎhu min ilāhin iƶen le ƶehebe kullu ilāhin bimā ḣaleḳa ve le ǎlā beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din subHāne (a)llahi ǎmmā yeSifūne / ǎālimi l-ğaybi ve ş-şehādeti fe teǎālā ǎmmā yuşrikūne

(93-94) De ki: "Ey Rabbim! Onlara yöneltilen tehditleri bana mutlaka göstereceksen, beni o zalim milletin içinde bulundurma."

قُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِيَنِّي مَا يُوعَدُونَ رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِي فِي الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

ḳul rabbi immā turīennī mā yūǎdūne / rabbi fe lā tec'ǎlnī fī l-ḳavmi Z-Zālimīne

Bizim onlara yönelttiğimiz tehditleri sana göstermeye elbette gücümüz yeter.

وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ

ve innā ǎlā en nuriyeke mā neǐduhum le ḳādirūne

Kötülüğü, en güzel olan şeyle uzaklaştır. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyleri daha iyi biliriz.

اِدْفَعْ بِالَّتِي هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ

idfeǎ' bi(e)lletī hiye eHsenu s-seyyiete neHnu eǎ'lemu bimā yeSifūne

De ki: "Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım."

وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ

ve ḳul rabbi eǔƶu bike min hemezāti ş-şeyāTīni

"Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım."

وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ

ve eǔƶu bike rabbi en yeHDurūni

(99-100) Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.

حَتّٰٓى اِذَا جَاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلِّي اَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Hattā iƶā cā'e eHadehumu l-mevtu ḳāle rabbi rciǔni / leǎllī eǎ'melu SāliHen fīmā teraktu kellā innehā kelimetun huve ḳāiluhā ve min verāihim berzeḣun ilā yevmi yub'ǎṧūne

Sur'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.

فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءَلُونَ

fe iƶā nufiḣa fī S-Sūri fe lā ensābe beynehum yevmeiƶin ve lā yetesā'elūne

Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

fe men ṧeḳulet mevāzīnuhu fe ulāike humu l-mufliHūne

Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فِي جَهَنَّمَ خَالِدُونَ

ve men ḣaffet mevāzīnuhu fe ulāike (e)lleƶīne ḣasirū enfusehum fī cehenneme ḣālidūne

Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar.

تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ

telfeHu vucūhehumu n-nāru ve hum fīhā kāliHūne