Andolsun biz, her ümmete, "Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının" diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

ve leḳad beǎṧnā fī kulli ummetin rasūlen eni ǎ'budū (a)llahe ve ctenibū T-Tāğūte fe minhum men hedā (a)llahu ve minhum men Haḳḳat ǎleyhi D-Delāletu fe sīrū fī l-erDi fe nZurū keyfe kāne ǎāḳibetu l-mukeƶƶibīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَقَدْve leḳadve andolsun
2بَعَثْنَاbeǎṧnāب ع ثGöndermek, yollamak, diriltmek, uyandırmak, yeniden canlandırmak, harekete geçirmek, tahrik etmek, yola çıkarmak, yola koymak, dirilmek, uyanmak, ayaklanmak, gönderilmekbiz gönderdik
3فِيiçinde
4كُلِّkulliك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher
5اُمَّةٍummetinا م مammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı olmayan;ummatun: bir insanın akrabaları, kabile, parti, topluluk, millet, ortak özellikleri veya koşulları olan canlı grubu, insan veya hayvan topluluğu, yaratılış, nesil, Allah'ın yarattıkları;ummah: davranış yolu/şekli/tarzı, inanç, din, millet, zaman veya zaman dilimi, dürüst kişi, iyilik/erdemlerle tanınan ve örnek alınan kişi;imam: lider, başkan, takip edilen herhangi bir nesne (örn. insan/kitap/anayol), model, örnek, kalıp;amama: önce, önünde [75:5]millet
6رَسُولًاrasūlenر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalebir elçi
7اَنِenidiye
8اعْبُدُواǎ'budūع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmekkulluk edin
9اللّٰهَ(a)llaheAllah'a
10وَاجْتَنِبُواve ctenibūج ن بYan taraf, uzak durmak, kenara çekilmek, kaçınmak, sakınmak, yanında olmak, beraber olmak, yabancı olmak, cünüp olmak, uzaklaştırmakve kaçının
11الطَّاغُوتَT-Tāğūteط غ يaşmak, taşmak, yayılmak, yörüngesinden çıkmak, sınırı aşmak, başıboş, yükselmek, taşmak, kudurmuş olmak, sapmak, meraklı olmamak, yaramaz, dinsiz, zorba, aşırı, isyankâr, aşırı derecede fena, kabalık, haksızlık, dinsizlik, isyan, şiddetli gök gürültüsü ve şimşek fırtınası, patlama, kötülük güçleri, kötülüğe sürüklemek, çok cesur olmak, inatçı direniş, aşırı derecede itaatsiz, ölçüsüz, yozlaşmış, dağın tepesi veya üst kısmı, put/şeytan, kötülüğün kaynağıtagutdan
12فَمِنْهُمْfe minhumonlardan
13مَنْmenkimine
14هَدَىhedāه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.hidayet etti
15اللّٰهُ(a)llahuAllah
16وَمِنْهُمْve minhumve onlardan
17مَنْmenkimine de
18حَقَّتْHaḳḳatح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekhak oldu
19عَلَيْهِǎleyhiüzerlerine
20الضَّلَالَةُD-Delāletuض ل لYanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş.sapıklık
21فَسِيرُواfe sīrūس ي رYürümek, gitmek, hareket etmek, ilerlemek, seyahat etmek, gezmek, dolaşmak, davranmak, tutum takınmak, hal ve gidiş, yaşam tarzı, biyografi, hayat hikayesiişte gezin
22فِي
23الْاَرْضِl-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeyeryüzünde
24فَانْظُرُواfe nZurūن ظ رgörmek, bakmak, göz atmak, gözlemlemek, seyretmek, düşünmek, değerlendirmek, dinlemek, sabırlı olmak, beklemek, tefekkür etmek, mühlet vermek, ertelemek, incelemek, nezaket göstermek, araştırmak, derinlemesine bakmak, şefkat göstermek. nazara - sevgiyle bakmak, şaşırtmak, göz kamaştırmakve bakın
25كَيْفَkeyfeك ي فNasıl, ne şekilde, ne suretle, ne biçimde, ne tarzda, ne durumda, ne haldenasıl
26كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolmuş
27عَاقِبَةُǎāḳibetuع ق بBaşarmak, yerini almak, sonra gelmek, topuğuna vurmak, topukta gelmek, birini yakından takip etmek. Aqqaba - tekrar tekrar çabalamak, geri dönmek, cezalandırmak, karşılık vermek, adımlarını geri izlemek. Aqab - ölmek, nesil bırakmak, karşılığında vermek. Aqabatun - tırmanması zor yer. Uqbun - başarı. Ta'aqqaba - dikkatli bilgi almak, bağırmak, adım adım takip etmek. Aqub - topuk, oğul, torun, nesil, mihver, eksen. Uqba - karşılık, sonuç, ödül, son, başarı. İqab (çoğulu aqubat) - günahtan sonraki ceza, erteleyen veya tersine çeviren, işin sonucuna veya neticesine bakan. Mu'aqqibat - birbirinin yerini alan, başka bir şeyin hemen ardından gelen veya kesintisiz olarak başka bir şeyi takip eden şey. Bu, mu'aqqib kelimesinin çift çoğul dişil halidir. Çoğul dişil form, Arapçada dişil formun bazen vurgu ve sıklık katmak için kullanılmasından dolayı eylemlerin sıklığını gösterir.sonu
28الْمُكَذِّبِينَl-mukeƶƶibīneك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.yalanlayanların

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Andolsun ki biz her ümmete, Allah'a kulluk edin ve Şeytan'dan uzaklaşın diye bir peygamber gönderdik; içlerinde, Allah'ın doğru yola sevkettiği de var, sapıklığı hakedeni de. Gezin yeryüzünde de bakın, görün, yalanlayanların sonuçları ne olmuş.

Abdulkadir Gölpınarlı

Andolsun ki biz her ümmete, Allahʼa kulluk edin ve Şeytanʼdan uzaklaşın diye bir peygamber gönderdik; içlerinde, Allahʼın doğru yola sevkettiği de var, sapıklığı hakedeni de. Gezin yeryüzünde de bakın, görün, yalanlayanların sonuçları ne olmuş.

Adem Uğur

Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!

Ahmed Hulusi

Andolsun ki, her ümmet içinde: "Allah'a kulluk edin ve taguttan kaçının!" diye bir Rasul ba's ettik. . . Onlardan kimine Allah hidayet etti. . . Onlardan kiminin de üzerine dalalet hak oldu. . . (Hadi) arzda seyredin (gezinin) de yalanlayanların sonu nasıl oldu bakın?

Ahmet Tekin

Andolsun ki biz: 'Allah’ı ilâh tanıyın, candan müslüman olarak Allah’a teslim olun, saygıyla O’na kulluk ve ibadet edin, O’nun şeriatına bağlanın, O’na boyun eğin. Putlaştırılmış, zalim, azgın diktatörlerden, idarelerden, şeytanî güçlerden, tağuttansakınıp uzak durun.' diye emirleri tebliğ etmeleri için her millet içinde özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere bir Rasul görevlendirdik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola sevketme lütfunda bulundu. Onlardan bir kısmı da hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken sana ve Kur’ân’a itibar etmedikleri için, başlarına buyruk hareket ederek hak yoldan uzak yaşamayı, dalâleti, bozuk düzeni, helâki gerekçeli olarak hak ettiler. Yeryüzünde gezerek, Rasulleri yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün, ibret alın.

Ahmet Varol

Andolsun her ümmet içinde: 'Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan kaçının' diye bir peygamber gönderdik. Onlardan kimini Allah hidayete erdirdi kimine de sapıklık hak oldu. Şöyle yeryüzünde bir dolaşın da yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bakın.

Ali Bulaç

Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.

Ali Fikri Yavuz

Celâlim hakakı için, biz, her ümmete; “-Allah’a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının.” diye bir Peygamber gönderdik. Sonra içlerinden bir kısmına Allah hidayet etti, bir kısmının da üzerine sapıklık vacip oldu. Şimdi yeryüzünde bir gezip dolaşın da, bakın ki, Peygamberleri tekzîp edenlerin sonun ne olmuştur?

Ali Rıza Safa

Gerçek şu ki, her topluma bir elçi gönderdik: "Allah'a hizmet edin ve katışıksız dini kirletmek için uğraşanlardan sakının!" Böylece, Allah, onlardan kimine yol gösterdi; kimi de sapkınlık içinde kalmayı hak etti. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk ediniz ve tağuttan sakınınız!" diye her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde geziniz de görünüz, inkar edenlerin sonu nasıl olmuştur.

Bekir Sadak

And olsun ki, her ummete: «Allah'a kulluk edin, azdiricilardan kacinin» diyen peygamber gondemisizdir. Allah iclerinden kimini dogru yola eristirdi, kimi de sapikligi haketti. Yeryuzunde gezin; peygamberleri yalanlayanlarin sonlarinin nasil oldugunu gorun.

Celal Yıldırım

And olsun ki, her ümmete, «Allah'a kulluk edip tapın, azdırıp saptırıcılardan kaçının!» diyerek (uyanda bulunan) bir peygamber göndermişizdir. Onlardan kimini Allah doğru yola eriştirdi; kiminin de üzerine sapıklık (damgası vurulması) hak olmuştu. O halde siz yeryüzünde gezip dolaşın da (Hakk'a karşı gelip peygamberleri) yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Andolsun ki biz her ümmete, “Allah’a kulluk edin, sahte tanrılardan uzak durun” diyen bir elçi gönderdik. Onlardan kimini Allah doğru yola iletti, kimileri de saptırılmayı hak ettiler. Yeryüzünü dolaşın da hak dini yalanlayanların âkıbetinin ne olduğunu görün.

Diyanet İşleri

Andolsun biz, her ümmete, "Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının" diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

Diyanet İşleri (eski)

And olsun ki, her ümmete: 'Allah'a kulluk edin, azdırıcılardan kaçının' diyen peygamber göndermişizdir. Allah içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde gezin; peygamberleri yalanlayanların sonlarının nasıl olduğunugörün.

Diyanet Vakfi

Andolsun ki biz, «Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının» diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Andolsun ki biz her ümmete, «Allah'a ibadet edin ve putlara tapmaktan sakının.» diye bir peygamber gönderdik. Allah, bu ümmetlerden bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık hak olmuştur. Şimdi yeryüzünde bir gezip dolaşın da bakın ki, peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu bir görün?

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Andolsun ki: Biz, her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve Tağuttan sakının!" diye uyaran bir peygamber gönderdik. Sonra içlerinden kimine Allah hidayet nasip etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde bir dolaşın da peygamberlere yalancı diyenlerin sonunun ne olduğunu görün!

Elmalılı Hamdi Yazır

Celalim hakkı için biz, her ümmette "Allaha ibadet edin ve Taguttan ictinab eyleyin" diye bir Resul ba'settik, sonra içlerinden kimine Allah hidayet nasib etti, kiminin de üzerine dalalet hakkoldu, şimdi yeryüzünde bir gezin de bakın peygamberleri tekzib edenlerin akibeti nasıl oldu?

Erhan Aktaş

Ant olsun ki, Biz, her ümmete, Allah'a kulluk etmeleri ve tağuttan uzak durmaları için bir resul gönderdik. Allah onlardan kimini doğru yola iletti, kimine de sapkınlık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ant olsun ki, Biz, her ümmete, Allah'a kulluk etmeleri ve tağuttan uzak durmaları için bir resul gönderdik. Allah onlardan kimini doğru yola iletti, kimine de sapkınlık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ant olsun ki, Biz, her topluma, Allah'a kulluk etmeleri ve tağuttan uzak durmaları için bir rasul gönderdik. Allah onlardan bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapkınlık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezin de, yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.

Fizilal-il Kuran

Andolsun ki biz her ümmete: “Allah'a ibadet edin, Tâğut'tan sakının!” diye bir peygamber gönderdik. İçlerinden kimine Allah hidayet etti, kimine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezin de, yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!

Gültekin Onan

Andolsun, biz her ümmete: "Tanrı'ya kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Tanrı hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.

Hamdi Döndüren

Andolsun Biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin ve azgın şeytandan uzak durun!” demesi için bir elçi gönderdik. Onların içinde, Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler olduğu gibi, kendisine sapıklık gerekli olan kimseler de vardır. O halde yeryüzünde dolaşın da, yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün!

Hasan Basri Çantay

Andolsun ki biz her ümmete: "Allaha kulluk edin, putlar (a tapmak) dan kaçının" diye (tebligat yapması için) bir peygamber göndermişizdir. Sonra Allah içlerinden kimine hidayet vermiş, kiminin üzerine de sapıklık hak olmuşdur. Şimdi yer yüzünde gezinin de (peygamberlerini) tekzib edenlerin sonu nice oldu, görün.

Hasib Asutay

Andolsun ki biz, her ümmete, 'Allah'a kulluk edin ve Tağuttan (14) kaçının diye bir peygamber gönderdik. Allah onlardan kimini doğru yola iletti, onlardan kimine de sapıklık hak oldu. Artık yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş?' (14. Tağutla ilgili olarak Bakara Suresi'nin 256. âyetinin dipnotuna bakınız.)

Hayrat Neşriyat

Andolsun biz, her millet içinde: "Allah'a kulluk edin, şeytân(a tapmak)dan kaçının" diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allâh hidâyet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!

İbni Kesir

Andolsun ki; her ümmete: Allah'a ibadet edin ve putlardan kaçının, diye peygamberler göndermişizdir. Allah, içlerinden kimini hidayete erdirdi. Kimi de sapıklığı hak etti. Şimdi yeryüzünde gezin de; peygamberleri yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün.

Mehmet Okuyan

Yemin olsun ki biz “Allah’a kulluk edin ve Tağut’tan (azgınlık edenden) kaçının!” diye (emretmeleri için) her ümmete bir elçi göndermiştik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola ulaştırmıştır; bir kısmı da sapkınlığı hak etmişlerdi. Yeryüzünde dolaşın; sonra yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!

Muhammed Esed

Gerçek şu ki, Biz her toplumun içinden, "Allah'a kulluk edin, şer güçlerden kaçının!" (mesajıyla gönderdiğimiz) bir elçi çıkardık. O (geçmiş nesil)lerden bir kısmını Allah hidayetiyle doğru yola yöneltti; bir kısmı da sapıklık içinde bırakılmaya müstehak oldular: O halde, şimdi, yeryüzünde dolaşın ve hakkı yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!

Mustafa İslamoğlu

Doğrusu Biz, (geçmiş) her uygarlığın içinden "Allah'a kulluk edin, ilahlaştırılan şer otoriteden uzak durun!" diyen bir elçi çıkarmışızdır. Bunun ardından onlardan kimileri Allah'ın gösterdiği doğru yola uydu, kimileri de (ısrarlı tercihleri sonucu) sapıklığa mahkum olmayı hak etti. İsterseniz yeryüzünde dolaşın ve yalanlayanların sonu nasıl olurmuş görün!

Ömer Nasuhi Bilmen

Andolsun, biz her ümmette şöyle tebliğ yapan bir resul görevlendirdik: "Allah'a kulluk/ibadet edin, tâğutttan kaçının. Sonra bunlardan kimine Allah kılavuzluk etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün.

Ömer Öngüt

Andolsun ki biz her ümmete: “Allah'a ibadet edin, Tâğut'tan sakının!” diye bir peygamber gönderdik. İçlerinden kimine Allah hidayet etti, kimine de sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezin de, yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!

Suat Yıldırım

Biz her millete bir peygamber gönderdik. O da "Allah’a ibadet edin, tağuttan uzak durun!" dedi. Sonra onlardan bir kısmına Allah hidâyet nasib etti, bir kısmı hakkında da sapacaklarına dair hüküm kesinleşti. İşte gezin dolaşın dünyayı da peygamberleri yalancı sayanların âkıbetlerinin ne olduğunu görün!

Süleyman Ateş

Andolsun biz, her millet içinde: "Allah'a kulluk edin, şeytan(a tapmak)dan kaçının" diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!

Süleymaniye Vakfı

Şurası kesin ki biz her topluma "Allah'a kulluk edin, tağutlardan da uzak durun!" diye bir elçi gönderdik. Sonra Allah onlardan kimilerinin doğru yolda olduğunu onayladı, kimilerine ise sapkınlık hak oldu. Yeryüzünü dolaşın da yalana sarılıp duranların sonu nasıl olmuş bir bakın!

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Biz her topluma (ümmete) elçi gönderdik; Allah'a kul olsunlar ve azgınlardan uzak dursunlar diye. Onların içinden, Allah'ın yoluna kabul ettiği kimseler de oldu, sapıklığı hak etmiş olanlar da. Yeryüzünü dolaşın da o yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görün.

Şaban Piriş

-Allah'a kulluk edin ve tağuttan sakının, diye her topluma bir elçi gönderdik. Böylece, onların içinden kendilerine Allah'ın yol gösterdiği de vardır. Sapıklığı hak edenler de vardır. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir bakın!

Tefhim-ul Kuran

Andolsun, biz her ümmete: «Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının» (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.

Ümit Şimşek

Biz her ümmetin içinden, 'Allah'a kulluk edin, tâğuttan sakının' diyen bir peygamber gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet verdi; kimi de sapıklığı hak etti. Yeryüzünde gezin de, peygamberlerini yalanlayanların sonu nasıl olmuş, bakın.

Yaşar Nuri Öztürk

Andolsun, biz her ümmette şöyle tebliğ yapan bir resul görevlendirdik: "Allah'a kulluk/ibadet edin, tağutttan kaçının. Sonra bunlardan kimine Allah kılavuzluk etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün.

Azerice (1)

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Biz hər ümmətə: ″Allaha ibadət edin, Tağutdan çəkinin! – deyə peyğəmbər göndərmişdik. Onlardan bir qismini Allah doğru yola yönəltmiş, bir qismi isə (Allahın əzəli elmi ilə) haqq yoldan azmalı olmuşdur. (Ey müşriklər!) Yer üzündə dolaşıb görün ki, (peyğəmbərləri) yalançı hesab edənlərin axırı necə oldu!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wir haben jedem Volk einen Gesandten geschickt, der den Menschen verkündete: ʺDienet Gott allein und meidet jeglichen selbstherrlichen Gewalttäter!ʺ Manche hat Gott rechtgeleitet und manche haben auf dem Irrtum beharrt. Gehet im Land umher und schaut euch um, wie es den Leugnern ergangen ist!

Almanca — Der Edle Quran

Und Wir haben ja bereits in jeder Gemeinschaft einen Gesandten erweckt: ʺDient Allah und meidet die falschen Götter.ʺ Unter ihnen gibt es manche, die Allah rechtgeleitet hat, und unter ihnen gibt es manche, an denen sich das Irregehen bewahrheitet hat. So reist auf der Erde umher und schaut, wie das Ende der Leugner war.

Almanca — M. A. Rassoul

Und in jedem Volk erweckten Wir einen Gesandten (,der da predigte): ʺDient Allah und meidet die Götzen.ʺ Dann waren unter ihnen einige, die Allah leitete, und es waren unter ihnen einige, die das Schicksal des Irrtums erlitten. So reist auf der Erde umher und seht, wie das Ende der Leugner war

Almanca — Muhammad Zaidan

Und gewiß, bereits entsandten WIR zu jeder Umma einen Gesandten: ʺDient ALLAH und bleibt dem Taghut fern!ʺ Und unter denen waren einige, die ALLAH rechtgeleitet hat, und einige, für die das Irregehen recht war. Also zieht auf Erden umher, dann seht, wie das Anschließende von den Leugnern war.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And to every nation did We send a Messenger to say to them: " Worship Allah alone and adore Him with appropriate acts and rites and avoid at any cost worshipping anything else irrespective of his or its attribute, be it a human or an idol. " And so, among them -the people- there were those whom Allah had guided to His path of righteousness and others who thrived on disobedience and verified Allah's justifiable ordination to their loss in the maze of error.

Abdul Haleem

We sent a messenger to every community, saying, ‘Worship God and shun false gods.’ Among them were some God guided; misguidance took hold of others. So travel through the earth and see what was the fate of those who denied the truth.

Abdullah Yusuf Ali

For We assuredly sent amongst every People a messenger, (with the Command), "Serve Allah, and eschew Evil": of the People were some whom Allah guided, and some on whom error became inevitably (established). So travel through the earth, and see what was the end of those who denied (the Truth).

Abul A'la Maududi

We raised a Messenger in every community (to tell them): "Serve Allah and shun the Evil One." Thereafter Allah guided some of them while others were overtaken by error. Go about the earth, then, and observe what was the end of those who rejected the Messengers, calling them liars.

Aisha Bewley

We sent a Messenger among every people saying: ‘Worship Allah and keep clear of all false gods. ’ Among them were some whom Allah guided but others received the misguidance they deserved. Travel about the earth and see the final fate of the deniers.

Al-Hilali & Khan

And verily, We have sent among every Ummah (community, nation) a Messenger (proclaiming): "Worship Allâh (Alone), and avoid (or keep away from) Tâghût[1] (all false deities i.e. do not worship Tâghût besides Allâh)." Then of them were some whom Allâh guided and of them were some upon whom the straying was justified. So travel through the land and see what was the end of those who denied (the truth).

Ali Quli Qarai

Certainly We raised an apostle in every nation [to preach:] ‘Worship Allah, and keep away from the Rebels. ’ Then among them were some whom Allah guided, and among them were some who deserved to be in error. So travel over the land and then observe how was the fate of the deniers.

Amatul Rahman Omar

And We raised a Messenger among every community (teaching, ) `Worship Allâh and shun the transgressor (- satan). ' Thus there were some among them whom Allâh guided and there were some among them who were condemned to be lost. So travel in the land and behold how evil was the end of those who cried lies (to the truth).

Arthur John Arberry

Indeed, We sent forth among every nation a Messenger,; saying: 'Serve you God, and eschew idols. ' Then some. of them God guided, and some were justly disposed to error. So journey in the land, and behold how was the end of them that cried lies.

Bijan Moeinian

I have sent a Messenger to each nation to say: "Worship God and avoid alternative way of lives (exemplified in worshipping the idols in any form and shape. )" Once the way was clearly presented, some people deserved the Lord’s mercy and were guided by God, while the others chose the alternative ways. Roam the earth and see what happened to those who rejected the message.

E. Henry Palmer

We have sent in every nation an apostle (to say), 'Serve ye God, and avoid Taghut!' and amongst them are some whom God has guided, and amongst them are some for whom error is due;- go ye about then on the earth, and behold how was the end of those who called (the apostles) liars!

Edip-Layth

We have sent a messenger to every nation: "You shall serve God and avoid transgression." Some of them were guided by God, and some of them deserved to be misguided. So travel in the land, and see how the punishment was of those who denied.

George Sale

We have heretofore raised up in every nation an apostle to admonish them, saying, worship God, and avoid Taghut. And of them there were some whom God directed, and there were others of them who were decreed to go astray. Wherefore go through the earth, O tribe of Koreish, and see what hath been the end of those who accused their apostles of imposture.

Hamid S. Aziz

Verily, We have sent to every nation a Messenger, proclaiming, "Serve you Allah, and avoid Taghut (false gods). " And amongst them are some whom Allah has guided, and amongst them are some for whom error has become established. So travel through the earth, and behold what was the end of those who denied them.

Mahmoud Ghali

And indeed We have already sent forth in every nation a Messenger (saying), "Worship Allah and avoid the Taghût. " (i.e., false gods) Then (some) of them Allah guided; and errancy came true against (some of) them. So travel in the earth, then look into how was the end of the beliers.

Marmaduke Pickthall

And verily We have raised in every nation a messenger, (proclaiming): Serve Allah and shun false gods. Then some of them (there were) whom Allah guided, and some of them (there were) upon whom error had just hold. Do but travel in the land and see the nature of the consequence for the deniers!

Mohamed Ahmed - Samira

To every community We have sent an apostle. (saying:) "Worship God, and keep away from all other deities." Thus some of them were guided by God, and ruin was justified on some. Travel over the earth and see what befell those who accused (the apostles) of lies.

Muhammad Asad

And indeed, within every community have We raised up an apostle [entrusted with this message]: "Worship God, and shun the powers of evil!" And among those [past generations] were people whom God graced with His guidance, just as there was among them [many a one] who inevitably fell prey to grievous error: go, then, about the earth and behold what happened in the end to those who gave the lie to the truth!

Mustafa Khattab

We surely sent a messenger to every community, saying, "Worship Allah and shun false gods." But some of them were guided by Allah, while others were destined to stray. So travel throughout the land and see the fate of the deniers!

Progressive Muslims

And We have sent a messenger to every nation: "You shall serve God and avoid evil. " Some of them were guided by God, and some of them deserved to be misguided. So travel in the land, and see how the punishment was of those who denied.

Sahih International

And We certainly sent into every nation a messenger, [saying], "Worship Allah and avoid Taghut. " And among them were those whom Allah guided, and among them were those upon whom error was [deservedly] decreed. So proceed through the earth and observe how was the end of the deniers.

Sam Gerrans

And We raised up in every community a messenger: “Serve God and avoid idols.” And among them was he whom God guided; and among them was he upon whom misguidance was binding. So travel in the earth and see how was the final outcome of the deniers.

Shabbir Ahmed

And verily, We have raised in every nation a Messenger, saying, "Serve Allah alone and shun false gods in any form. " Then Allah guided some of the people (since they adopted the right approach (4:88)). And error took hold of others (who fell into arrogance or blind following (18:29)). Do take lessons from history as you travel in the earth, and see the consequence of the deniers.

Syed Vickar Ahamed

And We surely sent from every people a messenger (with the Command), "Serve Allah, and avoid evil:" From the people were some whom Allah guided, and some for whom error could not be avoided. So travel through the earth, and see what was the end of those who rejected (the Faith and the Truth).

Taqi Usmani

We did raise a messenger among every people, with the message: "Worship Allah and stay away from the Rebel (the Satan)." Then, there were some among them whom Allah guided, and there were others against whom deviation (from the right path) was established. So, travel on earth and see how was the fate of those who rejected (the prophets).

The Monotheist Group

And We have sent a messenger to every nation: "You shall serve God and avoid evil." Some of them were guided by God, and some of them deserved to be misguided. So travel the earth, and see how the punishment was of those who denied.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Nous avons envoyé dans chaque communauté un Messager, (pour leur dire): ʺAdorez Allah et écartez-vous du Tâgûtʺ. Alors Allah en guida certains, mais il y en eut qui ont été destinés à lʹégarement. Parcourez donc la terre, et regardez quelle fut la fin de ceux qui traitaient (Nos messagers) de menteurs.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Sond be, Me ji bo her miletekî pêxemberek şand (da ku bibêjin:) bes Xwedê bihebînin û xwe ji taxûtî dûr bigirin. Vêca hin ji wan Xwedê ew rasterê kirin û hin ji wan jî ezab li ser wan misoger bû. (Gelî muşrikan!) De li ser erdê bigerin û bibînin ka encama derewînan çawan bûye!

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En Wij hebben toch in elke gemeenschap een gezant laten opstaan: ʺDient God en vermijdt de Taghoet.ʺ Een gedeelte van hen heeft God op het goede pad geleid en voor een gedeelte is de dwaling waar geworden. Reist dus op de aarde rond en kijkt hoe het einde was van de loochenaars.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Wij hebben vroeger bij ieder volk een gezant doen opstaan, om hen te vermanen, zeggende: Aanbidt God en vermijdt Thagut. En sommigen van hen werden door God geleid, terwijl anderen bestemd waren af te dwalen. Gaat dus over de aarde, gij Koreïshieten, en ziet wat het einde was van hen, die hunne gezanten van bedrog beschuldigden.

Hollandaca — Siregar

En voorzeker. Wij hebben aan iedere gemeenschap een Boodschapper gezonden (die zei:) ʺAanbidt Allah en houdt afstand van de Thagoet.ʺ En er zijn er onder hen die Allah leidde en er zijn er die Hij tot de dwaling veroordeelde. Reist dus op de aarde rond en zie boe het einde was van de loochenaars.

Rusça (1)

Rusça — Osmanov

Мы отправили к каждой общине посланника [, чтобы он сказал]: ʺПоклоняйтесь Аллаху и избегайте идолаʺ. Среди них есть такие, которых Аллах наставил на прямой путь, и такие, которым предначертано заблуждение. Ходите же по земле - и вы увидите, каков был конец опровергавших [божественное откровение].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Till varje samfund har Vi låtit ett sändebud komma (för att förkunna): ʺDyrka Gud och håll er borta från det onda!ʺ Bland dessa (människor i äldre tider) fanns den som Gud vägledde, och det fanns den som dömde sig själv att gå vilse. Gå därför ut i världen och se (spåren som visar) vad slutet blev för dem som kallade sanningen för lögn!