← Sureler

Mushaf — 370. Sayfa

‹
/ 604
›
26. Şuara Suresi

İki topluluk birbirini görünce Musa'nın arkadaşları, "Eyvah yakalandık" dediler.

فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَ

fe lemmā terā'ā l-cem'ǎāni ḳāle eSHābu mūsā innā le mudrakūne

Musa, "Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir" dedi.

قَالَ كَلَّا اِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ

ḳāle kellā inne meǐye rabbī se yehdīni

Bunun üzerine Musa'ya, "Asan ile denize vur" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ

fe evHaynā ilā mūsā eni Drib bi ǎSāke l-baHra fe nfeleḳa fe kāne kullu firḳin ke T-Tavdi l-ǎZīmi

Ötekileri de oraya yaklaştırdık.

وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَرِينَ

ve ezlefnā ṧemme l-āḣarīne

Musa'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.

وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُ اَجْمَعِينَ

ve enceynā mūsā ve men meǎhu ecmeǐyne

Sonra ötekileri suda boğduk.

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَرِينَ

ṧumme eğraḳnā l-āḣarīne

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

ve inne rabbeke le huve l-ǎzīzu r-raHīmu

Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰهِيمَ

ve tlu ǎleyhim nebee ibrāhīme

Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.

اِذْ قَالَ لِاَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ

iƶ ḳāle li ebīhi ve ḳavmihi mā teǎ'budūne

"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi.

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ

ḳālū neǎ'budu eSnāmen fe neZellu lehā ǎākifīne

İbrahim, dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?"

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَ

ḳāle hel yesmeǔnekum iƶ ted'ǔne

"Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?"

اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ

ev yenfeǔnekum ev yeDurrūne

"Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler.

قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ

ḳālū bel vecednā ābā'enā ke ƶālike yef'ǎlūne

(75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"

قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ

ḳāle e fe raeytum mā kuntum teǎ'budūne / entum ve ābā'ukumu l-eḳdemūne

"Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur."

فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي اِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ

fe innehum ǎduvvun lī illā rabbe l-ǎālemīne

"O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir."

اَلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ

elleƶī ḣaleḳanī fe huve yehdīni

"O, bana yediren ve içirendir."

وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ

ve elleƶī huve yuT'ǐmunī ve yesḳīni

"Hastalandığımda da O bana şifa verir."

وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

ve iƶā meriDtu fe huve yeşfīni

"O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır."

وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ

ve elleƶī yumītunī ṧumme yuHyīni

"O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur."

وَالَّذِي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لِي خَطِٓيـَٔتِي يَوْمَ الدِّينِ

ve elleƶī eTmeǔ en yeğfira lī ḣaTīetī yevme d-dīni

"Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat."

رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَاَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

rabbi heb lī Hukmen ve elHiḳnī bi S-SāliHīne