← Sureler

Mushaf — 257. Sayfa

‹
/ 604
›
14. İbrahim Suresi

Peygamberleri, onlara dedi ki: "Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah'ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler."

قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

ḳālet lehum rusuluhum in neHnu illā beşerun miṧlukum ve lākinne (a)llahe yemunnu ǎlā men yeşā'u min ǐbādihi ve mā kāne lenā en ne'tiyekum bi sulTānin illā bi iƶni (a)llahi ve ǎlā (a)llahi fe l yetevekkeli l-mu'minūne

"Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye O'na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler, yalnız Allah'a tevekkül etsinler."

وَمَا لَنَا اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلٰى مَا اٰذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ

ve mā lenā ellā netevekkele ǎlā (a)llahi ve ḳad hedānā subulenā ve le neSbiranne ǎlā mā āƶeytumūnā ve ǎlā (a)llahi fe l yetevekkeli l-mutevekkilūne

İnkar edenler, peygamberlerine; "Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz" dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: "Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz."

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمِينَ

ve ḳāle (e)lleƶīne keferū li rusulihim le nuḣricennekum min erDinā ev le teǔdunne fī milletinā fe evHā ileyhim rabbuhum le nuhlikenne Z-Zālimīne

"Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimseler içindir."

وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ

ve le nuskinennekumu l-erDe min beǎ'dihim ƶālike li men ḣāfe meḳāmī ve ḣāfe veǐydi

Peygamberler, Allah'tan yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı.

وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ

ve stefteHū ve ḣābe kullu cebbārin ǎnīdin

Hüsranın ardından da cehennem vardır. Orada kendisine irinli su içirilecektir.

مِنْ وَرَائِهِ جَهَنَّمُ وَيُسْقٰى مِنْ مَاءٍ صَدِيدٍ

min verāihi cehennemu ve yusḳā min māin Sadīdin

Onu yudumlamaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecektir. Ona her yönden ölüm gelecek fakat ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap gelecektir.

يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُسِيغُهُ وَيَأْتِيهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍ وَمِنْ وَرَائِهِ عَذَابٌ غَلِيظٌ

yetecerraǔhu ve lā yekādu yusīğuhu ve ye'tīhi l-mevtu min kulli mekānin ve mā huve bi meyyitin ve min verāihi ǎƶābun ğalīZun

Rablerini inkar edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte bu, derin sapıklıktır.

مَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ فِي يَوْمٍ عَاصِفٍ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلٰى شَيْءٍ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ

meṧelu (e)lleƶīne keferū bi rabbihim eǎ'māluhum ke ramādin şteddet bihi r-rīHu fī yevmin ǎāSifin lā yeḳdirūne mimmā kesebū ǎlā şey'in ƶālike huve D-Delālu l-beǐydu