← Sureler

Mushaf — 457. Sayfa

‹
/ 604
›
38. Sad Suresi

Yine şöyle derler: "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?"

وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرٰى رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِ

ve ḳālū mā lenā lā nerā ricālen kunnā neǔdduhum mine l-eşrāri

"(Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?"

اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْاَبْصَارُ

e tteḣaƶnāhum siḣriyyen em zāğat ǎnhumu l-ebSāru

Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.

اِنَّ ذٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِ

inne ƶālike le Haḳḳun teḣāSumu ehli n-nāri

(Ey Muhammed!) De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan bir Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur."

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ مُنْذِرٌ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

ḳul innemā enā munƶirun ve mā min ilāhin illā (a)llahu l-vāHidu l-ḳahhāru

"O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır."

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ

rabbu s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā l-ǎzīzu l-ğaffāru

De ki: "Bu Kur'an, büyük bir haberdir."

قُلْ هُوَ نَبَؤٌ۬ا عَظِيمٌ

ḳul huve nebeun ǎZīmun

"Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz."

اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ

entum ǎnhu muǎ'riDūne

"Aralarında tartıştıkları sırada, yüce topluluğa (ileri gelen melekler topluluğuna) dair benim hiçbir bilgim yoktu."

مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَاِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ

mā kāne li ye min ǐlmin bi l-melei l-eǎ'lā iƶ yeḣteSimūne

"Bana ancak, benim sadece bir uyarıcı olduğum vahyediliyor."

اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذِيرٌ مُبِينٌ

in yūHā ileyye illā ennemā enā neƶīrun mubīnun

Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım."

اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ طِينٍ

iƶ ḳāle rabbuke li l-melāiketi innī ḣāliḳun beşeran min Tīnin

"Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin."

فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ

fe iƶā sevveytuhu ve nefeḣtu fīhi min rūHī fe ḳaǔ lehu sācidīne

Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler.

فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَ

fe secede l-melāiketu kulluhum ecmeǔne

Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.

اِلَّٓا اِبْلِيسَ اِسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

illā iblīse stekbera ve kāne mine l-kāfirīne

Allah, "Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?" dedi.

قَالَ يَاإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ اَسْتَكْبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالِينَ

ḳāle yā ibliysu mā meneǎke en tescude li mā ḣaleḳtu bi yedeyye e stekberte em kunte mine l-ǎālīne

İblis, "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" dedi.

قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ

ḳāle enā ḣayrun minhu ḣaleḳtenī min nārin ve ḣaleḳtehu min Tīnin

Allah, şöyle dedi: "Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen kovuldun."

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَجِيمٌ

ḳāle fe ḣruc minhā fe inneke racīmun

"Şüphesiz benim lanetim hesap ve ceza gününe kadar senin üzerinedir."

وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي اِلٰى يَوْمِ الدِّينِ

ve inne ǎleyke leǎ'netī ilā yevmi d-dīni

İblis, "Ey Rabbim! Öyle ise bana insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi.

قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْنِٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

ḳāle rabbi fe enZirnī ilā yevmi yub'ǎṧūne

(80-81) Allah, şöyle dedi: "Sen o bilinen vakte (kıyamet gününe) kadar mühlet verilenlerdensin."

قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ

ḳāle fe inneke mine l-munZerīne / ilā yevmi l-veḳti l-meǎ'lūmi

(82-83) İblis, "Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlaslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım" dedi.

قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَعِينَ اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ

ḳāle fe bi ǐzzetike le uğviyennehum ecmeǐyne / illā ǐbādeke minhumu l-muḣleSīne