(Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O'nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا
rabbu s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā fe ǎ'budhu ve STabir li ǐbādetihi hel teǎ'lemu lehu semiyyen
İnsan, "Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?" der.
وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَيًّا
ve yeḳūlu l-insānu e iƶā mā mittu le sevfe uḣracu Hayyen
İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا
e ve lā yeƶkuru l-insānu ennā ḣaleḳnāhu min ḳablu ve lem yeku şey'en
Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا
fe ve rabbike le neHşurannehum ve ş-şeyāTīne ṧumme le nuHDirannehum Havle cehenneme ciṧiyyen
Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankar olanları mutlaka çekip çıkaracağız.
ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ شِيعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِيًّا
ṧumme le nenziǎnne min kulli şīǎtin eyyuhum eşeddu ǎlā r-raHmāni ǐtiyyen
Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.
ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذِينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِيًّا
ṧumme le neHnu eǎ'lemu bi(e)lleƶīne hum evlā bihā Siliyyen
(Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.
وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا
ve in minkum illā vāriduhā kāne ǎlā rabbike Hatmen meḳDiyyen
Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş halde bırakırız.
ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
ṧumme nuneccī (e)lleƶīne tteḳav ve neƶeru Z-Zālimīne fīhā ciṧiyyen
Ayetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkar edenler, inananlara, "İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?" dediler.
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَاَحْسَنُ نَدِيًّا
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳāle (e)lleƶīne keferū li(e)lleƶīne āmenū eyyu l-ferīḳayni ḣayrun meḳāmen ve eHsenu nediyyen
Biz onlardan önce, mal mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helak ettik.
وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثًا وَرِءْيًا
ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hum eHsenu eṧāṧen ve ri'yen
(Ey Muhammed!) De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahman onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّا حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا
ḳul men kāne fī D-Delāleti fe l yemdud lehu r-raHmānu medden Hattā iƶā raev mā yūǎdūne immā l-ǎƶābe ve immā s-sāǎte fe se yeǎ'lemūne men huve şerrun mekānen ve eD'ǎfu cunden
Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.
وَيَزِيدُ اللّٰهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَرَدًّا
ve yezīdu (a)llahu (e)lleƶīne htedev huden ve l-bāḳiyātu S-SāliHātu ḣayrun ǐnde rabbike ṧevāben ve ḣayrun meradden