Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ اَمَرَهُمْ اَبُوهُمْ مَا كَانَ يُغْنِي عَنْهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضٰيهَا وَاِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

ve lemmā deḣalū min Hayṧu emerahum ebūhum mā kāne yuğnī ǎnhum mine (a)llahi min şey'in illā Hāceten fī nefsi yeǎ'ḳūbe ḳaDāhā ve innehu le ƶū ǐlmin li mā ǎllemnāhu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَمَّاve lemmāne zaman ki
2دَخَلُواdeḣalūد خ لgirmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak, anlaşıldı/dahil edildi, karışmak/kaynaşmakgirdiler
3مِنْmin
4حَيْثُHayṧuح ي ثHer yerde, neredeyerden
5اَمَرَهُمْemerahumا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakemrettiği
6اَبُوهُمْebūhumا ب وbaba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmekbabalarının
7مَا
8كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinidi
9يُغْنِيyuğnīغ ن يİhtiyaçlardan özgür, istekleri olmayan, yeterlilik veya zenginlik durumunda olan; ikamet etti, yaşadı; gelişti, kendine yeten, şarkı söyledi/ilahi okudu; övdü, hicvettisavamaz
10عَنْهُمْǎnhumonlardan
11مِنَmine-tan (gelecek)
12اللّٰهِ(a)llahiAllah
13مِنْminhiçbir
14شَيْءٍşey'inش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişşeyi
15اِلَّاillāama sadece
16حَاجَةًHācetenح و جArzu etmek, istemek, ihtiyaç duymak, gerektirmek, bir şeyi yapmayı veya yapılması gerektiğini düşünmek, aramak veya peşinde olmak, yoksul veya yoksulluk içinde olmak (istek veya ihtiyaçtan dolayı), birini veya kendini kenara çekmek, kendi yolunu terk etmek, bir kişiye meyletmek.bir dileği
17فِيiçindeki
18نَفْسِnefsiن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunannefsi
19يَعْقُوبَyeǎ'ḳūbeيعقوبYa'kub'un
20قَضٰيهَاḳaDāhāق ض يTamamen bitirmek, kararlaştırmak/hükmetmek/yargısal karar vermek, hüküm vermek, yaratmak, sona erdirmek, elde etmek/başarmak/tatmin etmek, uygulamak, çözümlemek, yerine getirmek, duyurmak, açığa çıkarmakaçığa çıkardı
21وَاِنَّهُve innehuşüphesiz O
22لَذُوle ƶūsahibi idi
23عِلْمٍǐlminع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilgi
24لِمَاli māötürü
25عَلَّمْنَاهُǎllemnāhuع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnameona öğrettiğimizden
26وَلٰكِنَّve lākinnefakat
27اَكْثَرَekṧeraك ث رSayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer nehirlerin aktığı cennetteki nehir, konuşkan kişi.çoğu
28النَّاسِn-nāsiن و سsallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler.insanların
29لَا
30يَعْلَمُونَyeǎ'lemūneع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilmezler

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Babalarının emrettiği gibi Mısır'a girdiler ama bu, Allah'ın takdîrinden hiçbir şeyi gideremedi, ancak Yakup'un dileği yerine gelmiş oldu ve şüphe yok ki Yakup, kendisine öğretmiş olduğumuzdan dolayı bir bilgiye sâhipti, fakat insanların çoğu bilmez.

Abdulkadir Gölpınarlı

Babalarının emrettiği gibi Mısırʼa girdiler ama bu, Allahʼın takdîrinden hiçbir şeyi gideremedi, ancak Yakupʼun dileği yerine gelmiş oldu ve şüphe yok ki Yakup, kendisine öğretmiş olduğumuzdan dolayı bir bilgiye sâhipti, fakat insanların çoğu bilmez.

Adem Uğur

Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler. Fakat bu tedbir) Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Ahmed Hulusi

Babalarının emrettiği şekilde ayrı kapılardan girmeleri, Allah hükmünü değiştirecek değildi. . . Ne var ki bu, Yakup'un gönlünün duasıydı; onu açığa çıkardı. . . Muhakkak ki O, kendisine bizim talim etmemiz dolayısıyla ilim sahibiydi. . . Fakat insanların çoğunluğu (bu gerçekleri) bilmezler.

Ahmet Tekin

Babalarının kendilerine emrettiği yerlerden şehre girdiklerinde, bu tedbir Allah’tan gelecek hiçbir şeyi engelleyemezdi. Sadece Yâkup, oğullarının sağsalim şehre varmalarıyla ilgili gönlündeki bir dileği yerine getirdi. Şüphesiz o ilim sahibiydi. Çünkü ona ilmi biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmez.

Ahmet Varol

Nitekim babalarının emrettiği yerden girdiler. Bu, Allah'tan (gelecek) bir şeyi onlardan savamazdı. Yalnız Yakub'un içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimizden dolayı ilim sahibi biriydi. Ancak insanların çoğu bilmez.

Ali Bulaç

Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiç bir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Ali Fikri Yavuz

Onlar, babalarının emrettiği şekilde şehre girince, (bu ayrı ayrı kapılardan girişleri), Allah’ın takdirinden hiç bir şeyi gideremedi (yine hırsızlıkla itham edildiler). Ancak Yâkub’un kendisine ait gözden korunma tedbirini, yerine getirdi. Doğrusu o (Yâkub A.S.) bir ilim sahibi idi. Çünkü biz kendisine vahy ile öğretmiştik. Fakat insanların çoğu (kâfirler), Allah’ın ilhamını bilmezler.

Ali Rıza Safa

Babalarının yönergesine uygun olarak girdiler. Bu, Allah'tan gelecek bir şeyi onlardan uzaklaştıramazdı. Ancak, Yakup'un içindeki isteğin bir açıklamasıydı. Kendisine öğrettiğimiz için bilgisi vardı. Fakat insanların çoğu bilmez.

Bayraktar Bayraklı

Babalarının emrettiği yerlerden şehre girdiklerinde, bu onlardan Allah'ın herhangi bir takdirini uzak tutamazdı; sadece Ya'kub'un içindeki bir isteği gerçekleştirmişti. Ya'kub, bizim ona öğretmemizden dolayı bilgi sahibi idi. Ama halkın çoğu bunu bilmezdi.

Bekir Sadak

Babalarinin emrettigi gibi girdiler. Esasen bu, Allah katinda onlara bir fayda saglamazdi, ancak Yakub icindeki arzuyu ortaya koymus oldu. O, suphesiz kendisine ogrettigimizi bilir fakat insanlarin cogu bilmezler. *

Celal Yıldırım

Babalarının emrettiği gibi (şehre) girdiler. Bu durum Allah'ın takdirinden bir şeyi geri çevirecek değildi; sadece Yâkub'un içindeki arzuya uyularak yerine getirilmişti. Şüphesiz ki Yâkub bizim kendisine öğrettiğimiz ölçüde ilim sahibi idi. Fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Şehre babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler ama bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savacak değildi. Şu var ki, Ya‘kūb’un içinde taşıyıp onlara açıkladığı kaygıyı gidermiş oldu. Şüphesiz o, bizim kendisine öğrettiğimiz bir bilgiye sahipti. Fakat insanların çoğu (bu hakikati) bilmezler.

Diyanet İşleri

Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Yakub, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Diyanet İşleri (eski)

Babalarının emrettiği gibi girdiler. Esasen bu, Allah katında onlara bir fayda sağlamazdı, ancak Yakub içindeki arzuyu ortaya koymuş oldu. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir fakat insanların çoğu bilmezler.

Diyanet Vakfi

Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirdiler. Fakat bu tedbir) Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ne zaman ki, şehre vardılar, o zaman babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. (Gerçi bu şekilde girmeleri) onlar hakında Allah'ın takdir ettiği hiçbir şeyi önleyemezdi, bu sadece Yakub'un içinden geçirdiği bir isteğin yerine getirilmesi oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Babalarının emrettiği yerden girdiklerinde o, onlardan Allah'ın takdirinden hiçbir şeyi savuşturmuyordu; bu sadece Yak'ub'un içindeki bir isteği yerine getirmişti. Şüphesiz o bir bilgiye sahipti, çünkü biz kendisine öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vakta ki babalarının emrettiği yerden girdiler, o, onlardan Allahın takdirinden hiç bir şey'i def'etmiyordu ancak Yakubun nefsindeki bir haceti kaza etmişti, şüphe yok ki o muhakkak bir ilim sahibi idi, çünkü biz kendisine ta'lim etmiştik ve lakin nasın ekserisi bilmezler

Erhan Aktaş

Babalarının istediği şekilde girdiler. Ya'kub, eğer Allah, haklarında bir şey takdir etmiş olsaydı, içinden gelen bu dileğin onlara fayda vermeyeceğini bilmekteydi. O, kendisine öğrettiğimiz için ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Babalarının istediği şekilde girdiler. Yakub, eğer Allah, haklarında bir şey takdir etmiş olsaydı, içinden gelen bu dileğin onlara fayda vermeyeceğini bilmekteydi. O, kendisine öğrettiğimiz için ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Babalarının istediği şekilde girdiler. Yakup, eğer Allah, haklarında bir şey takdir etmiş olsaydı, içinden gelen bu dileğin onlara fayda vermeyeceğini bilmekteydi. O, kendisine öğrettiğimiz için ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Fizilal-il Kuran

Yusuf'un kardeşleri babalarının direktifi uyarınca şehre girdiler. Gerçi bu önlem, Allah'ın onlara ilişkin hiçbir ön kararını başlarından savacak değildi. Sadece Yakub, içinden gelen bir görev duygusunun gereğini yerine getirmişti. Onun bu meseleye ilişkin, tarafımızdan kendisine öğretilmiş bilgisi vardı. Fakat insanların çoğu bu meseleye ilişkin gerçeği bilmezler.

Gültekin Onan

Babalarının kendilerine buyurduğu yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Tanrı'dan gelecek olan hiç bir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Hamdi Döndüren

Onlar babalarının kendilerine söylediği şekilde ayrı ayrı kente girdiler. Gerçi bu durum, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Yalnız Yakub, içindeki dileği açığa çıkarmış oldu. Çünkü Yakub kendisine öğrettiğimize göre ilim sahibi idi. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.

Hasan Basri Çantay

Vaktaki onlar (Mısıra), babalarının kendilerine emretdiği vech ile, girdiler. Bu, Allahın (kazaasından) hiç bir şey'i onlardan gidermedi. Sadece Ya'kubun nefsindeki dileği meydana çıkarmış oldu. Şübhe yok ki (Ya'kub), kendisini (vahy ile) öğretdiğimiz için, bir ılim saahibi idi. Ancak insanların çoğu (sırrı kaderi) bilmezler.

Hasib Asutay

Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu) -Yakup'un içindeki dileği (27) açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiçbir şeyi savamazdı. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik, fakat insanların çoğu bilmezler. (27. Göz değmesi hakkında dileği ve şefkati.)

Hayrat Neşriyat

Daha sonra babalarının kendilerine emrettiği şekilde (ayrı ayrı kapılardan şehre)girdiklerinde, (bu tedbir, gerçekten) Allah’dan (gelecek) hiçbir şeyi onlardan def' edecek değildi; ancak Ya'kub’un içinde bulunan (tevekkülde, o şeyin sebeblerine de riâyete duyduğu) ihtiyâç ki, onu yerine getirmiş oldu. Ve şübhesiz ki o, kendisine öğrettiğimizden dolayı elbette bir ilim sâhibi idi; fakat insanların çoğu bilmezler.

İbni Kesir

Babalarının kendilerine emrettiği yerden girdiler. Bu, Allah katında onlara bir fayda sağlamazdı. Ancak Ya'kub içindeki dileği meydana çıkarmış oldu. O, şüphe yok ki kendisine öğrettiğimiz için ilim sahibi idi, ama insanların çoğu bilmezler.

Mehmet Okuyan

Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirmişlerdi. Fakat bu önlem) Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Yakup’un (oğullarını korumak için) söylemek istediği şeyin yerine getirilmesi (söz konusuydu). Şüphesiz ki o, biz kendisine bildirdiğimiz için bilgi sahibiydi. Fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.

Muhammed Esed

Ama onlar (Yusuf'un bulunduğu şehre) her ne kadar babalarının talimatına uygun olarak girdilerse de, bunun Allah'ın takdirine karşı onlara bir yararı olmadı; yalnızca, Yakub'un, (oğullarını korumak yönünde) duyduğu arzunun bir ifadesiydi bu. Çünkü, o kendisine öğrettiklerimiz sayesinde, (her zaman Allah'ın hükmünün geçerli olduğuna dair) yeterli bir bilgiye sahipti; ama insanların çoğu (bunu böyle) bilmezler.

Mustafa İslamoğlu

Ve onlar her ne kadar babalarının kendilerine emrettiği gibi (şehre) girdilerse de, bunun Allah'tan gelecek olana karşı bir yararı olmadı. Ne ki bu, Yakub'un içinden geçeni dile getirme ihtiyacını duyduğu bir temenniden başka bir şey değildi. Ve gerçekte o, kendisine öğrettiğimiz üzre (Allah'ın hayata müdahil olduğunun) tam bilincindeydi; fakat insanların çoğu (bunu dahi) farketmezler.

Ömer Nasuhi Bilmen

Vaktâ ki, babalarının kendilerine emrettiği veçh ile (şehre) girdiler, böyle bir giriş, onlardan hiçbir takdir-i ilâhiyi def'eder olmadı. Ancak Yâkub'un nefsindeki bir haceti yerine getirmiş oldu. Ve şüphe yok o, kendisine talim etmiş olduğumuzdan dolayı bir ilim sahibi idi. Velâkin insanların ekserisi bilmezler.

Ömer Öngüt

Babalarının kendilerine emrettiği yerden (ayrı ayrı şehre) girdiler. Gerçi bu (tedbir), Allah'ın takdirinden hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Ancak Yakub içindeki arzuyu ortaya koymuş oldu. Şüphesiz ki o ilim sahibiydi, ona biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Suat Yıldırım

Babalarının kendilerine emrettiği şekilde ayrı ayrı kapılardan girerek onun emrini yerine getirdiler. Ama bu tedbir, Allah’ın kendileri hakkındaki takdiri karşısında hiç bir fayda sağlamadı. Sadece Yâkub’un içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu. O, kendisine Biz öğrettiğimizden ötürü ilim sahibi idi. (Bunun içindir ki "Allah’tan gelecek takdiri önleyemem." demişti.) Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.

Süleyman Ateş

Babalarının emrettiği yerden (Mısır'a) girdiler; (gerçi) bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Ama sadece Ya'kub, içindeki bir dileği söylemişti. O, kendisine öğrettiğimizden ötürü bilgi sahibi idi (bundan dolayı 'Allah'ın takdirinden hiçbir şeyi sizden savamam' demişti). Fakat insanların çoğu bilmezler.

Süleymaniye Vakfı

Onlar babalarının istediği yerlerden şehre girdiklerinde (gerçekten de) bu, Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan engelleyecek değildi; fakat Yakub'un içindeki bir isteği yerine getirmiş oldu. O, kendisine öğrettiğimiz şeylerden ötürü ilim sahibiydi. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Nihayet babalarının istediği yerlerden şehre girdiler. Bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savacak değildi, sadece Yakup'un bir arzusunun yerine getirilmesiydi. Aslında o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ama insanların çoğu bunu böyle bilmezler.

Şaban Piriş

Babalarının emrettiği gibi girdiler. Esasen bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı ancak Yakub içindeki arzuyu ortaya koymuş oldu. O, şüphesiz kendisine öğrettiğimizi bilir; fakat insanların çoğu bilmezler.

Tefhim-ul Kuran

Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiç bir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Ümit Şimşek

Onlar babalarının söylediği şekilde şehre girdiler. Bununla Allah'tan onlara gelecek birşeyi önlemiş olmadılar; ancak Yakub'un gönlündeki bir arzuyu yerine getirdiler. Yakub ise, ona tarafımızdan öğrettiğimiz şeyler sayesinde ilim sahibi bir zat idi; ama insanların çoğu bunu bilmez.

Yaşar Nuri Öztürk

Babalarının emrettiği yerlerden kente girdiklerinde, bu onlardan Allah'ın herhangi bir takdirini uzak tutmamıştı; sadece Yakub'un içindeki bir isteği gerçekleştirmişti. Yakub, bizim ona öğretmemizden dolayı bilgi sahibi idi. Ama halkın çoğu bunu bilmezdi.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Atalarının onlara əmr etdiyi yerlərdən daxil olmalarının Allahın yanında onlar üçün heç bir faydası olmadı, lakin bu, Yaqubun nəfsindəki bir istək idi ki, onu da yerinə yetirdi. Həqiqətən də, o, elm sahibi idi, çünki onu Biz öyrətmişdik. Lakin insanların çoxu bunu bilmir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar ataları (Yəʼqubun) əmr etdiyi kimi (Misirə ayrı-ayrı qapılardan) daxil olduqda (bu) Allahın qəza-qədərini əsla onlardan dəf edə bilmədi (özləri də bilmədən oğurluqda ittiham olundular), ancaq Yəʼqubun ürəyində bir diləyi (oğlanlarına göz dəyməməsini) yerinə yetirmiş oldu. Şübhəsiz ki, Yəʼqub onu (vəhylə) öyrətdiyimiz üçün bir elm sahibi idi. Lakin insanların (kafirlərin) əksəriyyəti (Allahın sevib-seçdiyi zatlara vəhy, ilham yolu ilə elm öyrətməsini) bilməz!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie traten so ein, wie ihr Vater ihnen befohlen hatte, wodurch von ihnen nichts abgewendet werden konnte, was Gott verfügt hatte. Es war lediglich ein Bedürfnis, das Jakob innerlich verspürte und befriedigen wollte. Er besaß Wissen, das Wir ihn gelehrt hatten. Viele Menschen wissen jedoch nicht, worum es geht.

Almanca — Der Edle Quran

Als sie hineingingen, wie ihr Vater ihnen befohlen hatte, konnte es ihnen vor Allah nichts nützen. (Es war) nur ein Bedürfnis in der Seele Yaʹqubs, das er (damit) erfüllte. Und er besaß fürwahr Wissen, weil Wir es ihn gelehrt hatten. Aber die meisten Menschen wissen nicht.

Almanca — M. A. Rassoul

Daß sie auf die Art eingezogen waren wie ihr Vater es ihnen geboten hatte, konnte nichts gegen Allah nützen; nur wurde auf diese Weise das Verlangen in Jakobs Seele befriedigt; und er besaß gewiß großes Wissen, weil Wir ihn gelehrt hatten, allein die meisten Menschen wissen es nicht.

Almanca — Muhammad Zaidan

Als sie dann eintraten, von wo ihr Vater es ihnen bestimmte, konnte dies ihnen nichts von ALLAH abwenden. Aber es war ein Anliegen im Herzen von Yaʹqub, das er äußerte. Und er verfügt sicherlich über Wissen, das WIR ihn lehrten, doch die meisten Menschen wissen es nicht.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Albeit they entered in the manner conformable to their father's advice, it did not mean that they would have escaped a misfortune decreed by Allah, but it was only a notion in Ya'qub's mind wherefore his reason was satisfied. He was imbued with divine knowledge We had imparted to him, but most people are not so imbued nor do they perceive this fact.

Abdul Haleem

and, when they entered as their father had told them, it did not help them against the will of God, it merely satisfied a wish of Jacob’s. He knew well what We had taught him, though most people do not.

Abdullah Yusuf Ali

And when they entered in the manner their father had enjoined, it did not profit them in the least against (the plan of) Allah: It was but a necessity of Jacob's soul, which he discharged. For he was, by our instruction, full of knowledge (and experience): but most men know not.

Abul A'la Maududi

And it so happened that when they entered the city (by many gates) as their father had directed them, this precautionary measure proved ineffective against Allah's will. There was an uneasiness in Jacob's soul which he so tried to remove. Surely he was possessed of knowledge owing to the knowledge that We bestowed upon him. But most people do not know the truth of the matter.

Aisha Bewley

But when they entered as their father said, it did not save them from Allah at all, yet a need in Ya‘qub’s soul was satisfied. He had knowledge which We had taught him, but most of mankind simply do not know.

Al-Hilali & Khan

And when they entered according to their father’s advice, it did not avail them in the least against (the Will of) Allâh; it was but a need of Ya‘qûb’s (Jacob) inner-self which he discharged. And verily, he was endowed with knowledge because We had taught him, but most men know not.

Ali Quli Qarai

When they entered whence their father had bidden them, it did not avail them anything against Allah, but only fulfilled a wish in Jacob’s heart. Indeed he had the knowledge of what We had taught him, but most people do not know.

Amatul Rahman Omar

And when they entered the city after the manner their father had bidden them (Jacob's object was achieved but) it could not at all help them against the decree of Allâh. All that it came to was that Jacob's desire he had in his mind was (thus) satisfied (and his purpose achieved) and he was surely possessed of knowledge because We had imparted full knowledge to him. But most people do not know (these things).

Arthur John Arberry

And when they entered after the manner their father commanded them, it availed them nothing against God; but it was a need in Jacob's soul that he so satisfied. Verily he was possessed of a knowledge for that We had taught him; but most men know not.

Bijan Moeinian

They followed the instructions of their father and entered to the city from different gates. Although this could not have changed anything that the Lord has decreed, Jacob had a personal reason for asking them to do so. He had been blessed by a certain type of knowledge from God. what a shame that most people do not understand these things.

E. Henry Palmer

And when they had entered as their father bade them, it availed them nothing against God, save for a want in Jacob's soul which it fulfilled; for, verily, he was possessed of knowledge, for that we had taught him;- but most men do not know.

Edip-Layth

When they entered from where their father had commanded them, it would not have availed them in the least against God, but it was out of a concern in Jacob's person. Since We have taught him, he had certain knowledge; but most people do not know.

George Sale

And when they entered the city, as their father had commanded them, it was of no advantage unto them against the decree of God; and the same served only to satisfy the desire of Jacob's soul, which he had charged them to perform: For he was indued with knowledge of that which We had taught him; but the greater part of men do not understand.

Hamid S. Aziz

And he said further, "O my sons! Enter not by one gate, but enter by several gates. Not that I can avail you aught against Allah. Lo! Judgment (decision, command) rests only with Allah. In Him do I put my trust, and on Him do the trusting rely."

Mahmoud Ghali

And as soon as they entered from where their father commanded them, in no way did it avail them anything whatever with Allah, except (that it was) a need in Yaaqûb's (Jacob's) self that he (so) accomplished. And surely he was indeed an owner of a knowledge for what We taught him; but most of mankind do not know.

Marmaduke Pickthall

And when they entered in the manner which their father had enjoined, it would have naught availed them as against Allah; it was but a need of Jacob's soul which he thus satisfied; and lo! he was a lord of knowledge because We had taught him; but most of mankind know not.

Mohamed Ahmed - Samira

When they entered as their father had advised them, nothing could avail them against (the will of) God, yet it confirmed a premonition Jacob had, for verily he had knowledge as We had taught him, though most men do not know.

Muhammad Asad

But although they entered [Joseph's city] in the way their father had bidden them, this proved of no avail whatever to them against [the plan of] God [His request] had served only to satisfy Jacob's heartfelt desire [to protect them]: for, behold, thanks to what We had imparted unto him, he was indeed endowed with the knowledge [that God's will must always prevail]; but most people know it not.

Mustafa Khattab

Then when they entered as their father had instructed them, this did not help them against ˹the Will of˺ Allah whatsoever. It was just a desire in Jacob’s heart which he satisfied. He was truly blessed with ˹great˺ knowledge because of what We had taught him, but most people have no knowledge.

Progressive Muslims

And when they entered from where their father had commanded them, it would not have availed them in the least against God, but it was out of a concern in Jacob's soul that he brought out. And he is with knowledge for what We have taught him, but most men do not know.

Sahih International

And when they entered from where their father had ordered them, it did not avail them against Allah at all except [it was] a need within the soul of Jacob, which he satisfied. And indeed, he was a possessor of knowledge because of what We had taught him, but most of the people do not know.

Sam Gerrans

And when they entered in what manner their father had commanded them, it availed them nothing against God; it was but a need in the soul of Jacob which he satisfied. And he was a man of knowledge due to what We had taught him; but most men know not.

Shabbir Ahmed

When they went, they entered the town as their father instructed. Jacob was quite right that even he (a Prophet of God) could not avail them against the Divine Laws. It was a duty that he did (giving the correct advice to his sons), although it could not prevent what was to happen (with Benjamin (12:75-81)). He was, by Our teaching, full of knowledge. And most people are devoid of that level of insight.

Syed Vickar Ahamed

And when they entered in the way their father had told, it did not help them in the least against (the Plan of) Allah: It was only a need for Yàqoub's (Jacob's) soul, which he had fulfilled. Because by Our instruction, he was full of knowledge (and wisdom): But most men know not.

Taqi Usmani

And (recall) when they entered (the city) in the manner their father had advised them. He could not help them in any way against (the will of) Allah, but it was just an urge in the heart of Ya‘qūb which he satisfied; he was a man of knowledge, because We had taught him, but most of the people do not know.

The Monotheist Group

Andwhen they entered from where their father had commanded them, it would not have availed them in the least against God, but it was out of a concern in the soul of Jacob that he brought out. And he is with knowledge for what We taught him, but most of the people do not know.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Etant entrés comme leur père le leur avait commandé (cela) ne leur servit à rien contre (les décrets dʹ) Allah. Ce nʹétait (au reste) quʹune précaution que Jacob avait jugé (de leur recommander). Il avait pleine connaissance de ce que Nous lui avions enseigné. Mais la plupart des gens ne savent pas.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Her wekî bavê wan li wan şîret kirîye ketin hundir -ev tedbîr nebû ku tiştekî ji teqdîra Xwedê ji ser wan bide alî- bes daxwazek bû di dilê Yaqûb de ji dilê xwe deranî. Bêguman Yaqûb, xwediyê zanîneke (dorfireh) bû ji wê zanîna me dayê, lê belê pirên mirovan vê nizanin.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Salomo Keyzer

En toen zij de stad binnenkwamen, zooals hun vader hun had bevolen, was het hun niet van oordeel tegen Gods besluit, en het diende alleen om de begeerte van Jacobs ziel te bevredigen, die het hun had gelast; want hij was begiftigd met de kennis, waarin wij hem hadden onderwezen; maar het grootste deel der menschen begrijpt niet.

Hollandaca — Siregar

En toen zij binnentraden zoals hun vader bevolen had, hielp hen dat niets tegen de beschikking van Allah. Het was niets dan een wens van Yaʹqôeb waartoe hij besloten had. Voorwaar, hij (Yaʹqôeb) is zeker de bezitter van kennis omdat Wij hem onderwezen hebben, maar de meeste mensen weten (het) niet.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И когда они вошли там, где велел им отец их [через разные ворота], это не избавило их от Аллаха ни в чем [с ними ничего плохого не произошло], а (стало) только (удовлетворением) потребности в душе Йакуба, которое он решил, – ведь он [Йакуб] об­ладал знанием потому, что Мы ему даровали знание, но большая часть лю­дей не знает [не обладают знаниями, чтобы полагаться на Аллаха и быть осмотрительными].

Rusça — Osmanov

Хотя [братья Йусуфа] вошли [в столицу] так, как им велел отец, это ничуть не помогло им уклониться от [предопределения] Аллаха, [это послужило] только исполнению желания души Йаʹкуба, которое он высказал. Он, воистину, обладал знанием, поскольку Мы научили его, но большая часть людей не ведает об этом.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och när de gick in (i staden genom olika portar) så som deras fader hade uppmanat dem att göra, var de inte skyddade mot (det som Gud hade beslutat). (Med sina ord ville Jakob) ingenting annat än stilla oron (för sönerna) i sitt hjärta; med den kunskap Vi skänkt honom insåg han klart (att Guds vilja alltid måste ske), men om detta är de flesta människor okunniga.