اِنِّي kelimesinin geçtiği ayetler

Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden اني formunun kendisi aranıyor.

İlgili Ayetler (146)

Bakara 2:30اِنِّيinnīşüphesiz ben

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنِّي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا اَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ اِنِّٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

ve iƶ ḳāle rabbuke li l-melāiketi innī cāǐlun fī l-erDi ḣalīfeten ḳālū e tec'ǎlu fīhā men yufsidu fīhā ve yesfiku d-dimā'e ve neHnu nusebbiHu bi Hamdike ve nuḳaddisu leke ḳāle innī eǎ'lemu mā lā teǎ'lemūne

Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz." demişler. Allah da, "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" demişti.

Bakara 2:30اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنِّي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا اَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ اِنِّٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

ve iƶ ḳāle rabbuke li l-melāiketi innī cāǐlun fī l-erDi ḣalīfeten ḳālū e tec'ǎlu fīhā men yufsidu fīhā ve yesfiku d-dimā'e ve neHnu nusebbiHu bi Hamdike ve nuḳaddisu leke ḳāle innī eǎ'lemu mā lā teǎ'lemūne

Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz." demişler. Allah da, "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" demişti.

Bakara 2:33اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

قَالَ يَاادَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ فَلَمَّا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنِّٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ

ḳāle yā ādemu enbi'hum bi esmāihim fe lemmā enbeehum bi esmāihim ḳāle e lem eḳul lekum innī eǎ'lemu ğaybe s-semāvāti ve l-erDi ve eǎ'lemu mā tubdūne ve mā kuntum tektumūne

Allah, şöyle dedi: "Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle." Adem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?" dedi.

Bakara 2:124اِنِّيinnīşüphesiz ben

وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّ قَالَ اِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًا قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ

ve iƶi btelā ibrāhīme rabbuhu bi kelimātin fe etemmehunne ḳāle innī cāǐluke li n-nāsi imāmen ḳāle ve min ƶurrīyetī ḳāle lā yenālu ǎhdī Z-Zālimīne

Bir zaman Rabbi İbrahim'i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder yapacağım." İbrahim de, "Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" demişti. Bunun üzerine Rabbi, "Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz" demişti.

Al-i İmran 3:35اِنِّيinnīşüphesiz ben

اِذْ قَالَتِ امْرَاَتُ عِمْرٰنَ رَبِّ اِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

iƶ ḳāleti mraetu ǐmrāne rabbi innī neƶertu leke mā fī beTnī muHarraran fe teḳabbel minnī inneke ente s-semīǔ l-ǎlīmu

Hani, İmran'ın karısı, "Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf sana hizmet etmek üzere adadım. Benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" demişti.

Al-i İmran 3:36اِنِّيinnīşüphesiz ben

فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنِّي وَضَعْتُهَا اُنْثٰى وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰى وَاِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَاِنِّٓي اُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

fe lemmā veDeǎthā ḳālet rabbi innī veDeǎ'tuhā unṧā ve(a)llahu eǎ'lemu bimā veDeǎt ve leyse ƶ-ƶekeru ke l-unṧā ve innī semmeytuhā meryeme ve innī uǐyƶuhā bike ve ƶurriyyetehā mine ş-şeyTāni r-racīmi

Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum."

Al-i İmran 3:49اَنِّيennīben

وَرَسُولًا اِلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ اَنِّٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

ve rasūlen ilā benī isrāīle ennī ḳad ci'tukum bi āyetin min rabbikum ennī eḣluḳu lekum mine T-Tīni ke hey'eti T-Tayri fe enfuḣu fīhi fe yekūnu Tayran bi iƶni (a)llahi ve ubriu l-ekmehe ve l-ebraSa ve uHyī l-mevtā bi iƶni (a)llahi ve unebbiukum bimā te'kulūne ve mā teddeḣirūne fī buyūtikum inne fī ƶālike le āyeten lekum in kuntum mu'minīne

Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): "Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah'ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü'minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır."

Al-i İmran 3:49اَنِّٓيennīben

وَرَسُولًا اِلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ اَنِّٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

ve rasūlen ilā benī isrāīle ennī ḳad ci'tukum bi āyetin min rabbikum ennī eḣluḳu lekum mine T-Tīni ke hey'eti T-Tayri fe enfuḣu fīhi fe yekūnu Tayran bi iƶni (a)llahi ve ubriu l-ekmehe ve l-ebraSa ve uHyī l-mevtā bi iƶni (a)llahi ve unebbiukum bimā te'kulūne ve mā teddeḣirūne fī buyūtikum inne fī ƶālike le āyeten lekum in kuntum mu'minīne

Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): "Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah'ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü'minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır."

Al-i İmran 3:55اِنِّيinnīelbette ben

اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ اِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

iƶ ḳāle (a)llahu yā ǐysā innī muteveffīke ve rāfiǔke ileyye ve muTahhiruke mine (e)lleƶīne keferū ve cāǐlu (e)lleƶīne ttebeǔke fevḳa (e)lleƶīne keferū ilā yevmi l-ḳiyāmeti ṧumme ileyye merciǔkum fe eHkumu beynekum fīmā kuntum fīhi teḣtelifūne

Hani Allah şöyle buyurmuştu: "Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim."

Al-i İmran 3:195اَنِّيennīelbette ben

فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ اَنِّي لَا اُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَاُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَاُو۫ذُوا فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُوا وَقُتِلُوا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ

fe stecābe lehum rabbuhum ennī lā uDīǔ ǎmele ǎāmilin minkum min ƶekerin ev unṧā beǎ'Dukum min beǎ'Din fe(e)lleƶīne hācerū ve uḣricū min diyārihim ve ūƶū fī sebīlī ve ḳātelū ve ḳutilū le ukeffiranne ǎnhum seyyiātihim ve le udḣilennehum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ṧevāben min ǐndi (a)llahi ve(a)llahu ǐndehu Husnu ṧ-ṧevābi

Rableri, onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükafatın en güzeli Allah katındadır."

Nisa 4:18اِنِّيinnīmuhakkak ben

وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنِّي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَلِيمًا

ve leyseti t-tevbetu li(e)lleƶīne yeǎ'melūne s-seyyiāti Hattā iƶā HaDera eHadehumu l-mevtu ḳāle innī tubtu l-āne ve lā (e)lleƶīne yemūtūne ve hum kuffārun ulāike eǎ'tednā lehum ǎƶāben elīmen

Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, "İşte ben şimdi tövbe ettim" diyen kimseler ile kafir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.

Maide 5:12اِنِّيinnīşüphesiz ben

وَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ مِيثَاقَ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيبًا وَقَالَ اللّٰهُ اِنِّي مَعَكُمْ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُلِي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ

ve leḳad eḣaƶe (a)llahu mīṧāḳa benī isrāīle ve beǎṧnā minhumu ṧney ǎşera neḳīben ve ḳāle (a)llahu innī meǎkum le in eḳamtumu S-Salāte ve āteytumu z-zekāte ve āmentum bi rusulī ve ǎzzertumūhum ve eḳraDtumu (a)llahe ḳarDan Hasenen le ukeffiranne ǎnkum seyyiātikum ve le udḣilennekum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru fe men kefera beǎ'de ƶālike minkum fe ḳad Delle sevā'e s-sebīli

Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: "Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekatı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah'a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkar ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır."

Maide 5:25اِنِّيinnīelbette ben

قَالَ رَبِّ اِنِّي لَا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْسِي وَاَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ

ḳāle rabbi innī lā emliku illā nefsī ve eḣī fe fruḳ beynenā ve beyne l-ḳavmi l-fāsiḳīne

Musa, "Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır" dedi.

Maide 5:28اِنِّٓيinnīçünkü ben

لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ

le in beseTte ileyye yedeke li teḳtulenī mā enā bi bāsiTin yediye ileyke li eḳtuleke innī eḣāfu (a)llahe rabbe l-ǎālemīne

"Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."

Maide 5:29اِنِّٓيinnīben

اِنِّٓي اُرِيدُ اَنْ تَبُٓواَ بِاِثْمِي وَاِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِمِينَ

innī urīdu en tebū'e bi iṧmī ve iṧmike fe tekūne min eSHābi n-nāri ve ƶālike cezā'u Z-Zālimīne

"Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır."

Maide 5:115اِنِّيinnīben

قَالَ اللّٰهُ اِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنِّٓي اُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا اُعَذِّبُهُٓ اَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ

ḳāle (a)llahu innī munezziluhā ǎleykum fe men yekfur beǎ'du minkum fe innī uǎƶƶibuhu ǎƶāben lā uǎƶƶibuhu eHaden mine l-ǎālemīne

Allah da, "Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkar ederse, artık ben ona kainatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim" demişti.

En'am 6:14اِنِّٓيinnībana

قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ قُلْ اِنِّٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

ḳul e ğayra (a)llahi etteḣiƶu veliyyen fāTiri s-semāvāti ve l-erDi ve huve yuT'ǐmu ve lā yuT'ǎmu ḳul innī umirtu en ekūne evvele men esleme ve lā tekūnenne mine l-muşrikīne

De ki: "Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği halde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah'tan başkasını mı dost edineceğim." De ki: "Bana, (Allah'a) teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma (denildi)."

En'am 6:15اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

قُلْ اِنِّٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

ḳul innī eḣāfu in ǎSaytu rabbī ǎƶābe yevmin ǎZīmin

De ki: "Ben Rabbime isyan edersem gerçekten, büyük bir günün (kıyamet gününün) azabından korkarım."

En'am 6:50اِنِّيinnīben

قُلْ لَا اَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللّٰهِ وَلَا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا اَقُولُ لَكُمْ اِنِّي مَلَكٌ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَصِيرُ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ

ḳul lā eḳūlu lekum ǐndī ḣazāinu (a)llahi ve lā eǎ'lemu l-ğaybe ve lā eḳūlu lekum innī melekun in ettebiǔ illā mā yūHā ileyye ḳul hel yestevī l-eǎ'mā ve l-beSīru e fe lā tetefekkerūne

De ki: "Ben size, 'Allah'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size 'Ben bir meleğim' de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum." De ki: "Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?"

En'am 6:56اِنِّيinnīelbette ben

قُلْ اِنِّي نُهِيتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قُلْ لَا اَتَّبِعُ اَهْوَٓاءَكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ اِذًا وَمَا اَنَا۬ مِنَ الْمُهْتَدِينَ

ḳul innī nuhītu en eǎ'bude (e)lleƶīne ted'ǔne min dūni (a)llahi ḳul lā ettebiǔ ehvā'ekum ḳad Deleltu iƶen ve mā enā mine l-muhtedīne

De ki: "Sizin, Allah'tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam."

En'am 6:57اِنِّيinnīelbette ben

قُلْ اِنِّي عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَكَذَّبْتُمْ بِهِ مَا عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ

ḳul innī ǎlā beyyinetin min rabbī ve keƶƶebtum bihi mā ǐndī mā testeǎ'cilūne bihi ini l-Hukmu illā li (a)llahi yeḳuSSu l-Haḳḳa ve huve ḣayru l-fāSilīne

De ki: "Şüphesiz ben, Rabbimden (gelen) kesin bir belge üzereyim. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah'a aittir. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır."

En'am 6:74اِنِّٓيinnīdoğrusu ben

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهِيمُ لِاَبِيهِ اٰزَرَ اَتَتَّخِذُ اَصْنَامًا اٰلِهَةً اِنِّٓي اَرٰيكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

ve iƶ ḳāle ibrāhīmu li ebīhi āzera e tetteḣiƶu eSnāmen āliheten innī erāke ve ḳavmeke fī Delālin mubīnin

Hani İbrahim, babası Azer'e, "Sen putları ilah mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum" demişti.

En'am 6:78اِنِّيinnīelbette ben

فَلَمَّا رَاَ الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هٰذَا رَبِّي هٰذَٓا اَكْبَرُ فَلَمَّا اَفَلَتْ قَالَ يَاقَوْمِ اِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ

fe lemmā raā ş-şemse bāziğaten ḳāle hāƶā rabbī hāƶā ekberu fe lemmā efelet ḳāle yā ḳavmi innī berī'un mimmā tuşrikūne

Güneşi doğarken görünce de, "İşte benim Rabbim! Bu daha büyük" dedi. O da batınca (kavmine dönüp), "Ey kavmim! Ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım" dedi.

En'am 6:79اِنِّيinnīşüphesiz ben

اِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَنِيفًا وَمَا اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

innī veccehtu vechiye li (e)lleƶī feTara s-semāvāti ve l-erDe Hanīfen ve mā enā mine l-muşrikīne

"Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah'a ortak koşanlardan değilim."

En'am 6:135اِنِّيinnīşüphesiz ben de

قُلْ يَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

ḳul yā ḳavmi ǎ'melū ǎlā mekānetikum innī ǎāmilun fe sevfe teǎ'lemūne men tekūnu lehu ǎāḳibetu d-dāri innehu lā yufliHu Z-Zālimūne

De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler."

A'raf 7:21اِنِّيinnīelbette ben

وَقَاسَمَهُمَا اِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ

ve ḳāsemehumā innī le kumā le mine n-nāSiHīne

"Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim" diye de onlara yemin etti.

A'raf 7:59اِنِّٓيinnīdoğrusu ben

لَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

le ḳad erselnā nūHen ilā ḳavmihi fe ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu innī eḣāfu ǎleykum ǎƶābe yevmin ǎZīmin

Andolsun, Nuh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum" dedi.

A'raf 7:71اِنِّيinnīben de

قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ اَتُجَادِلُونَنِي فِي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ فَانْتَظِرُوا اِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ

ḳāle ḳad veḳaǎ ǎleykum min rabbikum ricsun ve ğaDebun e tucādilūnenī fī esmā'in semmeytumūhā entum ve ābā'ukum mā nezzele (a)llahu bihā min sulTānin fe nteZirū innī meǎkum mine l-munteZirīne

Hud, "Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah'ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!" dedi.

A'raf 7:104اِنِّيinnīmuhakkak ben

وَقَالَ مُوسٰى يَافِرْعَوْنُ اِنِّي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ

ve ḳāle mūsā yā fir'ǎvnu innī rasūlun min rabbi l-ǎālemīne

Musa dedi ki: "Ey Firavun! Şüphesiz ki ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."

A'raf 7:144اِنِّيinnīşüphesiz ben

قَالَ يَامُوسَىٰ اِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالَاتِي وَبِكَلَامِي فَخُذْ مَا اٰتَيْتُكَ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ

ḳāle yā mūsā innī STafeytuke ǎlā n-nāsi bi risālātī ve bi kelāmī fe ḣuƶ mā āteytuke ve kun mine ş-şākirīne

(Allah) "Ey Musa! Vahiylerim ve konuşmamla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol" dedi.

A'raf 7:158اِنِّيinnīmuhakkak ben

قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنِّي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

ḳul yā eyyuhā n-nāsu innī rasūlu (a)llahi ileykum cemīǎn elleƶī lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi lā ilāhe illā huve yuHyī ve yumītu fe āminū bi(a)llahi ve rasūlihi n-nebiyyi l-ummiyyi elleƶī yu'minu bi(a)llahi ve kelimātihi ve ttebiǔhu leǎllekum tehtedūne

(Ey Muhammed!) De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah'a ve O'nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız."

Enfal 8:9اَنِّيennīşüphesiz ben

اِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنِّي مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُرْدِفِينَ

iƶ testeğīṧūne rabbekum fe stecābe lekum ennī mumiddukum bi elfin mine l-melāiketi murdifīne

Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, "Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum" diye cevap vermişti.

Enfal 8:12اَنِّيennīşüphesiz ben

اِذْ يُوحِي رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰٓئِكَةِ اَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا سَاُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ

iƶ yūHī rabbuke ilā l-melāiketi ennī meǎkum fe ṧebbitū (e)lleƶīne āmenū se ulḳī fī ḳulūbi (e)lleƶīne keferū r-ruǎ'be fe Dribū fevḳa l-eǎ'nāḳi ve Dribū minhum kulle benānin

Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kafirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına" diye vahyediyordu.

Enfal 8:48اِنِّيinnīelbette ben

وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنِّي جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ اِنِّٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ

ve iƶ zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum ve ḳāle lā ğālibe lekumu l-yevme mine n-nāsi ve innī cārun lekum fe lemmā terā'eti l-fietāni nekeSa ǎlā ǎḳibeyhi ve ḳāle innī berī'un minkum innī erā mā lā teravne innī eḣāfu (a)llahe ve(a)llahu şedīdu l-ǐḳābi

Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, "Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti.

Enfal 8:48اِنِّٓيinnīelbette ben

وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنِّي جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ اِنِّٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ

ve iƶ zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum ve ḳāle lā ğālibe lekumu l-yevme mine n-nāsi ve innī cārun lekum fe lemmā terā'eti l-fietāni nekeSa ǎlā ǎḳibeyhi ve ḳāle innī berī'un minkum innī erā mā lā teravne innī eḣāfu (a)llahe ve(a)llahu şedīdu l-ǐḳābi

Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, "Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti.

Enfal 8:48اِنِّٓيinnīelbette ben

وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنِّي جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ اِنِّٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ

ve iƶ zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum ve ḳāle lā ğālibe lekumu l-yevme mine n-nāsi ve innī cārun lekum fe lemmā terā'eti l-fietāni nekeSa ǎlā ǎḳibeyhi ve ḳāle innī berī'un minkum innī erā mā lā teravne innī eḣāfu (a)llahe ve(a)llahu şedīdu l-ǐḳābi

Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, "Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti.

Yunus 10:15اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لِي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْسِي اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اِنِّٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳāle (e)lleƶīne lā yercūne liḳā'enā 'ti bi ḳur'ānin ğayri hāƶā ev beddilhu ḳul mā yekūnu lī en ubeddilehu min tilḳā'i nefsī in ettebiǔ illā mā yūHā ileyye innī eḣāfu in ǎSaytu rabbī ǎƶābe yevmin ǎZīmin

Ayetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, "Ya (bize) bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım."

Yunus 10:20اِنِّيinnīelbette ben de

وَيَقُولُونَ لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُوا اِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ

ve yeḳūlūne levlā unzile ǎleyhi āyetun min rabbihi fe ḳul innemā l-ğaybu li (a)llahi fe nteZirū innī meǎkum mine l-munteZirīne

"Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!" diyorlar. De ki: "Gayb ancak Allah'ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!"

Yunus 10:102اِنِّيinnīşüphesiz ben de

فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْ قُلْ فَانْتَظِرُوا اِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ

fe hel yenteZirūne illā miṧle eyyāmi (e)lleƶīne ḣalev min ḳablihim ḳul fe nteZirū innī meǎkum mine l-munteZirīne

Onlar sadece, kendilerinden önce gelip geçenlerin başlarına gelen (azap dolu) günlerin benzerini mi bekliyorlar? De ki: "Bekleyin bakalım, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim."

Hud 11:25اِنِّيinnīşüphesiz ben

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهِ اِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ

ve leḳad erselnā nūHen ilā ḳavmihi innī lekum neƶīrun mubīnun

Andolsun, biz Nuh'u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."

Hud 11:26اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

اَنْ لَا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّٰهَ اِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَلِيمٍ

en lā teǎ'budū illā (a)llahe innī eḣāfu ǎleykum ǎƶābe yevmin elīmin

"Allah'tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum."

Hud 11:31اِنِّيinnīşüphesiz ben

وَلَا اَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللّٰهِ وَلَا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا اَقُولُ اِنِّي مَلَكٌ وَلَا اَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْرًا اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا فِي اَنْفُسِهِمْ اِنِّٓي اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ

ve lā eḳūlu lekum ǐndī ḣazāinu (a)llahi ve lā eǎ'lemu l-ğaybe ve lā eḳūlu innī melekun ve lā eḳūlu li(e)lleƶīne tezderī eǎ'yunukum len yu'tiyehumu (a)llahu ḣayran (a)llahu eǎ'lemu bimā fī enfusihim innī iƶen le mine Z-Zālimīne

Size ben, "Allah'ın hazineleri yanımdadır", demiyorum; gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, "Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez" de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zalimlerden olurum.

Hud 11:31اِنِّٓيinnīben gerçekten

وَلَا اَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللّٰهِ وَلَا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا اَقُولُ اِنِّي مَلَكٌ وَلَا اَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْرًا اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا فِي اَنْفُسِهِمْ اِنِّٓي اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ

ve lā eḳūlu lekum ǐndī ḣazāinu (a)llahi ve lā eǎ'lemu l-ğaybe ve lā eḳūlu innī melekun ve lā eḳūlu li(e)lleƶīne tezderī eǎ'yunukum len yu'tiyehumu (a)llahu ḣayran (a)llahu eǎ'lemu bimā fī enfusihim innī iƶen le mine Z-Zālimīne

Size ben, "Allah'ın hazineleri yanımdadır", demiyorum; gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, "Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez" de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zalimlerden olurum.

Hud 11:46اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

قَالَ يَانُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلَا تَسْـَٔلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ اِنِّٓي اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ

ḳāle yā nūHu innehu leyse min ehlike innehu ǎmelun ğayru SāliHin fe lā teselni mā leyse leke bihi ǐlmun innī eǐZuke en tekūne mine l-cāhilīne

Allah, "Ey Nuh! O, asla senin ailenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O halde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi.

Hud 11:47اِنِّٓيinnīmuhakkak ben

قَالَ رَبِّ اِنِّٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ وَاِلَّا تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنِي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِرِينَ

ḳāle rabbi innī eǔƶu bike en eseleke mā leyse lī bihi ǐlmun ve illā teğfir lī ve terHamnī ekun mine l-ḣāsirīne

Nuh, "Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum" dedi.

Hud 11:54اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰيكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُوءٍ قَالَ اِنِّٓي اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُوا اَنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ

in neḳūlu illā ǎ'terāke beǎ'Du ālihetinā bi sū'in ḳāle innī uşhidu (a)llahe ve şhedū ennī berī'un mimmā tuşrikūne

(54-55) Biz sadece şunu söyleriz: "Seni, ilahlarımızdan biri fena çarpmış." Hud, dedi ki: "İşte ben Allah'ı şahit tutuyorum. Siz de şahit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın."

Hud 11:54اَنِّيennīelbette ben

اِنْ نَقُولُ اِلَّا اعْتَرٰيكَ بَعْضُ اٰلِهَتِنَا بِسُوءٍ قَالَ اِنِّٓي اُشْهِدُ اللّٰهَ وَاشْهَدُوا اَنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ

in neḳūlu illā ǎ'terāke beǎ'Du ālihetinā bi sū'in ḳāle innī uşhidu (a)llahe ve şhedū ennī berī'un mimmā tuşrikūne

(54-55) Biz sadece şunu söyleriz: "Seni, ilahlarımızdan biri fena çarpmış." Hud, dedi ki: "İşte ben Allah'ı şahit tutuyorum. Siz de şahit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın."

Hud 11:56اِنِّيinnīşüphesiz ben

اِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبِّي وَرَبِّكُمْ مَا مِنْ دَابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبِّي عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

innī tevekkeltu ǎlā (a)llahi rabbī ve rabbikum mā min dābbetin illā huve āḣiƶun bi nāSiyetihā inne rabbī ǎlā SirāTin musteḳīmin

"İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir."

Hud 11:84اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ اِنِّٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحِيطٍ

ve ilā medyene eḣāhum şuǎyben ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu ve lā tenḳuSū l-mikyāle ve l-mīzāne innī erākum bi ḣayrin ve innī eḣāfu ǎleykum ǎƶābe yevmin muHīTin

Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."

Hud 11:93اِنِّيinnīben de

ويَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنِّي عَامِلٌ سَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌ وَارْتَقِبُوا اِنِّي مَعَكُمْ رَقِيبٌ

ve yā ḳavmi ǎ'melū ǎlā mekānetikum innī ǎāmilun sevfe teǎ'lemūne men ye'tīhi ǎƶābun yuḣzīhi ve men huve kāƶibun ve rteḳibū innī meǎkum raḳībun

"Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum."

Hud 11:93اِنِّيinnīben de

ويَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنِّي عَامِلٌ سَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌ وَارْتَقِبُوا اِنِّي مَعَكُمْ رَقِيبٌ

ve yā ḳavmi ǎ'melū ǎlā mekānetikum innī ǎāmilun sevfe teǎ'lemūne men ye'tīhi ǎƶābun yuḣzīhi ve men huve kāƶibun ve rteḳibū innī meǎkum raḳībun

"Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum."

Yusuf 12:4اِنِّيinnīben

اِذْ قَالَ يُوسُفُ لِاَبِيهِ يَاأَبَتِ اِنِّي رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ

iƶ ḳāle yūsufu li ebīhi yā ebeti innī raeytu eHade ǎşera kevkeben ve ş-şemse ve l-ḳamera raeytuhum lī sācidīne

Hani Yusuf, babasına "Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı" demişti.

Yusuf 12:13اِنِّيinnīşüphesiz

قَالَ اِنِّي لَيَحْزُنُنِي اَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَاَخَافُ اَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَاَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ

ḳāle innī le yeHzununī en teƶhebū bihi ve eḣāfu en ye'kulehu ƶ-ƶi'bu ve entum ǎnhu ğāfilūne

Babaları, "Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum."

Yusuf 12:36اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنِّٓي اَرٰينِٓي اَعْصِرُ خَمْرًا وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنِّٓي اَرٰينِٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ

ve deḣale meǎhu s-sicne feteyāni ḳāle eHaduhumā innī erānī eǎ'Siru ḣamran ve ḳāle l-āḣaru innī erānī eHmilu fevḳa ra'sī ḣubzen te'kulu T-Tayru minhu nebbi'nā bi te'vīlihi innā nerāke mine l-muHsinīne

Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, "Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm" dedi. Diğeri, "Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz" dedi.

Yusuf 12:36اِنِّٓيinnīben de

وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنِّٓي اَرٰينِٓي اَعْصِرُ خَمْرًا وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنِّٓي اَرٰينِٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ

ve deḣale meǎhu s-sicne feteyāni ḳāle eHaduhumā innī erānī eǎ'Siru ḣamran ve ḳāle l-āḣaru innī erānī eHmilu fevḳa ra'sī ḣubzen te'kulu T-Tayru minhu nebbi'nā bi te'vīlihi innā nerāke mine l-muHsinīne

Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, "Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm" dedi. Diğeri, "Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz" dedi.

Yusuf 12:37اِنِّيinnīşüphesiz ben

قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَا ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي اِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ

ḳāle lā ye'tīkumā Taǎāmun turzeḳānihi illā nebbe'tukumā bi te'vīlihi ḳable en ye'tiyekumā ƶālikumā mimmā ǎllemenī rabbī innī teraktu millete ḳavmin lā yu'minūne bi(a)llahi ve hum bi l-āḣirati hum kāfirūne

Yusuf dedi ki: "Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden bir milletin dinini bıraktım."

Yusuf 12:43اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

وَقَالَ الْمَلِكُ اِنِّٓي اَرٰى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَاُخَرَ يَابِسَاتٍ يَاأَيُّهَا الْمَلَاُ اَفْتُونِي فِي رُءْيَايَ اِنْ كُنْتُمْ لِلرُّءْيَا تَعْبُرُونَ

ve ḳāle l-meliku innī erā seb'ǎ beḳarātin simānin ye'kuluhunne seb'ǔn ǐcāfun ve seb'ǎ sunbulātin ḣuDrin ve uḣara yābisātin yā eyyuhā l-meleu eftūnī fī ru'yāye in kuntum li r-ru'yā teǎ'burūne

Kral, "Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini; ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, rüyamı bana yorumlayın" dedi.

Yusuf 12:52اَنِّيennībenim

ذٰلِكَ لِيَعْلَمَ اَنِّي لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ

ƶālike li yeǎ'leme ennī lem eḣunhu bi l-ğaybi ve enne (a)llahe lā yehdī keyde l-ḣāinīne

(Yusuf), "Benim böyle yapmam, Aziz'in; yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah'ın, hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi" dedi.

Yusuf 12:55اِنِّيinnīçünkü ben

قَالَ اجْعَلْنِي عَلٰى خَزَائِنِ الْاَرْضِ اِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٌ

ḳāle c'ǎlnī ǎlā ḣazāini l-erDi innī HafīZun ǎlīmun

Yusuf, "Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim" dedi.

Yusuf 12:59اَنِّٓيennīben

وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونِي بِاَخٍ لَكُمْ مِنْ اَبِيكُمْ اَلَا تَرَوْنَ اَنِّٓي اُو۫فِي الْكَيْلَ وَاَنَا۬ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ

ve lemmā cehhezehum bi cehāzihim ḳāle 'tūnī bi eḣin lekum min ebīkum elā teravne ennī ūfī l-keyle ve enā ḣayru l-munzilīne

Yusuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: "Sizin baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim."

Yusuf 12:69اِنِّٓيinnīgerçekten ben

وَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَخَاهُ قَالَ اِنِّٓي اَنَا۬ اَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

ve lemmā deḣalū ǎlā yūsufe āvā ileyhi eḣāhu ḳāle innī enā eḣūke fe lā tebteis bimā kānū yeǎ'melūne

Yusuf'un huzuruna girdiklerinde; o, kardeşi Bünyamin'i yanına bağrına bastı ve (gizlice) "Haberin olsun ben senin kardeşinim, artık onların yaptıklarına üzülme" dedi.

Yusuf 12:94اِنِّيinnīben

وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنِّي لَاَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلَا اَنْ تُفَنِّدُونِ

ve lemmā feSaleti l-ǐyru ḳāle ebūhum innī le ecidu rīHa yūsufe levlā en tufennidūni

Kervan (Mısır'dan) ayrılınca babaları, "Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yusuf'un kokusunu alıyorum" dedi.

Yusuf 12:96اِنِّٓيinnīelbett ben

فَلَمَّا اَنْ جَاءَ الْبَشِيرُ اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِهِ فَارْتَدَّ بَصِيرًا قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنِّٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

fe lemmā en cā'e l-beşīru elḳāhu ǎlā vechihi fe rtedde beSīran ḳāle e lem eḳul lekum innī eǎ'lemu mine (a)llahi mā lā teǎ'lemūne

Müjdeci gelip gömleği Yakub'un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, "Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?" dedi.

İbrahim 14:22اِنِّيinnīşüphesiz ben

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّ اِنِّي كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

ve ḳāle ş-şeyTānu lemmā ḳuDiye l-emru inne (a)llahe veǎdekum veǎ'de l-Haḳḳi ve veǎdtukum fe eḣleftukum ve mā kāne li ye ǎleykum min sulTānin illā en deǎvtukum fe stecebtum lī fe lā telūmūnī ve lūmū enfusekum mā enā bi muSriḣikum ve mā entum bi muSriḣiyye innī kefertu bimā eşraktumūni min ḳablu inne Z-Zālimīne lehum ǎƶābun elīmun

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır."

İbrahim 14:37اِنِّٓيinnīben

رَبَّنَا اِنِّٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

rabbenā innī eskentu min ƶurrīyetī bi vādin ğayri ƶī zer'ǐn ǐnde beytike l-muHarrami rabbenā li yuḳīmū S-Salāte fe c'ǎl ef'ideten mine n-nāsi tehvī ileyhim ve rzuḳhum mine ṧ-ṧemerāti leǎllehum yeşkurūne

"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kabe'nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler."

Hicr 15:28اِنِّيinnīmuhakkak ben

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ

ve iƶ ḳāle rabbuke li l-melāiketi innī ḣāliḳun beşeran min SalSālin min Hamein mesnūnin

(28-29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.

Hicr 15:49اَنِّٓيennīşüphesiz

نَبِّئْ عِبَادِي اَنِّٓي اَنَا۬ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

nebbi' ǐbādī ennī enā l-ğafūru r-raHīmu

(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

Hicr 15:89اِنِّٓيinnīben ancak

وَقُلْ اِنِّٓي اَنَا النَّذِيرُ الْمُبِينُ

ve ḳul innī enā n-neƶīru l-mubīnu

De ki: "Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım."

İsra 17:101اِنِّيinnīşüphesiz ben

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسٰى تِسْعَ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَسْـَٔلْ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اِذْ جَاءَهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ اِنِّي لَاَظُنُّكَ يَامُوسَىٰ مَسْحُورًا

ve leḳad āteynā mūsā tis'ǎ āyātin beyyinātin fe sel benī isrāīle iƶ cā'ehum fe ḳāle lehu fir'ǎvnu innī le eZunnuke yā mūsā mesHūran

Andolsun, biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Musa onlara gelmiş ve Firavun da ona, "Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Musa!" demişti.

Kehf 18:23اِنِّيinnīmutlaka

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَا۬يْءٍ اِنِّي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَدًا

ve lā teḳūlenne li şey'in innī fāǐlun ƶālike ğaden

Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme!

Meryem 19:4اِنِّيinnīşüphesiz ben

قَالَ رَبِّ اِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا

ḳāle rabbi innī vehene l-ǎZmu minnī ve şteǎle r-ra'su şeyben ve lem ekun bi duǎāike rabbi şeḳiyyen

O, şöyle demişti: "Rabbim! Şüphesiz kemiklerim gevşedi. Saçım sakalım ağardı. Sana yaptığım dualarda (cevapsız bırakılarak) hiç mahrum olmadım."

Meryem 19:18اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

قَالَتْ اِنِّٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا

ḳālet innī eǔƶu bi r-raHmāni minke in kunte teḳiyyen

Meryem, "Senden, Rahman'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)" dedi.

Meryem 19:26اِنِّيinnīşüphesiz ben

فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَدًا فَقُولِي اِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْمًا فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِيًّا

fe kulī ve şrabī ve ḳarrī ǎynen fe immā terayinne mine l-beşeri eHaden fe ḳūlī innī neƶertu li r-raHmāni Savmen fe len ukellime l-yevme insiyyen

"Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, "Şüphesiz ben Rahman'a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım" de.

Meryem 19:30اِنِّيinnīşüphesiz ben

قَالَ اِنِّي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا

ḳāle innī ǎbdu (a)llahi ātāniye l-kitābe ve ceǎlenī nebiyyen

Bebek şöyle konuştu: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı (İncil'i) verdi ve beni bir peygamber yaptı."

Meryem 19:43اِنِّيinnībana

يَاأَبَتِ اِنِّي قَدْ جَاءَنِي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْنِي اَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا

yā ebeti innī ḳad cā'enī mine l-ǐlmi mā lem ye'tike fe ttebiǎ'nī ehdike SirāTen seviyyen

"Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim."

Meryem 19:45اِنِّٓيinnīelbette ben

يَاأَبَتِ اِنِّٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا

yā ebeti innī eḣāfu en yemesseke ǎƶābun mine r-raHmāni fe tekūne li ş-şeyTāni veliyyen

"Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahman tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum."

Ta-Ha 20:10اِنِّٓيinnīelbette ben

اِذْ رَاٰ نَارًا فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنِّٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي اٰتِيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى

iƶ raā nāran fe ḳāle li ehlihi mkuṧū innī ānestu nāran leǎllī ātīkum minhā bi ḳabesin ev ecidu ǎlā n-nāri huden

Hani bir ateş görmüştü de ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum" demişti.

Ta-Ha 20:12اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

اِنِّٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى

innī enā rabbuke fe ḣleǎ' neǎ'leyke inneke bi l-vādi l-muḳaddesi Tuven

"Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuva'dasın."

Ta-Ha 20:94اِنِّيinnīmuhakkak ki ben

قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي اِنِّي خَشِيتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي

ḳāle yebneumme lā te'ḣuƶ bi liHyetī ve lā bi ra'sī innī ḣaşītu en teḳūle ferraḳte beyne benī isrāīle ve lem terḳub ḳavlī

Harun: "Ey anam oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden korktum" dedi.

Enbiya 21:29اِنِّٓيinnīben

وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنِّٓي اِلٰهٌ مِنْ دُونِهِ فَذٰلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ

ve men yeḳul minhum innī ilāhun min dūnihi fe ƶālike neczīhi cehenneme ke ƶālike neczī Z-Zālimīne

İçlerinden her kim, "Allah'tan başka ben de şüphesiz bir ilahım" derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.

Enbiya 21:83اَنِّيennīgerçekten diye

وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُ اَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

ve eyyūbe iƶ nādā rabbehu ennī messeniye D-Durru ve ente erHamu r-rāHimīne

Eyyub'u da hatırla. Hani o Rabbine, "Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti.

Enbiya 21:87اِنِّيinnīmuhakkak ben

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

ve ƶā n-nūni iƶ ƶehebe muğāDiben fe Zenne en len neḳdira ǎleyhi fe nādā fī Z-Zulumāti en lā ilāhe illā ente subHāneke innī kuntu mine Z-Zālimīne

Zünnun'u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum" diye dua etti.

Mü'minun 23:51اِنِّيinnīçünkü ben

يَاأَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا اِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

yā eyyuhā r-rusulu kulū mine T-Tayyibāti ve ǎ'melū SāliHen innī bimā teǎ'melūne ǎlīmun

Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim.

Mü'minun 23:111اِنِّيinnīşüphesiz ben

اِنِّي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوا اَنَّهُمْ هُمُ الْفَائِزُونَ

innī cezeytuhumu l-yevme bimā Saberū ennehum humu l-fāizūne

Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.

Şuara 26:12اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

قَالَ رَبِّ اِنِّٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

ḳāle rabbi innī eḣāfu en yukeƶƶibūni

Musa, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum."

Şuara 26:107اِنِّيinnīmuhakkak ben

اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

innī lekum rasūlun emīnun

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara 26:125اِنِّيinnīşüphesiz ben

اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

innī lekum rasūlun emīnun

"Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara 26:135اِنِّٓيinnīdoğrusu ben

اِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

innī eḣāfu ǎleykum ǎƶābe yevmin ǎZīmin

"Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum."

Şuara 26:143اِنِّيinnīdoğrusu ben

اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

innī lekum rasūlun emīnun

"Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara 26:162اِنِّيinnīşüphesiz ben

اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

innī lekum rasūlun emīnun

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara 26:168اِنِّيinnīşüphesiz ben

قَالَ اِنِّي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَالِينَ

ḳāle innī li ǎmelikum mine l-ḳālīne

Lut, şöyle dedi: "Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım."

Şuara 26:178اِنِّيinnīşüphesiz ben

اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

innī lekum rasūlun emīnun

"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

Şuara 26:216اِنِّيinnīşüphesiz ben

فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ

fe in ǎSavke fe ḳul innī berī'un mimmā teǎ'melūne

Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de.

Neml 27:7اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِهِٓ اِنِّٓي اٰنَسْتُ نَارًا سَاٰتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰتِيكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

iƶ ḳāle mūsā li ehlihi innī ānestu nāran se ātīkum minhā bi ḣaberin ev ātīkum bi şihābin ḳabesin leǎllekum teSTalūne

Hani Musa, ailesine, "Ben bir ateş gördüm, ondan size bir haber, yahut ısınasınız diye bir kor ateş getireceğim" demişti.

Neml 27:10اِنِّيinnīçünkü ben

وَاَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَانٌّ وَلّٰى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَامُوسَىٰ لَا تَخَفْ اِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ

ve elḳi ǎSāke fe lemmā rāhā tehtezzu keennehā cānnun vellā mudbiran ve lem yuǎḳḳib yā mūsā lā teḣaf innī lā yeḣāfu ledeyye l-murselūne

"Değneğini at." (Musa değneğini attı.) Onu yılanmış gibi hareket eder görünce, dönüp ardına bakmadan kaçtı. (Allah, şöyle dedi): "Ey Musa, korkma! Benim katımda peygamberler korkmazlar."

Neml 27:23اِنِّيinnīşüphesiz ben

اِنِّي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ

innī vecedtu mraeten temlikuhum ve ūtiyet min kulli şey'in ve le hā ǎrşun ǎZīmun

"Ben, onlara (Sebe halkına) hükümdarlık eden, kendisine her şeyden bolca verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadın gördüm."

Neml 27:29اِنِّٓيinnīgerçekten

قَالَتْ يَاأَيُّهَا الْمَلَؤُا اِنِّٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَرِيمٌ

ḳālet yā eyyuhā l-meleū innī ulḳiye ileyye kitābun kerīmun

Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: "Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı."

Neml 27:44اِنِّيinnīben

قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَا قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَارِيرَ قَالَتْ رَبِّ اِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

ḳīle lehā dḣulī S-SarHa fe lemmā raethu Hasibethu lucceten ve keşefet ǎn sāḳayhā ḳāle innehu SarHun mumerradun min ḳavārīra ḳālet rabbi innī Zelemtu nefsī ve eslemtu meǎ suleymāne li (a)llahi rabbi l-ǎālemīne

Ona "köşke gir" denildi. Köşkü görünce onu (zeminini) derin bir su sandı ve eteklerini topladı. Süleyman, ona "Bu, (zemini) billurdan döşenmiş bir köşktür" dedi. Belkıs, "Ey Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim. Şimdi ise Süleyman ile birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi.

Kasas 28:16اِنِّيinnīgerçekten ben

قَالَ رَبِّ اِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

ḳāle rabbi innī Zelemtu nefsī fe ğfir lī fe ğafera lehu innehu huve l-ğafūru r-raHīmu

Musa, "Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet" dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Kasas 28:20اِنِّيinnīelbette ben

وَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَدِينَةِ يَسْعٰى قَالَ يَامُوسَىٰ اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنِّي لَكَ مِنَ النَّاصِحِينَ

ve cā'e raculun min aḳSā l-medīneti yes'ǎā ḳāle yā mūsā inne l-melee ye'temirūne bike li yeḳtulūke fe ḣruc innī leke mine n-nāSiHīne

Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim" dedi.

Kasas 28:24اِنِّيinnīdoğrusu ben

فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنِّي لِمَا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ

fe seḳā le humā ṧumme tevellā ilā Z-Zilli fe ḳāle rabbi innī li mā enzelte ileyye min ḣayrin feḳīrun

Bunun üzerine Musa onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, "Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım" dedi.

Kasas 28:27اِنِّٓيinnīelbette

قَالَ اِنِّٓي اُرِيدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَنِي ثَمَانِيَ حِجَجٍ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْرًا فَمِنْ عِنْدِكَ وَمَا اُرِيدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَ سَتَجِدُنِي اِنْ شَاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِحِينَ

ḳāle innī urīdu en unkiHake iHdā bneteyye hāteyni ǎlā en te'curanī ṧemāniye Hicecin fe in etmemte ǎşran fe min ǐndike ve mā urīdu en eşuḳḳa ǎleyke se tecidunī in şā'e (a)llahu mine S-SāliHīne

Şu'ayb, "Ben, sekiz yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birisini sana nikahlamak istiyorum. Eğer sen bunu on yıla tamamlarsan, o da senden olur. Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşaallah beni salih kimselerden bulacaksın" dedi.

Kasas 28:29اِنِّٓيinnīben

فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِهِٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَارًا قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنِّٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي اٰتِيكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

fe lemmā ḳaDā mūsā l-ecele ve sāra bi ehlihi ānese min cānibi T-Tūri nāran ḳāle li ehlihi mkuṧū innī ānestu nāran leǎllī ātīkum minhā bi ḣaberin ev ceƶvetin mine n-nāri leǎllekum teSTalūne

Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tur tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm" dedi.

Kasas 28:30اِنِّٓيinnīmuhakkak ben

فَلَمَّا اَتٰيهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَامُوسَىٰ اِنِّٓي اَنَا۬ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

fe lemmā etāhā nūdiye min şāTii l-vādi l-eymeni fī l-buḳ'ǎti l-mubāraketi mine ş-şecerati en yā mūsā innī enā (a)llahu rabbu l-ǎālemīne

Musa, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: "Ey Musa! Şüphesiz ben, evet, ben alemlerin Rabbi olan Allah'ım."

Kasas 28:33اِنِّيinnībşüphesiz en

قَالَ رَبِّ اِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ

ḳāle rabbi innī ḳateltu minhum nefsen fe eḣāfu en yeḳtulūni

Musa, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Şüphesiz ben onlardan birisini öldürdüm. Onların da beni öldürmelerinden korkuyorum."

Kasas 28:34اِنِّٓيinnīzira ben

وَاَخِي هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنِّي لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِيَ رِدْءًا يُصَدِّقُنِي اِنِّٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

ve eḣī hārūnu huve efSaHu minnī lisānen fe ersilhu meǐye rid'en yuSaddiḳunī innī eḣāfu en yukeƶƶibūni

"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."

Ankebut 29:26اِنِّيinnīelbette ben

فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ اِنِّي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبِّي اِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

fe āmene lehu lūTun ve ḳāle innī muhācirun ilā rabbī innehu huve l-ǎzīzu l-Hakīmu

Bunun üzerine Lut ona inandı ve İbrahim 'Doğrusu ben Rabbimin dilediği yere hicret ediyorum, O şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir' dedi.

Sebe 34:11اِنِّيinnīçünkü ben

اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا اِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

eni ǎ'mel sābiğātin ve ḳaddir fī s-serdi ve ǎ'melū SāliHen innī bimā teǎ'melūne beSīrun

(10-11) Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir lütuf verdik. "Ey dağlar! Kuşların eşliğinde onunla birlikte tespih edin" dedik ve "(Bütün vücudu örtecek) zırhlar yap, işçilikte de ölçüyü tuttur diye demiri ona yumuşattık. "Salih amel işleyin. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı görürüm" diye vahyettik.

Yasin 36:24اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

اِنِّٓي اِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

innī iƶen le fī Delālin mubīnin

"O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum."

Yasin 36:25اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

اِنِّٓي اٰمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ

innī āmentu bi rabbikum fe smeǔni

"Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!"

Saffat 37:51اِنِّيinnīşüphesiz

قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ اِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

ḳāle ḳāilun minhum innī kāne lī ḳarīnun

İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

Saffat 37:89اِنِّيinnīelbette ben

فَقَالَ اِنِّي سَقِيمٌ

fe ḳāle innī seḳīmun

(88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve "Ben hastayım" dedi.

Saffat 37:99اِنِّيinnīelbette ben

وَقَالَ اِنِّي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبِّي سَيَهْدِينِ

ve ḳāle innī ƶāhibun ilā rabbī se yehdīni

İbrahim, şöyle dedi: "Ben Rabbime (O'nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir."

Saffat 37:102اِنِّٓيinnīşüphesiz ki ben

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَابُنَيَّ اِنِّٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنِّٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰى قَالَ يَاأَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي اِنْ شَاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

fe lemmā beleğa meǎhu s-seǎ'ye ḳāle yā buneyye innī erā fī l-menāmi ennī eƶbeHuke fe nZur māƶā terā ḳāle yā ebeti f'ǎl mā tu'meru se tecidunī in şā'e (a)llahu mine S-Sābirīne

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

Saffat 37:102اَنِّٓيennīben

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَابُنَيَّ اِنِّٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنِّٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰى قَالَ يَاأَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي اِنْ شَاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

fe lemmā beleğa meǎhu s-seǎ'ye ḳāle yā buneyye innī erā fī l-menāmi ennī eƶbeHuke fe nZur māƶā terā ḳāle yā ebeti f'ǎl mā tu'meru se tecidunī in şā'e (a)llahu mine S-Sābirīne

Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

Sad 38:32اِنِّٓيinnīmuhakkak ben

فَقَالَ اِنِّٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِكْرِ رَبِّي حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ

fe ḳāle innī eHbebtu Hubbe l-ḣayri ǎn ƶikri rabbī Hattā tevārat bi l-Hicābi

(32-33) Süleyman, "Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim" dedi. Nihayet gözden kaybolup gittikleri zaman, "Onları bana geri getirin" dedi. (Atlar gelince de) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.

Sad 38:41اَنِّيennībana

وَاذْكُرْ عَبْدَنَا اَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُ اَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ

ve ƶkur ǎbdenā eyyūbe iƶ nādā rabbehu ennī messeniye ş-şeyTānu bi nuSbin ve ǎƶābin

(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyub'u da an. Hani o, Rabbine, "Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu" diye seslenmişti.

Sad 38:71اِنِّيinnīelbette ben

اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ طِينٍ

iƶ ḳāle rabbuke li l-melāiketi innī ḣāliḳun beşeran min Tīnin

Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım."

Zümer 39:11اِنِّٓيinnīmuhakkak bana

قُلْ اِنِّٓي اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ

ḳul innī umirtu en eǎ'bude (a)llahe muḣliSen lehu d-dīne

De ki: "Şüphesiz bana, dini Allah'a has kılarak O'na ibadet etmem emredildi."

Zümer 39:13اِنِّٓيinnīelbette ben

قُلْ اِنِّٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

ḳul innī eḣāfu in ǎSaytu rabbī ǎƶābe yevmin ǎZīmin

De ki: "Eğer ben Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."

Zümer 39:39اِنِّيinnīelbette ben de

قُلْ يَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

ḳul yā ḳavmi ǎ'melū ǎlā mekānetikum innī ǎāmilun fe sevfe teǎ'lemūne

(39-40) De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!"

Mü'min 40:26اِنِّٓيinnīçünkü ben

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونِي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُ اِنِّٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ دِينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ

ve ḳāle fir'ǎvnu ƶerūnī eḳtul mūsā ve l yed'ǔ rabbehu innī eḣāfu en yubeddile dīnekum ev en yuZhira fī l-erDi l-fesāde

Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim. (Faydası olacaksa) Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum."

Mü'min 40:27اِنِّيinnīelbette ben

وَقَالَ مُوسٰٓى اِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ

ve ḳāle mūsā innī ǔƶtu bi rabbī ve rabbikum min kulli mutekebbirin lā yu'minu bi yevmi l-Hisābi

Musa da, "Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" dedi.

Mü'min 40:30اِنِّٓيinnīelbette ben

وَقَالَ الَّذِي اٰمَنَ يَاقَوْمِ اِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِ

ve ḳāle elleƶī āmene yā ḳavmi innī eḣāfu ǎleykum miṧle yevmi l-eHzābi

(30-31) İman etmiş olan adam dedi ki: "Ey kavmim! Şüphesiz ben, Nuh kavmi, Ad kavmi, Semud kavmi ve onlardan sonra gelen toplulukların başına gelen olayların sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Allah, kullarına asla zulmetmek istemez."

Mü'min 40:32اِنِّٓيinnīgerçekten ben

ويَاقَوْمِ اِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِ

ve yā ḳavmi innī eḣāfu ǎleykum yevme t-tenādi

(32-33) "Ey kavmim! Gerçekten sizin için, o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, Allah'(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur."

Mü'min 40:66اِنِّيinnīelbette ben

قُلْ اِنِّي نُهِيتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَمَّا جَاءَنِيَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبِّي وَاُمِرْتُ اَنْ اُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ

ḳul innī nuhītu en eǎ'bude (e)lleƶīne ted'ǔne min dūni (a)llahi lemmā cā'eniye l-beyyinātu min rabbī ve umirtu en uslime li rabbi l-ǎālemīne

De ki: "Rabbimden bana apaçık deliller gelince, Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza tapmam bana yasaklandı ve bana, alemlerin Rabbine teslim olmam emredildi."

Zuhruf 43:46اِنِّيinnīelbette ben

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ فَقَالَ اِنِّي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

ve leḳad erselnā mūsā bi āyātinā ilā fir'ǎvne ve meleihi fe ḳāle innī rasūlu rabbi l-ǎālemīne

Andolsun, biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, "Şüphesiz ben alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.

Duhan 44:18اِنِّيinnīçünkü ben

اَنْ اَدُّٓوا اِلَيَّ عِبَادَ اللّٰهِ اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

en eddū ileyye ǐbāde (a)llahi innī lekum rasūlun emīnun

O, şöyle demişti: "Allah'ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim."

Duhan 44:19اِنِّٓيinnīelbette ben

وَاَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللّٰهِ اِنِّٓي اٰتِيكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

ve en lā teǎ'lū ǎlā (a)llahi innī ātīkum bi sulTānin mubīnin

"Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum."

Ahkaf 46:15اِنِّيinnīşüphesiz ben

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَانًا حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْرًا حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَعِينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ اَوْزِعْنِٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَصْلِحْ لِي فِي ذُرِّيَّتِي اِنِّي تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنِّي مِنَ الْمُسْلِمِينَ

ve veSSaynā l-insāne bi vālideyhi iHsānen Hamelethu ummuhu kurhen ve veDeǎthu kurhen ve Hamluhu ve fiSāluhu ṧelāṧūne şehran Hattā iƶā beleğa eşuddehu ve beleğa erbeǐyne seneten ḳāle rabbi evziǎ'nī en eşkura niǎ'meteke lletī en'ǎmte ǎleyye ve ǎlā velideyye ve en eǎ'mele SāliHen terDāhu ve eSliH lī fī ƶurrīyetī innī tubtu ileyke ve innī mine l-muslimīne

Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: "Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım."

Ahkaf 46:21اِنِّٓيinnīelbette ben

وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّٰهَ اِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

ve ƶkur eḣā ǎādin iƶ enƶera ḳavmehu bi l-eHḳāfi ve ḳad ḣaleti n-nuƶuru min beyni yedeyhi ve min ḣalfihi ellā teǎ'budū illā (a)llahe innī eḣāfu ǎleykum ǎƶābe yevmin ǎZīmin

Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçmiş olan Ad kavminin kardeşini (Hud'u) hatırla. Hani Ahkaf'taki kavmini, "Ancak Allah'a ibadet edin, çünkü ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum" diye uyarmıştı.

Zariyat 51:50اِنِّيinnīşüphesiz ben

فَفِرُّوا اِلَى اللّٰهِ اِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ

fe firrū ilā (a)llahi innī lekum minhu neƶīrun mubīnun

O halde Allah'a koşun. Şüphesiz ben, size O'nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

Zariyat 51:51اِنِّيinnīşüphesiz ben

وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ اِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ

ve lā tec'ǎlū meǎ (a)llahi ilāhen āḣara innī lekum minhu neƶīrun mubīnun

Allah ile beraber başka bir ilah edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

Kamer 54:10اَنِّيennīben

فَدَعَا رَبَّهُ اَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ

fe deǎā rabbehu ennī meğlūbun fe nteSir

O da Rabbine, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua etti.

Haşr 59:16اِنِّيinnīşüphesiz ben

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ

ke meṧeli ş-şeyTāni iƶ ḳāle li l-insāni kfur fe lemmā kefera ḳāle innī berī'un minke innī eḣāfu (a)llahe rabbe l-ǎālemīne

Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, "İnkar et" der; insan inkar edince de, "Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" der.

Haşr 59:16اِنِّٓيinnīelbette ben

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ

ke meṧeli ş-şeyTāni iƶ ḳāle li l-insāni kfur fe lemmā kefera ḳāle innī berī'un minke innī eḣāfu (a)llahe rabbe l-ǎālemīne

Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, "İnkar et" der; insan inkar edince de, "Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" der.

Saf 61:5اَنِّيennīgerçekten benim

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَنِي وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنِّي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ فَلَمَّا زَاغُوا اَزَاغَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

ve iƶ ḳāle mūsā li ḳavmihi yā ḳavmi li me tu'ƶūnenī ve ḳad teǎ'lemūne ennī rasūlu (a)llahi ileykum fe lemmā zāğū ezāğa (a)llahu ḳulūbehum ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme l-fāsiḳīne

Hani Musa kavmine, "Ey kavmim! Allah'ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.

Saf 61:6اِنِّيinnīelbette ben

وَاِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَابَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اِنِّي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُ اَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُبِينٌ

ve iƶ ḳāle ǐysā bnu meryeme yā benī isrāīle innī rasūlu (a)llahi ileykum muSaddiḳan li mā beyne yedeyye mine t-tevrāti ve mubeşşiran bi rasūlin ye'tī min beǎ'dī ismuhu eHmedu fe lemmā cā'ehum bi l-beyyināti ḳālū hāƶā siHrun mubīnun

Hani, Meryem oğlu İsa, "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim" demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, "Bu, apaçık bir sihirdir" dediler.

Hakka 69:20اِنِّيinnīsüphesiz ben

اِنِّي ظَنَنْتُ اَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ

innī Zenentu ennī mulāḳin Hisābiyeh

"Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."

Hakka 69:20اَنِّيennīelbette benim

اِنِّي ظَنَنْتُ اَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ

innī Zenentu ennī mulāḳin Hisābiyeh

"Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."

Nuh 71:2اِنِّيinnīşüphesiz ben

قَالَ يَاقَوْمِ اِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ

ḳāle yā ḳavmi innī lekum neƶīrun mubīnun

Nuh, şöyle dedi: "Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."

Nuh 71:5اِنِّيinnīşüphesiz ben

قَالَ رَبِّ اِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا

ḳāle rabbi innī deǎvtu ḳavmī leylen ve nehāran

Nuh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim."

Nuh 71:8اِنِّيinnīelbette ben

ثُمَّ اِنِّي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا

ṧumme innī deǎvtuhum cihāran

"Sonra ben onları açık açık davet ettim."

Nuh 71:9اِنِّٓيinnīşüphesiz ben

ثُمَّ اِنِّٓي اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَارًا

ṧumme innī eǎ'lentu lehum ve esrartu lehum isrāran

"Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum."

Cin 72:21اِنِّيinnīelbette ben

قُلْ اِنِّي لَا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا

ḳul innī lā emliku lekum Derran ve lā raşeden

De ki: "Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim."

Cin 72:22اِنِّيinnīelbette beni

قُلْ اِنِّي لَنْ يُجِيرَنِي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا

ḳul innī len yucīranī mine (a)llahi eHadun ve len ecide min dūnihi multeHaden

De ki: "Gerçekten beni Allah'a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O'ndan başka sığınacak kimse de bulamam."