← Sureler

Mushaf — 505. Sayfa

‹
/ 604
›
46. Ahkaf Suresi

Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçmiş olan Ad kavminin kardeşini (Hud'u) hatırla. Hani Ahkaf'taki kavmini, "Ancak Allah'a ibadet edin, çünkü ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum" diye uyarmıştı.

وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّٰهَ اِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

ve ƶkur eḣā ǎādin iƶ enƶera ḳavmehu bi l-eHḳāfi ve ḳad ḣaleti n-nuƶuru min beyni yedeyhi ve min ḣalfihi ellā teǎ'budū illā (a)llahe innī eḣāfu ǎleykum ǎƶābe yevmin ǎZīmin

Onlar ise, "Sen bizi ilahlarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru söyleyenlerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.

قَالُوا اَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

ḳālū e ci'tenā li te'fikenā ǎn ālihetinā fe 'tinā bimā teǐdunā in kunte mine S-Sādiḳīne

Hud, "(Bu konudaki) bilgi ancak Allah katındadır. Ben size, benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum" dedi.

قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاُبَلِّغُكُمْ مَا اُرْسِلْتُ بِهِ وَلٰكِنِّٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ

ḳāle innemā l-ǐlmu ǐnde (a)llahi ve ubelliğukum mā ursiltu bihi ve lākinnī erākum ḳavmen techelūne

O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur" dediler. Hud, "Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır" dedi.

فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهِ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ اَلِيمٌ

fe lemmā raevhu ǎāriDan musteḳbile evdiyetihim ḳālū hāƶā ǎāriDun mumTirunā bel huve mā steǎ'celtum bihi rīHun fīhā ǎƶābun elīmun

"O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder." Derken evlerinden başka hiçbir şeyleri görünmez hale geldiler. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.

تُدَمِّرُ كُلَّ شَيْءٍ بِاَمْرِ رَبِّهَا فَاَصْبَحُوا لَا يُرٰٓى اِلَّا مَسَاكِنُهُمْ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ

tudemmiru kulle şey'in bi emri rabbihā fe eSbeHū lā yurā illā mesākinuhum ke ƶālike neczī l-ḳavme l-mucrimīne

Andolsun, size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.

وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فِيمَا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْـِٔدَةً فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا اَبْصَارُهُمْ وَلَا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

ve leḳad mekkennāhum fīmā in mekkennākum fīhi ve ceǎlnā lehum sem'ǎn ve ebSāran ve ef'ideten fe mā eğnā ǎnhum sem'ǔhum ve lā ebSāruhum ve lā ef'idetuhum min şey'in iƶ kānū yecHadūne bi āyāti (a)llahi ve Hāḳa bihim mā kānū bihi yestehziūne

Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. (Doğru yola) dönsünler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık.

وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُمْ مِنَ الْقُرٰى وَصَرَّفْنَا الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

ve leḳad ehleknā mā Havlekum mine l-ḳurā ve Sarrafnā l-āyāti leǎllehum yerciǔne

Allah'ı bırakıp O'na yakınlık sağlamaları için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etseydi ya!? Aksine onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanı ve uydurmakta oldukları şeydir.

فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ قُرْبَانًا اٰلِهَةً بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْ وَذٰلِكَ اِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

fe levlā neSarahumu (e)lleƶīne tteḣaƶū min dūni (a)llahi ḳurbānen āliheten bel Dellū ǎnhum ve ƶālike ifkuhum ve mā kānū yefterūne