Allah'a ve Resul'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
وَاَطِيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
ve eTīǔ (a)llahe ve rasūlehu ve lā tenāzeǔ fe tefşelū ve teƶhebe rīHukum ve Sbirū inne (a)llahe meǎ S-Sābirīne
Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke müşrikleri) gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatıcıdır.
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بَطَرًا وَرِئَاءَ النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
ve lā tekūnū ke(e)lleƶīne ḣaracū min diyārihim beTaran ve riā'e n-nāsi ve yeSuddūne ǎn sebīli (a)llahi ve(a)llahu bimā yeǎ'melūne muHīTun
Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, "Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti.
وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنِّي جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ اِنِّٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
ve iƶ zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum ve ḳāle lā ğālibe lekumu l-yevme mine n-nāsi ve innī cārun lekum fe lemmā terā'eti l-fietāni nekeSa ǎlā ǎḳibeyhi ve ḳāle innī berī'un minkum innī erā mā lā teravne innī eḣāfu (a)llahe ve(a)llahu şedīdu l-ǐḳābi
Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, "Bunları dinleri aldatmış" diyorlardı. Halbuki kim Allah'a tevekkül ederse, hiç şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
اِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ دِينُهُمْ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
iƶ yeḳūlu l-munāfiḳūne ve(e)lleƶīne fī ḳulūbihim meraDun ğarra hā'ulā'i dīnuhum ve men yetevekkel ǎlā (a)llahi fe inne (a)llahe ǎzīzun Hakīmun
Melekler, kafirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve "haydi tadın yangın azabını" diyerek canlarını alırken bir görseydin.
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ يَتَوَفَّى الَّذِينَ كَفَرُوا الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ
ve lev terā iƶ yeteveffā (e)lleƶīne keferū l-melāiketu yeDribūne vucūhehum ve edbārahum ve ƶūḳū ǎƶābe l-Harīḳi
(Ey kafirler!) Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir.
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ
ƶālike bimā ḳaddemet eydīkum ve enne (a)llahe leyse bi Zellāmin li l-'ǎbīdi
Bunların durumu tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini inkar etmişler, Allah da kendilerini günahları sebebiyle hemen yakalamıştı. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, azabı çetin olandır.
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ
ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keferū bi āyāti (a)llahi fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim inne (a)llahe ḳaviyyun şedīdu l-ǐḳābi