(Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.
مَا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَ
mā eğnā ǎnhum mā kānū yumetteǔne
Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.
وَمَا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَ
ve mā ehleknā min ḳaryetin illā lehā munƶirūne
Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِمِينَ
ƶikrā ve mā kunnā Zālimīne
O Kur'an'ı şeytanlar indirmemiştir.
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ
ve mā tenezzelet bihi ş-şeyāTīnu
Zaten bu onların harcı değildir, buna güçleri de yetmez.
وَمَا يَنْبَغِي لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ
ve mā yenbeğī lehum ve mā yesteTīǔne
Çünkü onlar (vahyi) işitmekten uzaklaştırılmışlardır.
اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ
innehum ǎni s-sem'ǐ le meǎ'zūlūne
Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun!
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبِينَ
fe lā ted'ǔ meǎ (a)llahi ilāhen āḣara fe tekūne mine l-muǎƶƶebīne
(Önce) en yakın akrabanı uyar.
وَاَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْاَقْرَبِينَ
ve enƶir ǎşīrateke l-eḳrabīne
Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını indir.
وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
ve ḣfiD cenāHake li meni ttebeǎke mine l-mu'minīne
Eğer sana karşı gelirlerse, "Şüphesiz ben sizin yaptığınız şeylerden uzağım" de.
فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ
fe in ǎSavke fe ḳul innī berī'un mimmā teǎ'melūne
(217-219) Namaza kalktığında, seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah'a tevekkül et.
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ اَلَّذِي يَرٰيكَ حِينَ تَقُومُ وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ
ve tevekkel ǎlā l-ǎzīzi r-raHīmi / elleƶī yerāke Hīne teḳūmu / ve teḳallubeke fī s-sācidīne
Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ
hel unebbiukum ǎlā men tenezzelu ş-şeyāTīnu
Onlar, her günahkar yalancıya inerler.
تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَثِيمٍ
tenezzelu ǎlā kulli effākin eṧīmin
Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ
yulḳūne s-sem'ǎ ve ekṧeruhum kāƶibūne
Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.
وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَ
ve ş-şuǎrā'u yettebiǔhumu l-ğāvūne
(225-226) Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.
اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ
e lem tera ennehum fī kulli vādin yehīmūne / ve ennehum yeḳūlūne mā lā yef'ǎlūne
Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah'ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete uğrayacaklarını göreceklerdir.
اِلَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَثِيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ
illā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti ve ƶekerū (a)llahe keṧīran ve nteSarū min beǎ'di mā Zulimū ve se yeǎ'lemu (e)lleƶīne Zelemū eyye munḳalebin yenḳalibūne