Allah, şöyle dedi: "Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle." Adem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?" dedi.

قَالَ يَاادَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ فَلَمَّا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنِّٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ

ḳāle yā ādemu enbi'hum bi esmāihim fe lemmā enbeehum bi esmāihim ḳāle e lem eḳul lekum innī eǎ'lemu ğaybe s-semāvāti ve l-erDi ve eǎ'lemu mā tubdūne ve mā kuntum tektumūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele(Allah) dedi ki
2يَاادَمُyā ādemuياادمEY/HEY/AH Adem
3اَنْبِئْهُمْenbi'humن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamberbunlara haber ver
4بِاَسْمَٓائِهِمْbi esmāihimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)onların isimlerini
5فَلَمَّاfe lemmāne zaman ki
6اَنْبَاَهُمْenbeehumن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamberbunlara haber verince
7بِاَسْمَٓائِهِمْbi esmāihimس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)onların isimlerini
8قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavele(Allah) dedi ki
9اَلَمْe lemdeğil miydim?
10اَقُلْeḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleben derim, söylerim
11لَكُمْlekumsize
12اِنِّٓيinnīşüphesiz ben
13اَعْلَمُeǎ'lemuع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilirim
14غَيْبَğaybeغ ي بuzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişigayblarını
15السَّمٰوَاتِs-semāvātiس م وyüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat, alaimsema, isim, bismillah (besmele), esami, esma, tesmiye (müsemma)göklerin
16وَالْاَرْضِve l-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeve yerin
17وَاَعْلَمُve eǎ'lemuع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnameve bilirim
18مَاşeyleri
19تُبْدُونَtubdūneب د وGörünmek, ortaya çıkmak, açığa çıkmak, belirmek, başlamak, gözükmek, belli olmak, meydana çıkmak, çöl hayatı yaşamak, göçebe hayatı sürmeksizin açıkladıklarınız
20وَمَاve māve şeyleri
21كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolduğunuz
22تَكْتُمُونَtektumūneك ت مSaklamak, gizlemek (örn. sır), kontrol altında tutmak (öfke), saklanmak, geri tutmak (kanıt), tutmakgizlemekte

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Hollandaca

Rusça

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Demişti ki: Ey Âdem onlara, yaratıkları adlarıyla haber ver, Âdem, her şeyi adlı adınca haber verince demişti ki: Ben size demedim mi, göklerdeki gizli şeyleri de bilirim, yeryüzünde ki gizli şeyleri de. Açığa vurduğunuzu da bilirim, gizlediğinizi de.

Abdulkadir Gölpınarlı

Demişti ki: Ey Âdem onlara, yaratıkları adlarıyla haber ver, Âdem, her şeyi adlı adınca haber verince demişti ki: Ben size demedim mi, göklerdeki gizli şeyleri de bilirim, yeryüzünde ki gizli şeyleri de. Açığa vurduğunuzu da bilirim, gizlediğinizi de.

Adem Uğur

(Bunun üzerine: ) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.

Ahmed Hulusi

(Hitap etti): "Ya Adem (yoktan var olmuş, Esma ile hayat bulmuş) varlığındaki isimlerin hakikatinden onlara söz et. " Adem onlara (varlığını oluşturan Allah) isimlerinin işaret ettiği manalardan haber verince (yani bu isimlerin özellikleri kendisinde açığa çıkınca); Allah onlara fark ettirdi: "Demedim mi size ben, muhakkak ki bilirim semalar (şuur boyutu) ve arz (beden) boyutunun gaybını (açığa çıkmamış sırlarını, özelliklerini). . . Ve ben bilirim gizlediklerinizi ve açıkladıklarınızı!"

Ahmet Tekin

Allah: 'Ey Âdem, bunları, isimleriyle, varlıklar hakkındaki bilgileriyle, varlıklarla bilgilerin irtibatıyla; harfleri, kelimeleri, lafızları, mânaları, cümleleri, lehçeleri; davranışları, ferdin ve toplumun ihtiyaçları, uyum kurallarıyla, tek tek anlat' buyurdu. Bu emir üzerine Âdem, onları, isimleriyle, varlıklar hakkındaki bilgileriyle, varlıklarla bilgilerin irtibatıyla; harfleri, kelimeleri, lafızları, mânaları, cümleleri, lehçeleri; davranışları, ferdin ve toplumun ihtiyaçları, uyum kurallarıyla, meleklere teker teker anlatınca, Allah: 'Ben size, göklerin ve yerin bilinmeyenlerini, gayb âlemini bilirim, sizin açıkça konuştuklarınızı da, içinizde gizlediklerinizi de bilirim, dememiş miydim' buyurdu.

Ahmet Varol

Allah: 'Ey Adem! Şunların adlarını onlara bildir' dedi. Adem kendilerine, o varlıkların adlarını bildirince, Allah meleklere: 'Ben göklerin ve yerin gizliliklerini bilirim. Sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz her şeyi de bilirim, dememiş miydim!' dedi.

Ali Bulaç

(Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da ben bilirim."

Ali Fikri Yavuz

Allah, Hz. Âdem’e: “- Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere haber ver.” buyurdu. Âdem Aleyhisselâm da, meleklere, o isimleri haber verince Allah: “-Ben size demedim mi ki, göklerin ve yerin gayblarını ben bilirim. Açıkladığınızı da, gizlediğinizi de elbette ben bilirim.” buyurdu.

Ali Rıza Safa

"Ey Âdem! Bunları, isimleriyle onlara bildir!" dedi. İsimleriyle onlara bildirince, şöyle dedi: "Size söylemedim mi? Kuşkusuz, göklerin ve yeryüzünün gizli gerçeklerini bilirim. Açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilirim!"

Bayraktar Bayraklı

Allah, "Ey Adem! Onlara eşyanın isimlerini anlat" dedi. Adem, onların isimlerini meleklere anlatınca Allah, "Size demedim mi, göklerin ve yerin sırlarını ben bilirim ve ben sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim" dedi.

Bekir Sadak

Allah «Ey Adem onlara isimlerini soyle dedi. Adem isimlerini soyleyince, Allah «Ben gokler ve yerde gorunmeyeni biliyorum, sizin acikladiginizi ve gizlemekte oldugunuzu da bilirim, diye size soylememismiydim?» dedi.

Celal Yıldırım

(Allah): «Ey Âdem! Bunlara onların isimlerini haber ver» buyurdu. Âdem onlara sözü edilen eşyanın isimlerini haber verince (Allah meleklere): «Size demedim mi, Ben göklerin ve yerin gaybını (görünmeyen, sizlerce bilinmeyen şeylerini de) elbette bilirim ve sizin açıkladığınızı da, gizli tuttuğunuzu da bilirim.» buyurdu.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

“Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir” dedi. Onlara bunların isimlerini bildirince de “Size ben göklerin ve yerin gizlisini kesinlikle bilirim; yine sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim demedim mi!” buyurdu.

Diyanet İşleri

Allah, şöyle dedi: "Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle." Adem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?" dedi.

Diyanet İşleri (eski)

Allah 'Ey Adem onlara isimlerini söyle' dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah 'Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?' dedi.

Diyanet Vakfi

(Bunun üzerine:) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(Allah): «Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver.» dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): «Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim» dememiş miydim?» dedi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ey Adem, bunlara onları isimleriyle haber ver! buyurdu. Bu emir üzerine Adem, onlara isimleriyle bunları haber verince buyurdu ki: "Size demedim mi Ben her halde göklerin ve yerin sırrını bilirim! Ve sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz şeyleri de biliyorum!"

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey Adem bunlara onları isimleriyle haber ver buyurdu. Bu emir üzerine Adem onlara isimleriyle onları haber veriverince de buyurdu ki demedim mi size Ben her halde Semavüt-ü Arzın gaybini bilirim, ve biliyorum ne izhar ediyorsunuz da ne ketmeyliyordunuz

Erhan Aktaş

Allah: "Ey Adem! Bunların isimlerini onlara bildir." dedi. Adem isimleri onlara bildirince, Allah meleklere: "Göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim; Ben, sizin açıkladıklarınızı da içinizde gizlediklerinizi de bilirim, dememiş miydim?" dedi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Allah: "Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir." dedi. Âdem isimleri onlara bildirince, Allah meleklere: "Göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim; Ben, sizin açıkladıklarınızı da içinizde gizlediklerinizi de bilirim, dememiş miydim?" dedi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Allah: "Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir." dedi. Adem isimleri onlara bildirince, Allah meleklere: "Göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim; Ben, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilirim, dememiş miydim?" dedi.

Fizilal-il Kuran

Allah, Adem'e «Ey Adem, bunlara o nesnelerin adlarını bildir» dedi. Adem, meleklere bütün nesnelerin isimlerini bildirince Allah, onlara «Ben size, 'göklerin ve yerin bütün gizliliklerini, ayrıca sizin bütün açığa vurduklarınız ve içinizde sakladıklarınızı bilirim' dememiş miydim?» dedi.

Gültekin Onan

Dedi ki: "Ey Adem! Onların isimlerini şunlara bildir / bunları onlara isimleriyle bildir." İsimlerini onlara bildirince, "Size, göklerin ve yerin gaybını ben bilirim, açıkladıklarınızı / açığa vurduklarınızı da (tübdune) gizlediklerinizi de (tektümun) biliyorum / bilirim dememiş miydim?" dedi.

Hamdi Döndüren

Allah, “Ey Âdem! Onlara bunları isimleriyle haber ver!” dedi. Âdem eşyanın isimlerini onlara haber verince de, “Ben size; ben göklerin ve yerin gaybını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim.” dememiş miydim?” dedi.

Hasan Basri Çantay

(Allah) "Ey Adem, onları adlariyle kendilerine haber ver" deyib de o da onları isimleriyle söyleyiverince (şöyle) dedi: "Size demedim mi ki göklerin ve yerin gaybını şübhesiz ben bilirim. Neyi açıklarsanız, neyi de gizlemişseniz ben biliyorum."

Hasib Asutay

(Allah:) 'Ey Âdem! Bunları onlara isimleriyle haber ver' dedi. (O,) bunları onlara isimleriyle haber verince, (Allah) dedi ki, 'Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim ve açıkladıklarınızı da, gizlediklerinizi de bilirim. '

Hayrat Neşriyat

(Allah:) 'Ey Âdem! Onların isimlerini kendilerine (meleklere) bildir!' buyurdu. Bunun üzerine (Âdem) onların isimlerini kendilerine bildirince (Allah): 'Size demedim mi? Göklerin ve yerin gaybını (size gizli olan sırlarını) şübhesiz ben bilirim! Ve (siz) neyi açıklarsanız ve (içinizde) neyi gizlerseniz, (ben) bilirim!' buyurdu.

İbni Kesir

Allah: Ey Adem, onları'adları ile kendilerine bildir, dedi. Adem, adlarını söyleyince; Size demedim mi ki ben, göklerin de, yerin de gizliliklerini muhakkak bilirim. Ve sizlerin neyi açıklayıp neyi gizler olduğunuzu da bilirim, buyurdu.

Mehmet Okuyan

(Allah:) “Ey Âdem! Onların isimlerini onlara (meleklere) bildir.” demiş, (Âdem) isimlerini kendilerine bildirince “Ben size 'Şüphesiz ki göklerin ve yerin gaybını (bilinemeyenini) bilirim; açıkladıklarınızı da gizlemiş olduklarınızı da bilirim' dememiş miydim?” demişti.

Muhammed Esed

O: "Ey Adem, bu (şeylerin) isimlerini onlara bildir!" buyurdu. (Adem) isimleri onlara bildirince (Allah): "Size, 'göklerin ve yerin gizli gerçeğini, açıkladıklarınızın ve gizlediklerinizin tümünü yalnız Ben bilirim' dememiş miydim?" dedi.

Mustafa İslamoğlu

(Allah) buyurdu: "Ey Adem! Şunların isimlerini onlara bildir." Onların isimlerini (meleklere) bildirince de; "Size dememiş miydim "Ben bilirim göklerin ve yerin sırrını, gözlediklerinizin ve açıkladıklarınızın tümünü de ben bilirim" diye?"

Ömer Nasuhi Bilmen

Buyurdu ki: «Ey Âdem! O şeyleri adları ile meleklere haber ver!». Âdem de o şeyleri adları ile haber verince (Cenâb-ı Hak) buyurdu ki, «Size dememiş miydim ki, Ben şüphesiz göklerin de yerin de gizliliklerini bilirim. Ve sizin izhâr ettiğiniz ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim.»

Ömer Öngüt

Allah: “Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere haber ver!” dedi. Vaktaki Âdem bunların isimlerini onlara haber verdi. Allah: “Ben size demedim mi ki, ben göklerin ve yerin gizliliklerini bilirim. Açıkladığınızı da gizli tuttuğunuzu da bilirim. ” dedi.

Suat Yıldırım

Allah: "Âdem! Eşyanın isimlerini onlara sen bildir." dedi. O da isimleriyle onları bildirince Allah buyurdu: "Ben size demedim mi ki, göklerin ve yerin sırlarını Ben bilirim!" Ve Ben sizin gizli açık yapmakta olduğunuz her şeyi de bilirim!"

Süleyman Ateş

(Allah) dedi ki: "Ey Adem, bunlara onların isimlerini haber ver." (Adem), bunlara onların isimlerini haber verince (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı ve içinizde gizlemekte olduğunuz şeyleri bilirim, dememiş miydim? dedi

Süleymaniye Vakfı

Allah: "Adem! Meleklere şunların isimlerini /özelliklerini anlat!" dedi. Adem onlara o isimleri anlatınca, "Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin gaybını /gizlisini saklısını bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, (içinizde) neyi sakladığınızı da bilirim." dedi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bunun üzerine Allah, "Âdem! Meleklere şunların isimlerini (neye yaradıklarını) söyle!" dedi. Âdem onlara o isimleri söyleyince, "Size dememiş miydim, ben göklerin ve yerin gaybını (gizlisini, saklısını) bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, içinizde neyi sakladığınızı da bilirim." dedi.

Şaban Piriş

Allah: -Ey Adem! Onlara, bunların isimlerini haber ver, dedi. Adem de meleklere onların isimlerini haber verince Allah: -Size göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ben bilirim demedim mi? Sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de ben bilirim, dedi.

Tefhim-ul Kuran

(Allah:) «Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver» dedi. O da, bunları onlara isimleriyle haber verince, (Allah) dedi ki: «Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da ben bilirim.»

Ümit Şimşek

Allah, 'Ey Âdem, bunların isimlerini onlara söyle' buyurdu. Âdem onların isimlerini meleklere bildirince, Allah, 'Ben size demedim mi,' buyurdu, 'Ben göklerin ve yerin gizliliklerini de bilirim, sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim diye?'

Yaşar Nuri Öztürk

Allah buyurdu: "Ey Adem, haber ver onlara onların adlarını." Adem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: "Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Allah dedi: “Ey Adəm, bunların adlarını onlara bildir!” O, bunların adlarını onlara bildirdikdə Allah dedi: “Mən sizə demədim ki, göylərdə və yerdə olan qeybi, aşkara çıxartdığınızı və gizli saxladığınızı bilirəm?”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Sonra) O: ″Ey Adəm, bunların (kainatda mövcud olan əşyanın) adlarını onlara bildir!″- dedi. (Adəm) onlara (mələklərə) bunların adlarını xəbər verdikdə (Allah): ″Mən sizə, göylərin və yerin gözə görünməyən sirlərini və sizin gizlində - aşkarda nə etdiyinizi bilirəm, söyləmədimmi?″ – buyurdu.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Gott sprach: ʺAdam! Sage ihnen die Namen der Dinge!ʺ Nachdem Adam ihnen die Namen der Dinge gesagt hatte, sprach Gott zu den Engeln: ʺHabe Ich euch nicht gesagt, daß Ich alles Verborgene im Himmel und auf Erden weiß, und daß Mir nichts von dem entgeht, was ihr äußert oder verschweigt?ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Er sagte: ʺO Adam, teile ihnen ihre Namen mit!ʺ Als er ihnen ihre Namen mitgeteilt hatte, sagte Er: ʺHabe Ich euch nicht gesagt, Ich kenne das Verborgene der Himmel und der Erde, und Ich weiß auch, was ihr offenlegt und was ihr verborgen zu halten sucht?ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Er sprach: ʺO Adam, nenne ihnen ihre Namen!ʺ Und als er ihnen ihre Namen nannte, sprach Er: ʺHabe Ich nicht gesagt, daß Ich das Verborgene der Himmel und der Erde kenne, und daß Ich kenne, was ihr offenbart und was ihr verborgen gehalten habt.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

ER sagte: ʺAdam! Teile ihnen deren Namen mit!ʺ Und nachdem er ihnen deren Namen mitgeteilt hatte, sagte ER: ʺSagte ICH euch etwa nicht, daß ICH das Verborgene der Himmel und der Erde kenne, und daß ICH das kenne, was ihr offenlegt und was ihr zu verheimlichen pflegtet?!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Then Allah said to Adam: "Tell them, Adam, of the designations and the destined purposes of all imparted to you. " and when Adam did, Allah said to the Angels: "Did I not tell you that I am AL-'Alim of all that is unknown in the heavens and on earth and of all you declare and of all you tried to conceal!"

Abdul Haleem

Then He said, ‘Adam, tell them the names of these.’ When he told them their names, God said, ‘Did I not tell you that I know what is hidden in the heavens and the earth, and that I know what you reveal and what you conceal?’

Abdullah Yusuf Ali

He said: "O Adam! Tell them their names." When he had told them, Allah said: "Did I not tell you that I know the secrets of heaven and earth, and I know what ye reveal and what ye conceal?"

Abul A'la Maududi

Then Allah said to Adam: "Tell them the names of these things." And when he had told them the names of all things, Allah said: “Did I not say to you that I know everything about the heavens and the earth which are beyond your range of knowledge and I know all that you disclose and also all that you hide?”

Aisha Bewley

He said, ‘Adam, tell them their names. ’ When he had told them their names, He said, ‘Did I not tell you that I know the Unseen of the heavens and the earth, and I know what you make known and what you hide?’

Al-Hilali & Khan

He said: "O Adam! Inform them of their names," and when he had informed them of their names, He said: "Did I not tell you that I know the Ghaib (Unseen) in the heavens and the earth, and I know what you reveal and what you have been concealing?"

Ali Quli Qarai

He said, ‘O Adam, inform them of their names,’ and when he had informed them of their names, He said, ‘Did I not tell you that I indeed know the Unseen in the heavens and the earth, and that I know whatever you disclose and whatever you were concealing?’

Amatul Rahman Omar

He said, `Adam! tell them (- the angels) their names (- names of the objects). ' So when he had told them their names He said, `Did I not tell you that, indeed I know the unseen things of the heavens and of the earth, and I know what you reveal and what you conceal.'

Arthur John Arberry

He said, 'Adam, tell them their names. ' And when he had told them their names He said, 'Did I not tell you I know the unseen things of the heavens and earth? And I know what things you reveal, and what you were hiding.'

Bijan Moeinian

Then God said: " O Adam, answer the questions that I asked the angles". When Adam answered those questions, God said: “Did I not tell you That I know the secrets of heaven and earth as well as what you disclose and what you hide.” [Do you now realize why I want to put such a mischief making creature as my representative on earth in spite of all his shortcomings?]

E. Henry Palmer

Said the Lord, 'O Adam declare to them their names;' and when he had declared to them their names He said, Did I not say to you, I know the secrets of the heavens and of the earth, and I know what ye show and what ye were hiding?'

Edip-Layth

He said, "O Adam, inform them of the descriptions of these." When he informed them of their descriptions, He said, "Did I not tell you that I know the unseen of the heavens and the earth, and that I know what you reveal and what you were hiding?"

George Sale

God said, O Adam, tell them their names. And when he had told them their names, God said, did I not tell you that I know the secrets of heaven and earth, and know that which ye discover, and that which ye conceal?

Hamid S. Aziz

Said the Lord, "O Adam declare to them the Names;" and when he had declared to them the Names, He said, "Did I not say to you, I know the secrets of the heavens and of the earth, and I know what you reveal and what you conceal?"

Mahmoud Ghali

He said, "O Adam, inform them of their names. " So, when he (Adam) informed them of their names, He said, "Did I not say to you (that) surely I know the Unseen of the heavens and the earth and I know whatever you display and whatever you used to keep back?"

Marmaduke Pickthall

He said: O Adam! Inform them of their names, and when he had informed them of their names, He said: Did I not tell you that I know the secret of the heavens and the earth? And I know that which ye disclose and which ye hide.

Mohamed Ahmed - Samira

Then He said to Adam: "Convey to them their names. " And when he had told them, God said: "Did I not tell you that I know the unknown of the heavens and the earth, and I know what you disclose and know what you hide?"

Muhammad Asad

Said He: "O Adam, convey unto them the names of these [things]. " And as soon as [Adam] had conveyed unto them their names, [God] said: "Did I not say unto you, `Verily, I alone know the hidden reality of the heavens and the earth, and know all that you bring into the open and all. that you would conceal'?"

Mustafa Khattab

Allah said, "O Adam! Inform them of their names." Then when Adam did, Allah said, “Did I not tell you that I know the secrets of the heavens and the earth, and I know what you reveal and what you conceal?”

Progressive Muslims

He said: "O Adam, inform them of the description of these," so when he informed them of their descriptions, He said: "Did I not tell you that I know the unseen of heavens and Earth, and that I know what you reveal and what you were hiding"

Sahih International

He said, "O Adam, inform them of their names. " And when he had informed them of their names, He said, "Did I not tell you that I know the unseen [aspects] of the heavens and the earth? And I know what you reveal and what you have concealed."

Sam Gerrans

He said: “O Adam: inform thou them of their names.” And when he had informed them of their names, He said: “Said I not to you that I know the unseen of the heavens and the earth? And I know what you reveal, and what you have concealed.”

Shabbir Ahmed

(Then) He said, "O Adam! Tell them some of your knowledge. " And when Adam informed them of his capacity to learn, He (Allah) said to the angels, "Did I not tell you that I know the secrets of the heavens and the earth? And I know that which your endeavors are making manifest and the potentials that are latent within you."

Syed Vickar Ahamed

He said: "O Adam! Tell them their names. " When he had told them their names, Allah said: "Did I not tell you that I know the (unseen) secrets of heavens and earth, and I know what you reveal and what you conceal?"

Taqi Usmani

He said, "O ’Ādam, tell them the names of all these." When he told them their names, Allah said, “Did I not tell you that I know the secrets of the skies and of the earth, and that I know what you disclose and what you conceal.

The Monotheist Group

He said: "O Adam, inform them of their names," so when he informed them of their names, He said: "Did I not tell you that I know the unseen of the heavens and the earth, and that I know what you reveal and what you are hiding?"

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Il dit: ʺO Adam, informe-les de ces noms ;ʺ Puis quand celui-ci les eut informés de ces noms, Allah dit: ʺNe vous ai-Je pas dit que Je connais les mystères des cieux et de la terre, et que Je sais ce que vous divulguez et ce que vous cachez?ʺ

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Hij zei: ʺAdam, deel hun hun namen mee.ʺ Toen hij hun dan hun namen meedeelde zei Hij: ʺHad Ik jullie niet gezegd dat Ik het onzichtbare van de hemelen en de aarde ken en weet, wat jullie openlijk en in het verborgene doen.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

God zeide: ʺAdam, noem hun de namen.ʺ Toen hij (Adam) dit had gedaan, zeide God: ʺHeb ik u niet gezegd, dat ik de geheimen van hemel en aarde ken, en weet wat gij bekent en wat gij verbergt?ʺ

Hollandaca — Siregar

Hij zei: ʺO Adam, noem hun de namen ervan.ʺ En toen hij hun de namen ervan had genoemd, zei Hij: ʺZei Ik jullie niet, dat Ik het onwaarneembare van de hemelen en de aarde ken, en weet wat jullie openlijk doen en wat jullie plachten te verbergen?ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(Аллах) сказал: «О, Адам, сообщи им [ангелам] имена [названия] их [вещей] (которые ангелы не знают)!» И когда он [Адам] сообщил им [ангелам] имена их, (и когда проявилось превосходство Адама) то Он [Аллах] сказал: «Разве Я вам [ангелам] не говорил, что Я знаю скрытое [сокровенное] на небесах и на земле и знаю то, что вы обнаруживаете [явные слова и деяния], и то, что скрываете [ваши мысли]?»

Rusça — Osmanov

Аллах сказал: ʺО Адам! Разъясни им [суть] именʺ. Когда Адам разъяснил ангелам [суть] имен, Аллах сказал: ʺРазве Я не говорил вам, что знаю сокровенное на небесах и земле, знаю, что вы делаете явно и что вы утаиваете?ʺ