Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, "Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin" diye vahyetmişizdir.
وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوحِي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ
ve mā erselnā min ḳablike min rasūlin illā nūHī ileyhi ennehu lā ilāhe illā enā fe ǎ'budūni
(Böyle iken) "Rahman, çocuk edindi" dediler. O, böyle şeylerden uzaktır, yücedir. Hayır, (evlat diye niteledikleri) o melekler ikrama erdirilmiş kullardır.
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ
ve ḳālū tteḣaƶe r-raHmānu veleden subHānehu bel ǐbādun mukramūne
Onlar Allah'tan önce söz söylemezler ve hep O'nun emriyle iş görürler.
لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِهِ يَعْمَلُونَ
lā yesbiḳūnehu bi l-ḳavli ve hum bi emrihi yeǎ'melūne
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O'nun korkusuyla titrerler.
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ اِلَّا لِمَنِ ارْتَضٰى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ
yeǎ'lemu mā beyne eydīhim ve mā ḣalfehum ve lā yeşfeǔne illā li meni rteDā ve hum min ḣaşyetihi muşfiḳūne
İçlerinden her kim, "Allah'tan başka ben de şüphesiz bir ilahım" derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ اِنِّٓي اِلٰهٌ مِنْ دُونِهِ فَذٰلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ كَذٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ
ve men yeḳul minhum innī ilāhun min dūnihi fe ƶālike neczīhi cehenneme ke ƶālike neczī Z-Zālimīne
İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hala inanmayacaklar mı?
اَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ اَفَلَا يُؤْمِنُونَ
e ve lem yera (e)lleƶīne keferū enne s-semāvāti ve l-erDe kānetā ratḳan fe feteḳnāhumā ve ceǎlnā mine l-māi kulle şey'in Hayyin e fe lā yu'minūne
Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler, yollar meydana getirdik.
وَجَعَلْنَا فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
ve ceǎlnā fī l-erDi ravāsiye en temīde bihim ve ceǎlnā fīhā ficācen subulen leǎllehum yehtedūne
Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah'ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.
وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا وَهُمْ عَنْ اٰيَاتِهَا مُعْرِضُونَ
ve ceǎlnā s-semāe seḳfen meHfūZen ve hum ǎn āyātihā muǎ'riDūne
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
ve huve elleƶī ḣaleḳa l-leyle ve n-nehāra ve ş-şemse ve l-ḳamera kullun fī felekin yesbeHūne
Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar?
وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ اَفَا۬ئِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ
ve mā ceǎlnā li beşerin min ḳablike l-ḣulde e fe in mitte fe humu l-ḣālidūne
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
kullu nefsin ƶāiḳatu l-mevti ve neblūkum bi ş-şerri ve l-ḣayri fitneten ve ileynā turceǔne