"Ey oğullarım! Gidin Yusuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez."
يَابَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخِيهِ وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِنَّهُ لَا يَا۬يْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ
yā beniyye ƶhebū fe teHassesū min yūsufe ve eḣīhi ve lā teyesū min ravHi (a)llahi innehu lā yeyesu min ravHi (a)llahi illā l-ḳavmu l-kāfirūne
Bunun üzerine (Mısır'a dönüp) Yusuf'un yanına girdiklerinde, "Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükafatlandırır" dediler.
فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَاأَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَاَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجٰيةٍ فَاَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَا اِنَّ اللّٰهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّقِينَ
fe lemmā deḣalū ǎleyhi ḳālū yā eyyuhā l-ǎzīzu messenā ve ehlenā D-Durru ve ci'nā bi biDāǎtin muzcātin fe evfi lenā l-keyle ve teSaddeḳ ǎleynā inne (a)llahe yeczī l-muteSaddiḳīne
Yusuf dedi ki: "Siz (henüz) cahil kimseler iken Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?"
قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَاَخِيهِ اِذْ اَنْتُمْ جَاهِلُونَ
ḳāle hel ǎlimtum mā feǎltum bi yūsufe ve eḣīhi iƶ entum cāhilūne
Kardeşleri, "Yoksa sen, sen Yusuf musun?" dediler. O da, "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükafatını zayi etmez" dedi.
قَالُوا ءَاِنَّكَ لَاَنْتَ يُوسُفُ قَالَ اَنَا۬ يُوسُفُ وَهٰذَٓا اَخِي قَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا اِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
ḳālū e inneke le ente yūsufu ḳāle enā yūsufu ve hāƶā eḣī ḳad menne (a)llahu ǎleynā innehu men yetteḳi ve yeSbir fe inne (a)llahe lā yuDīǔ ecra l-muHsinīne
Dediler ki: "Allah'a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştik."
قَالُوا تَاللّٰهِ لَقَدْ اٰثَرَكَ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَاِنْ كُنَّا لَخَاطِـِٔينَ
ḳālū tāllahi le ḳad āṧerake (a)llahu ǎleynā ve in kunnā le ḣāTiīne
Yusuf dedi ki: "Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.
قَالَ لَا تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللّٰهُ لَكُمْ وَهُوَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
ḳāle lā teṧrībe ǎleykumu l-yevme yeğfiru (a)llahu lekum ve huve erHamu r-rāHimīne
Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne koyun ki, gözleri açılsın ve bütün ailenizi bana getirin" dedi.
اِذْهَبُوا بِقَمِيصِي هٰذَا فَاَلْقُوهُ عَلٰى وَجْهِ اَبِي يَأْتِ بَصِيرًا وَأْتُونِي بِاَهْلِكُمْ اَجْمَعِينَ
iƶhebū bi ḳamīSī hāƶā fe elḳūhu ǎlā vechi ebī ye'ti beSīran ve 'tūnī bi ehlikum ecmeǐyne
Kervan (Mısır'dan) ayrılınca babaları, "Bana bunak demezseniz, şüphesiz ben Yusuf'un kokusunu alıyorum" dedi.
وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنِّي لَاَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلَا اَنْ تُفَنِّدُونِ
ve lemmā feSaleti l-ǐyru ḳāle ebūhum innī le ecidu rīHa yūsufe levlā en tufennidūni
Onlar da, "Allah'a yemin ederiz ki sen hala eski şaşkınlığındasın" dediler.
قَالُوا تَاللّٰهِ اِنَّكَ لَفِي ضَلَالِكَ الْقَدِيمِ
ḳālū tāllahi inneke le fī Delālike l-ḳadīmi