← Sureler

Mushaf — 296. Sayfa

‹
/ 604
›
18. Kehf Suresi

Böylece biz, (insanları) onların halinden haberdar ettik ki, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevi tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), "Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların halini daha iyi bilir" dediler. Duruma hakim olanlar ise, "Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız" dediler.

وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ فِيهَا اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَانًا رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْ قَالَ الَّذِينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِدًا

ve ke ƶālike eǎ'ṧernā ǎleyhim li yeǎ'lemū enne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun ve enne s-sāǎte lā raybe fīhā iƶ yetenāzeǔne beynehum emrahum fe ḳālū bnū ǎleyhim bunyānen rabbuhum eǎ'lemu bihim ḳāle (e)lleƶīne ğalebū ǎlā emrihim le netteḣiƶenne ǎleyhim mescidān

(Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: "Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Yine, "Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir" diyecekler. Şöyle de diyecekler: "Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir." De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O halde, onlar hakkında (Kur'an'daki) apaçık tartışma(yı aktarmak)dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma."

سَيَقُولُونَ ثَلٰثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ قُلْ رَبِّٓي اَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ مَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا قَلِيلٌ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ اِلَّا مِرَاءً ظَاهِرًا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِمْ مِنْهُمْ اَحَدًا

se yeḳūlūne ṧelāṧetun rābiǔhum kelbuhum ve yeḳūlūne ḣamsetun sādisuhum kelbuhum racmen bi l-ğaybi ve yeḳūlūne seb'ǎtun ve ṧāminuhum kelbuhum ḳul rabbī eǎ'lemu bi ǐddetihim mā yeǎ'lemuhum illā ḳalīlun fe lā tumāri fīhim illā mirā'en Zāhiran ve lā testefti fīhim minhum eHaden

Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme!

وَلَا تَقُولَنَّ لِشَا۬يْءٍ اِنِّي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَدًا

ve lā teḳūlenne li şey'in innī fāǐlun ƶālike ğaden

Ancak, "Allah dilerse yapacağım" de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır" de.

اِلَّٓا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَسِيتَ وَقُلْ عَسٰٓى اَنْ يَهْدِيَنِ رَبِّي لِاَقْرَبَ مِنْ هٰذَا رَشَدًا

illā en yeşā'e (a)llahu ve ƶkur rabbeke iƶā nesīte ve ḳul ǎsā en yehdiyeni rabbī li eḳrabe min hāƶā raşeden

Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.

وَلَبِثُوا فِي كَهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا

ve lebiṧū fī kehfihim ṧelāṧe miAetin sinīne ve (e)zdādū tis'ǎn

De ki: "Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O'ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez."

قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَبْصِرْ بِهِ وَاَسْمِعْ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ اَحَدًا

ḳuli (a)llahu eǎ'lemu bimā lebiṧū lehu ğaybu s-semāvāti ve l-erDi ebSir bihi ve esmiǎ' mā lehum min dūnihi min veliyyin ve lā yuşriku fī Hukmihi eHaden

Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O'ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.

وَاتْلُ مَا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا

ve tlu mā ūHiye ileyke min kitābi rabbike lā mubeddile li kelimātihi ve len tecide min dūnihi multeHaden