← Sureler

Mushaf — 387. Sayfa

‹
/ 604
›
28. Kasas Suresi

Musa, olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca, biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz, iyilik edenleri böyle mükafatlandırırız.

وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

ve lemmā beleğa eşuddehu ve steve āteynāhu Hukmen ve ǐlmen ve ke ƶālike neczī l-muHsinīne

Musa, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Musa, "Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır" dedi.

وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلٰى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هٰذَا مِنْ شِيعَتِهِ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِنْ شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبِينٌ

ve deḣale l-medīnete ǎlā Hīni ğafletin min ehlihā fe vecede fīhā raculeyni yeḳtetilāni hāƶā min şīǎtihi ve hāƶā min ǎduvvihi fe steğāṧehu elleƶī min şīǎtihi ǎlā elleƶī min ǎduvvihi fe vekezehu mūsā fe ḳaDā ǎleyhi ḳāle hāƶā min ǎmeli ş-şeyTāni innehu ǎduvvun muDillun mubīnun

Musa, "Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmettim. Beni affet" dedi. Allah da onu affetti. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

قَالَ رَبِّ اِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

ḳāle rabbi innī Zelemtu nefsī fe ğfir lī fe ğafera lehu innehu huve l-ğafūru r-raHīmu

"Rabbim! Bana verdiğin nimetle asla suçlulara arka çıkmayacağım" dedi.

قَالَ رَبِّ بِمَا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَهِيرًا لِلْمُجْرِمِينَ

ḳāle rabbi bimā en'ǎmte ǎleyye fe len ekūne Zehīran li l-mucrimīne

Korkarak, etrafı gözetleyerek şehirde sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen yine feryat ederek ondan yardım istiyordu. Musa da ona, "Belli ki sen azgın bir kimsesin" dedi.

فَاَصْبَحَ فِي الْمَدِينَةِ خَائِفًا يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُبِينٌ

fe eSbeHa fī l-medīneti ḣāifen yeteraḳḳabu fe iƶā elleƶī stenSarahu bi l-emsi yesteSriḣuhu ḳāle lehu mūsā inneke le ğaviyyun mubīnun

Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, "Ey Musa! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Sen ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun" dedi.

فَلَمَّا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذِي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَا قَالَ يَامُوسَىٰ اَتُرِيدُ اَنْ تَقْتُلَنِي كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْاَمْسِۗ اِنْ تُرِيدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِي الْاَرْضِ وَمَا تُرِيدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِحِينَ

fe lemmā en erāde en yebTişe bi(e)lleƶī huve ǎduvvun le humā ḳāle yā mūsā e turīdu en teḳtulenī ke mā ḳatelte nefsen bi l-emsi in turīdu illā en tekūne cebbāran fī l-erDi ve mā turīdu en tekūne mine l-muSliHīne

Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi. "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında senin durumunu görüşüyorlar. Şehirden hemen çık. Şüphesiz ben sana öğüt verenlerdenim" dedi.

وَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَدِينَةِ يَسْعٰى قَالَ يَامُوسَىٰ اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنِّي لَكَ مِنَ النَّاصِحِينَ

ve cā'e raculun min aḳSā l-medīneti yes'ǎā ḳāle yā mūsā inne l-melee ye'temirūne bike li yeḳtulūke fe ḣruc innī leke mine n-nāSiHīne

Musa, korku içinde etrafı gözetleyerek şehirden çıktı ve "Ey Rabbim! Beni bu zalim kavimden kurtar" dedi.

فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

fe ḣarace minhā ḣāifen yeteraḳḳabu ḳāle rabbi neccinī mine l-ḳavmi Z-Zālimīne