Müjdeci gelip gömleği Yakub'un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, "Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?" dedi.

فَلَمَّا اَنْ جَاءَ الْبَشِيرُ اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِهِ فَارْتَدَّ بَصِيرًا قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنِّٓي اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

fe lemmā en cā'e l-beşīru elḳāhu ǎlā vechihi fe rtedde beSīran ḳāle e lem eḳul lekum innī eǎ'lemu mine (a)llahi mā lā teǎ'lemūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَلَمَّاfe lemmāzaman
2اَنْen
3جَاءَcā'eج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almakgeldiği
4الْبَشِيرُl-beşīruب ش رmüjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüşmüjdeci
5اَلْقٰيهُelḳāhuل ق يKarşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek veya yönünde ilerlemek.koyunca
6عَلٰىǎlāüzerine
7وَجْهِهِvechihiو ج هYüzleşmek/karşılaşmak/yüz yüze gelmek, yüz, irade, takip edilen amaç/hedef, gidilen/bakılan yer/yön, bir şeyin yolu, değerlendirme/saygı.yüzü
8فَارْتَدَّfe rteddeر د دGeri göndermek, geri döndürmek, reddetmek, kabul etmemek, geri püskürtmek, geri dönmek, eski haline getirmek, geri vermek, başvurmak, tekrar vermek, tekrar almak, tekrarlamak, geri gitmek, orijinal durumuna dönmek, karşılık vermek, cevaplamak. Maraddun - dönülen yer. Mardud - eski haline getirilmiş, önlenmiş. İrtadda (8. fiil) - geri dönmek, tekrar dönmek, iade edilmek. Taradda (5. fiil) - tedirgin olmak, ileri geri hareket etmek.derhal
9بَصِيرًاbeSīranب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısıgörür oldu
10قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi ki
11اَلَمْe lem
12اَقُلْeḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledemedim mi?
13لَكُمْlekumsize
14اِنِّٓيinnīelbett ben
15اَعْلَمُeǎ'lemuع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilirim
16مِنَmine-tan
17اللّٰهِ(a)llahiAllah-
18مَاşeyleri
19لَا
20تَعْلَمُونَteǎ'lemūneع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamesizin bilmediğiniz

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Müjdeci gelip de gömleği gözlerine sürünce Yakup'un gözleri açıldı, görmeye başladı. Demedim mi size, şüphe yok ki Allah bana bildirmiştir, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim ben dedi.

Abdulkadir Gölpınarlı

Müjdeci gelip de gömleği gözlerine sürünce Yakupʼun gözleri açıldı, görmeye başladı. Demedim mi size, şüphe yok ki Allah bana bildirmiştir, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim ben dedi.

Adem Uğur

Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz (Ya'kub) görür oldu. Ben size: "Allah tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim" demedim mi? dedi.

Ahmed Hulusi

Nihayet müjdeci geldiğinde, gömleği Yakup'un önüne koydular, (Yakup) hemen gerçeği gördü! (Yakup) dedi ki: "Size dememiş miydim, muhakkak ki ben Allah hakkında sizin bilmediklerinizi bilirim. "

Ahmet Tekin

Müjdeci gelip, gömleği Yâkup’un yüzüne koyduğu zaman sevinçten gözleri sağlığına kavuşarak görmeye başladı. 'Ben size söylememiş miydim, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah’tan gelen vahiylerle ben biliyorum' dedi.

Ahmet Varol

Müjdeci gelip onu (gömleği) yüzüne koyunca hemen görür hale döndü. (Bunun üzerine): 'Ben Allah'tan sizin bilmediğinizi biliyorum, dememiş miydim?' dedi.

Ali Bulaç

Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?"

Ali Fikri Yavuz

Fakat, hakikaten müjdeci gelip de gömleği (Yâkub’un) yüzüne bırakınca, gözü açılıverdi: “- Ben size, Allah katından vahy ile, sizin bilemiyeceklerinizi bilirim demedim mi?” dedi.

Ali Rıza Safa

Muştulayıcı gelip, Onun yüzüne sürünce gözleri açıldı. Dedi ki: "Aslında, sizin bilmediklerinizi, Allah'ın yardımı sayesinde bildiğimi söylemedim mi?"

Bayraktar Bayraklı

Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz, Yakub görür oldu. Bunun üzerine Ya'kub,"Ben size Allah tarafından vahiy ile sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim, demedim mi?" dedi.

Bekir Sadak

Mujdeci gelip, gomlegi Yakub'un yuzune birakinca, hemen gozleri acildi. Bunun uzerine Yakub «Ben size, Allah katindan sizin bilmediginizi biliyorum dememis miydim?» dedi.

Celal Yıldırım

Ne var ki müjdeci gelip, gömleği Yâkub'un yüzüne sürünce, gözü açılıverdi. «Ben size, Allah'tan bilmediğinizi şüphesiz ben bilirim dememiş miydim?» dedi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Müjdeci gelince, gömleği yüzüne koyar koymaz Ya‘kūb tekrar görür hale geldi. Dedi ki: “Ben size, ‘Allah tarafından sizin bilmediklerinizi bilirim’ demedim mi?”

Diyanet İşleri

Müjdeci gelip gömleği Yakub'un yüzüne koyunca gözleri açılıverdi. Yakub, "Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?" dedi.

Diyanet İşleri (eski)

Müjdeci gelip, gömleği Yakub'un yüzüne bırakınca, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Yakub 'Ben size, Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim?' dedi.

Diyanet Vakfi

Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz (Ya'kub) görür oldu. Ben size: «Allah tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim» demedim mi! dedi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, gömleği Yakub'un yüzüne koydu, hemen gözü açıldı. «Ben size demedim mi, ben Allah'dan sizin bilmediklerinizi bilirim.» dedi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Fakat ne zaman ki gerçekten müjdeci geldi, gömleği yüzüne bıraktı, gözü açılıverdi. "Ben size demedim mi, ben Allah tarafından sizin bilmeyeceklerinizi bilirim ?" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Fakat vakta ki hakıkaten müjdeci geldi gömleği yüzüne bıraktı gözü açılıverdi, ben size, dedi: Allahdan sizin bilemeyeceklerinizi bilirim demedim mi?

Erhan Aktaş

Haberci geldiği zaman, onu yüzüne koyunca gözü hemen görmeye başladı. "Ben size demedim mi, ben Allah'tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." dedi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Haberci geldiği zaman, onu yüzüne koyunca gözü hemen görmeye başladı. "Ben size demedim mi, ben Allah'tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." dedi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Müjdeci geldiği zaman, onu yüzüne koyunca gözü hemen görmeye başladı. "Ben size demedim mi, ben Allah'tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." dedi.

Fizilal-il Kuran

Hz. Yakub'un müjdeli haberi taşıyan oğlu gelip de gömleği babasının yüzüne sürünce, gözleri açılıverdi ve oğullarına «ben size Allah hakkında sizin bilmediklerinizi biliyorum demedim mi?» dedi.

Gültekin Onan

Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi Tanrı'dan gerçekten biliyorum demedim mi?"

Hamdi Döndüren

Sonra haberci gelip, Yusuf’un gömleğini yüzüne koyunca, Yakub’un gözü açıldı. Dedi ki: “Ben size, bilmediğinizi Allah tarafından bilirim, demedim mi?”

Hasan Basri Çantay

Fakat müjdeci gelib de onu (Ya'kubun) yüzüne koyduğu, o da derhal (yeni başdan) görür bir haale geldiği zaman dedi ki: "Ben size bilmeyeceğiniz şeyleri Allahdan muhakkak biliyorum demedim mi"?

Hasib Asutay

Müjdeci (34) gelip onu (gömleği) onun (Yakup'un) yüzüne koyunca hemen görür hale döndü. Dedi ki: 'Ben size bilmedikleri şeyleri Allah'tan bilirim, dememiş miydim?' (34. Müjdeci Yahuda idi. Dedi ki: 'Kanlı gömleği babama ben götürmüş, onu kedere uğratmıştım. Bu gömleği de ben götüreyim de onu sevindireyim.')

Hayrat Neşriyat

Nihâyet müjdeci gelip onu (o gömleği Ya'kubun) yüzüne koyunca, hemen(gözleri) görür hâle geri geldi. 'Size, 'Bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından şübhesiz ki ben biliyorum’ demedim mi?' dedi.

İbni Kesir

Fakat müjdeci gelip de onu yüzüne sürünce; derhal gördü ve dedi ki: Ben, size Allah katından sizin bilmeyeceğinizi biliyorum, dememiş miydim?

Mehmet Okuyan

Müjdeci gelince, gömleği yüzüne koyar koymaz (Yakup) görür olmuştu. “Ben size ‘Allah tarafından (Vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim’ dememiş miydim!” demişti.

Muhammed Esed

Fakat ne zaman ki müjdeci çıkagelip (Yusuf'un gömleğini) o'nun yüzüne sürdü ve o'nun gözleri ışığına kavuştu, "Ben size, 'ben Allah katından sizin bilmediğinizi biliyorum' dememiş miydim?" diye haykırdı.

Mustafa İslamoğlu

Nihayet müjdeci ulaşıp da o (gömleği) yüzüne sürünce, derhal gözleri ışığa yeniden kavuştu; "Ben size dememiş miydim' dedi, 'herhalde ben Allah sayesinde sizin bilmediklerinizi biliyorum' diye?"

Ömer Nasuhi Bilmen

Vaktâ ki müjdeci geldi, onu yüzünün üzerine koydu, hemen görücü haline döndü. Dedi ki: «Ben size dememiş mi idim ki, sizin Allah'tan bilmeyeceklerinizi ben bilirim?»

Ömer Öngüt

Müjdeci gelip de gömleği Yakub'un gözüne sürünce, gözleri hemen açıldı. “Ben sizin bilmediklerinizi, Allah tarafından bilirim dememiş miydim?” dedi.

Suat Yıldırım

Müjdeci gelip de gömleği Yâkub’un yüzüne sürünce gözleri açıldı ve:"Ben sizin bilmediklerinizi Allah tarafından vahiy yolu ile bilirim dememiş miydim?" dedi.

Süleyman Ateş

Müjdeci gelip de (Yusuf'un gömleği)ni (Ya'kub'un) yüzüne koyunca, derhal (gözü açıldı), görür oldu: "Size demedim mi ben, Allah'tan sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim?" dedi.

Süleymaniye Vakfı

Müjdeci gelince gömleği Yakub'un yüzüne koydu, o da tekrar görmeye başladı ve dedi ki: "Ben size; Allah tarafından (bana bildirmesiyle) sizin bilmediklerinizi bilirim, demedim mi!"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Müjdeci gelip gömleği yüzünün üstüne bırakınca Yakup tekrar görmeye başladı. "Size dememiş miydim sizin bilmediğiniz bir şeyi ben, Allah'ın bildirmesiyle biliyorum, diye?"

Şaban Piriş

Müjdeci gelip, gömleği Yakub'un yüzüne atınca, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine: -Ben size, Allah tarafından sizin bilmediğinizi biliyorum dememiş miydim? dedi.

Tefhim-ul Kuran

Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: «Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?»

Ümit Şimşek

Müjdeci geldiğinde gömleği yüzüne sürdü ve gözü açıldı. 'Ben size Allah'ın lütfuyla sizin bilmediğinizi bilirim demedim mi?' dedi.

Yaşar Nuri Öztürk

Müjdeci gelip gömleği yüzünün üstüne bırakınca, gözü derhal görür hale geldi. Yakub: "Ben size demedim mi? Allah'ın izniyle sizin bilmediklerinizi bilirim." diye konuştu.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Müjdəçi gəlib köynəyi onun üzünə atan kimi gözləri açıldı və o dedi: “Məgər sizə deməmişdimmi ki, mən Allahdan gələn vəhy sayəsində sizin bilmədiklərinizi bilirəm?”

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Muştuluqçu gəlib köynəyi (Yəʼqubun) üzünə sürtən kimi onun gözləri açıldı və o: ″Məgər sizə demədimmi ki, mən Allahdan (gələn vəhy ilə) sizin bilmədiklərinizi bilirəm!″ söylədi.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Als der Bote mit der frohen Botschaft eintraf und ihm das Hemd auf das Gesicht warf, konnte er wieder sehen. Hierauf sprach er: ʺHabe ich euch nicht gesagt, daß ich von Gott weiß, was ihr nicht wißt?ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Als nun der Frohbote kam, legte er es auf sein Gesicht, und da hatte er sein Augenlicht wiedererlangt. Er sagte: ʺHabe ich euch nicht gesagt, daß ich von Allah her weiß, was ihr nicht wißt?ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Als dann der Freudenbote kam, da legte er es (das Hemd) auf sein Gesicht, und da wurde er wieder sehend. Er sprach: ʺHabe ich euch nicht gesagt: Ich weiß von Allah was ihr nicht wisset?ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Und als der Freudenbote kam, hat er es (das Hemd) auf sein Gesicht gelegt, so konnte er wieder sehen. Er sagte: ʺHabe ich euch nicht gesagt, daß ich von ALLAH weiß, was ihr nicht wisst?!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

But when the harbinger of good presage -the eldest brother- reached home, and laid Yusuf's shirt on his father's face; there did Ya'qab recover his faculty of sight. and thus he exclaimed: "Did I not tell you that I know from Allah what you people do not know!"

Abdul Haleem

Then, when the bearer of good news came and placed the shirt on to Jacob’s face, his eyesight returned and he said, ‘Did I not tell you that I have knowledge from God that you do not have?’

Abdullah Yusuf Ali

Then when the bearer of the good news came, He cast (the shirt) over his face, and he forthwith regained clear sight. He said: "Did I not say to you, 'I know from Allah that which ye know not?'"

Abul A'la Maududi

And when the bearer of good news came he threw Joseph's shirt over Jacob's face, whereupon he regained his sight, and said: "Did I not tell you that I know from Allah what you do not know?"

Aisha Bewley

But when the bringer of the good news came, he cast it on his face and sight returned. He said, ‘Did I not say to you before, I know things from Allah you do not know?’

Al-Hilali & Khan

Then, when the bearer of the glad tidings arrived, he cast it (the shirt) over his face, and he became clear-sighted. He said: "Did I not say to you, ‘I know from Allâh that which you know not.’"

Ali Quli Qarai

When the bearer of good news arrived, he cast it on his face, and he regained his sight. He said, ‘Did I not tell you, ‘‘I know from Allah what you do not know?’’ ’

Amatul Rahman Omar

And when the bearer of the happy tidings came (to Jacob) he laid it (- the shirt) before him and he became enlightened (about the true state of affairs), he said, `Did I not tell you I know from Allâh what you do not know. '

Arthur John Arberry

But when the bearer of good tidings came to him, and laid it on his face, forthwith he saw once again. He said, 'Did I not tell you I know from God that you know not?'

Bijan Moeinian

When the sons arrived and put the shirt of Joseph on his eyes, he got his eye sight back and said: "Did I not tell you that I was blessed with the revelations from the Lord that you were unaware of ?"

E. Henry Palmer

And when the herald of glad tidings came he threw it on his face, and he was restored to sight. Said he, 'Did I not tell you that I know from God that of which ye know not?'

Edip-Layth

Then, when the bearer of good news came, he cast it over his face and his sight was restored. He said, "Did I not tell you that I know from God what you do not know?"

George Sale

But when the messenger of good tidings was come with Joseph's inner garment, he threw it over his face; and he recovered his eye-sight. And Jacob said, did I not tell you that I knew from God, that which ye knew not?

Hamid S. Aziz

Those around him said, "By Allah! You are in your old meandering mind. "

Mahmoud Ghali

Then, as soon as the bearer of good tidings (actually) came, he cast it on his face; so he turned back a beholder once again. (i.e., He regained his eyesight) He said, "Did I not say to you that surely I know from Allah what you do not know.?

Marmaduke Pickthall

Then, when the bearer of glad tidings came, he laid it on his face and he became a seer once more. He said: Said I not unto you that I know from Allah that which ye know not?

Mohamed Ahmed - Samira

Then, as the harbinger of happy news arrived and put the garment over his face his eyesight was restored. He said: "Did I not tell you? I know from God what you do not know."

Muhammad Asad

But when the bearer of good tidings came [with Joseph's tunic], he laid it over his face; and he regained his sight, [and] exclaimed: "Did I not tell you, `Verily, I know, from God, something that you do not know'?"

Mustafa Khattab

But when the bearer of the good news arrived, he cast the shirt over Jacob’s face, so he regained his sight. Jacob then said ˹to his children˺, "Did I not tell you that I truly know from Allah what you do not know?"

Progressive Muslims

Then, when the bearer of good news came, he cast it over his face and he returned clear with sight. He said: "Did I not tell you that I know from God what you do not know"

Sahih International

And when the bearer of good tidings arrived, he cast it over his face, and he returned [once again] seeing. He said, "Did I not tell you that I know from Allah that which you do not know?"

Sam Gerrans

Then when the bearer of glad tidings came he cast it upon his face, and he could see again. He said: “Said I not to you that I know from God what you know not?”

Shabbir Ahmed

The caravan arrived in Canaan and the good news was given to Jacob. When Joseph's royal shirt was shown to Jacob, he was delighted and his eyes saw the reality. He said, "Didn't I tell you that I know from Allah what you know not ?"

Syed Vickar Ahamed

Then when the bearer of the good news came, he put (the shirt) over his (Jacobs) face, and he right away regained clear sight. He said: "Did I not tell you, ‘I know from Allah what you do not know?’"

Taqi Usmani

So, when came the man with good news, he put it (the shirt) on his face, and he turned into a sighted man. He (Ya‘qūb) said, "Did I not tell you that I know from Allah what you do not know?"

The Monotheist Group

Then, when the bearer of good news came, he cast it over his face and he regained sight. He said: "Did I not tell you that I know from God what you do not know?"

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Puis quand arriva le porteur de bonne annonce, il lʹappliqua (la tunique) sur le visage de Jacob. Celui-ci recouvra (aussitôt) la vue, et dit: ʺNe vous ai-je pas dit que je sais, par Allah, ce que vous ne savez pas?ʺ

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Dema mizgînber hat, kirasê Yûsuf avêt ser rûyê Yaqûb, çavên wî ronî bûn. (Yaqûb ji wan re) got: Ma, min ji we re negotibû ez (bi wehya) ji cem Xwedê tiştê hûn nizanin ez pê dizanim?

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Maar toen de verkondiger van het goede nieuws kwam wierp die het hemd over zijn gezicht en hij werd weer ziende. Hij zei: ʺHeb ik jullie niet gezegd dat ik van God weet wat jullie niet weten.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Maar toen de boodschapper van goede tijdingen met Jozefs onderkleed was gekomen, dekte hij het over zijn gelaat en hij kreeg zijn gezichtsvermogen terug. En Jacob zeide: Verhaalde ik u niet, dat ik van God wist hetgeen gij niet wist?

Hollandaca — Siregar

En toen de verkondiger van de verheugende tijding kwam, legde hij het (hemd) op zijn gezicht, hij (Yaʹqôeb) kreeg vervolgens zijn gezichtsvermogen terug, en zei: ʺVoorwaar, heb ik jullie niet gezegd dat ik van Allah weet wat jullie niet weten?ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Когда же пришел (радующий) вестник (и это был тот брат, который когда-то принес отцу окровавленную лживой кровью рубашку), он набросил (рубашку данную Йусуфом) на лицо его [отца], и тот стал снова зрячим. (Йакуб) сказал: «Разве я не говорил вам, что знаю от Аллаха то [что Его милость безгранична], чего вы не знаете?

Rusça — Osmanov

Когда же прибыл добрый вестник, набросил рубаху на лицо [Йаʹкуба] и тот прозрел, он сказал: ʺРазве я не говорил вам, что Аллах дал мне знание того, чего вы не знаете?ʺ

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men då den (av sönerna) som kom med den glada nyheten lade (Josefs skjorta) över hans ansikte såg han åter klart (och) utropade: ʺSa jag er inte att Gud har låtit mig veta något som ni inte vet?ʺ