← Sureler

Mushaf — 318. Sayfa

‹
/ 604
›
20. Ta-Ha Suresi

Böylece (Samiri) onlar için böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. (Samiri ve adamları) "Bu sizin de ilahınızdır, Musa'nın da ilahıdır. Öyle iken Musa, (ilahını burada) unuttu (da onu Tur'da aramaya gitti)" dediler.

فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَ

fe eḣrace lehum ǐclen ceseden lehu ḣuvārun fe ḳālū hāƶā ilāhukum ve ilāhu mūsā fe nesiye

Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?

اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا

e fe lā yeravne ellā yerciǔ ileyhim ḳavlen ve lā yemliku lehum Derran ve lā nef'ǎn

Andolsun, Harun onlara daha önce şöyle demişti: "Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahman'dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin."

وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَاقَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهِ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُونِي وَاَطِيعُٓوا اَمْرِي

ve leḳad ḳāle lehum hārūnu min ḳablu yā ḳavmi innemā futintum bihi ve inne rabbekumu r-raHmānu fe ttebiǔnī ve eTīǔ emrī

Onlar da, "Musa bize dönünceye kadar buzağıya ibadet etmeye devam edeceğiz" dediler.

قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفِينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى

ḳālū len nebraHa ǎleyhi ǎākifīne Hattā yerciǎ ileynā mūsā

(92-93) Musa, (Tur'dan dönünce) şöyle dedi: "Ey Harun! Saptıklarını gördüğün zaman bana uymana ne engel oldu? Yoksa emrime karşı mı geldin?"

قَالَ يَاهٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّوا اَلَّا تَتَّبِعَنِ اَفَعَصَيْتَ اَمْرِي

ḳāle yā hārūnu mā meneǎke iƶ raeytehum Dellū / ellā tettebiǎni e fe ǎSayte emrī

Harun: "Ey anam oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden korktum" dedi.

قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي اِنِّي خَشِيتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي

ḳāle yebneumme lā te'ḣuƶ bi liHyetī ve lā bi ra'sī innī ḣaşītu en teḳūle ferraḳte beyne benī isrāīle ve lem terḳub ḳavlī

Musa, "Ya senin derdin neydi ey Samiri?" dedi.

قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَاسَامِرِيُّ

ḳāle fe mā ḣaTbuke yā sāmiriyyu

Samiri, şöyle dedi: "Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi."

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ لِي نَفْسِي

ḳāle beSurtu bimā lem yebSurū bihi fe ḳabeDtu ḳabDeten min eṧeri r-rasūli fe nebeƶtuhā ve ke ƶālike sevvelet lī nefsī

Musa, "Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) "Bana dokunmak yok!" diyeceksin. Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilahına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.

قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَنْ تُخْلَفَهُ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذِي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفًا

ḳāle fe ƶheb fe inne leke fī l-Hayāti en teḳūle lā misāse ve inne leke mev'ǐden len tuḣlefehu ve nZur ilā ilāhike elleƶī Zelte ǎleyhi ǎākifen le nuHarriḳannehu ṧumme le nensifennehu fī l-yemmi nesfen

Sizin ilahınız ancak kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.

اِنَّمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذِي لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا

innemā ilāhukumu (a)llahu elleƶī lā ilāhe illā huve vesiǎ kulle şey'in ǐlmen