← Sureler

Mushaf — 231. Sayfa

‹
/ 604
›
11. Hud Suresi

(82-83) (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir.

فَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ مَنْضُودٍ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِمِينَ بِبَعِيدٍ

fe lemmā cā'e emrunā ceǎlnā ǎāliyehā sāfilehā ve emTarnā ǎleyhā Hicāraten min siccīlin menDūdin / musevvemeten ǐnde rabbike ve mā hiye mine Z-Zālimīne bi beǐydin

Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber gönderdik. O, şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."

وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ وَلَا تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ اِنِّٓي اَرٰيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحِيطٍ

ve ilā medyene eḣāhum şuǎyben ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu ve lā tenḳuSū l-mikyāle ve l-mīzāne innī erākum bi ḣayrin ve innī eḣāfu ǎleykum ǎƶābe yevmin muHīTin

"Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

ويَاقَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدِينَ

ve yā ḳavmi evfū l-mikyāle ve l-mīzāne bi l-ḳisTi ve lā tebḣasū n-nāse eşyā'ehum ve lā teǎ'ṧev fī l-erDi mufsidīne

"Eğer inanan kimselerseniz Allah'ın bıraktığı helal kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim."

بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ وَمَا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ

beḳiyyetu (a)llahi ḣayrun lekum in kuntum mu'minīne ve mā enā ǎleykum bi HafīZin

Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın."

قَالُوا يَاشُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ فِي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬ا اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ

ḳālū yā şuǎybu e Salātuke te'muruke en netruke mā yeǎ'budu ābā'unā ev en nef'ǎle fī emvālinā mā neşā'u inneke le ente l-Halīmu r-raşīdu

Şu'ayb, şöyle dedi: "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece O'na tevekkül ettim ve sadece O'na yöneliyorum."

قَالَ يَاقَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَرَزَقَنِي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَا اُرِيدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُ اِنْ اُرِيدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِي اِلَّا بِاللّٰهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُنِيبُ

ḳāle yā ḳavmi e raeytum in kuntu ǎlā beyyinetin min rabbī ve razeḳanī minhu rizḳan Hasenen ve mā urīdu en uḣālifekum ilā mā enhākum ǎnhu in urīdu illā l-iSlāHa mā steTaǎ'tu ve mā tevfīḳī illā bi(a)llahi ǎleyhi tevekkeltu ve ileyhi unību