اِنَّهُمْ kelimesinin geçtiği ayetler
Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden انهم formunun kendisi aranıyor.
İlgili Ayetler (104)
Bakara 2:12اِنَّهُمْinnehummuhakkak
Bakara 2:13اِنَّهُمْinnehumdoğrusu onlardır
وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَا اٰمَنَ النَّاسُ قَالُوا اَنُؤْمِنُ كَمَا اٰمَنَ السُّفَهَاءُ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَ
ve iƶā ḳīle lehum āminū ke mā āmene n-nāsu ḳālū e nu'minu ke mā āmene s-sufehā'u elā innehum humu s-sufehā'u ve lākin lā yeǎ'lemūne
Onlara, "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" denildiğinde ise, "Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?" derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
Bakara 2:46اَنَّهُمْennehumşüphesiz onlar
Bakara 2:103اَنَّهُمْennehumşüphesiz onlar
وَلَوْ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ خَيْرٌ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
ve lev ennehum āmenū ve tteḳav le meṧūbetun min ǐndi (a)llahi ḣayrun lev kānū yeǎ'lemūne
Eğer onlar iman edip Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
Bakara 2:249اَنَّهُمْennehumelbette onların
فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ مُبْتَلِيكُمْ بِنَهَرٍ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنِّي اِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا اللّٰهِ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
fe lemmā feSale Tālūtu bi l-cunūdi ḳāle inne (a)llahe mubtelīkum bi neherin fe men şeribe minhu fe leyse minnī ve men lem yeT'ǎmhu fe innehu minnī illā meni ğterafe ğurfeten bi yedihi fe şeribū minhu illā ḳalīlen minhum fe lemmā cāvezehu huve ve(e)lleƶīne āmenū meǎhu ḳālū lā Tāḳate lenā l-yevme bi cālūte ve cunūdihi ḳāle (e)lleƶīne yeZunnūne ennehum mulāḳū (a)llahi kem min fietin ḳalīletin ğalebet fieten keṧīraten bi iƶni (a)llahi ve(a)llahu meǎ S-Sābirīne
Talut, ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka." dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) "Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: "Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir."
Al-i İmran 3:176اِنَّهُمْinnehumelbette onlar
وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔا يُرِيدُ اللّٰهُ اَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِي الْاٰخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
ve lā yeHzunke (e)lleƶīne yusāriǔne fī l-kufri innehum len yeDurrū (a)llahe şey'en yurīdu (a)llahu ellā yec'ǎle lehum HaZZen fī l-āḣirati ve lehum ǎƶābun ǎZīmun
Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük azap vardır.
Nisa 4:46اَنَّهُمْennehumonlar
مِنَ الَّذِينَ هَادُوا يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِاَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّينِ وَلَوْ اَنَّهُمْ قَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاسْمَعْ وَانْظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَقْوَمَ وَلٰكِنْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَلِيلًا
mine (e)lleƶīne hādū yuHarrifūne l-kelime ǎn mevāDiǐhi ve yeḳūlūne semiǎ'nā ve ǎSaynā ve smeǎ' ğayra musmeǐn ve rāǐnā leyyen bi elsinetihim ve Taǎ'nen fī d-dīni ve lev ennehum ḳālū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve smeǎ' ve nZurnā le kāne ḣayran lehum ve eḳveme ve lākin leǎnehumu (a)llahu bi kufrihim fe lā yu'minūne illā ḳalīlen
Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak "İşittik, karşı geldik", "İşit, işitmez olası!" "Ra'ina" derler. Halbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak" deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.
Nisa 4:60اَنَّهُمْennehumsadece kendilerinin
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا
e lem tera ilā (e)lleƶīne yez'ǔmūne ennehum āmenū bimā unzile ileyke ve mā unzile min ḳablike yurīdūne en yeteHākemū ilā T-Tāğūti ve ḳad umirū en yekfurū bihi ve yurīdu ş-şeyTānu en yuDillehum Delālen beǐyden
(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağut'u tanımamaları kendilerine emrolunduğu halde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.
Nisa 4:64اَنَّهُمْennehumonlar
وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِيُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ۫كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوَّابًا رَحِيمًا
ve mā erselnā min rasūlin illā li yuTāǎ bi iƶni (a)llahi ve lev ennehum iƶ Zelemū enfusehum cā'ūke fe steğferū (a)llahe ve steğfera lehumu r-rasūlu le vecedū (a)llahe tevvāben raHīmān
Biz her peygamberi sırf, Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.
Nisa 4:66اَنَّهُمْennehumonlar
وَلَوْ اَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ اَنِ اقْتُلُوا اَنْفُسَكُمْ اَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ اِلَّا قَلِيلٌ مِنْهُمْ وَلَوْ اَنَّهُمْ فَعَلُوا مَا يُوعَظُونَ بِهِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاَشَدَّ تَثْبِيتًا
ve lev ennā ketebnā ǎleyhim eni ḳtulū enfusekum evi ḣrucū min diyārikum mā feǎlūhu illā ḳalīlun minhum ve lev ennehum feǎlū mā yūǎZūne bihi le kāne ḣayran lehum ve eşedde teṧbīten
Eğer biz onlara, "Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu.
Maide 5:53اِنَّهُمْinnehumkesinlikle
وَيَقُولُ الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذِينَ اَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ اِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَاَصْبَحُوا خَاسِرِينَ
ve yeḳūlu (e)lleƶīne āmenū e hā'ulā'i (e)lleƶīne eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim innehum le meǎkum HabiTat eǎ'māluhum fe eSbeHū ḣāsirīne
(O zaman) iman edenler derler ki: "Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah'a yemin edenler şunlar mı?" Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.
Maide 5:66اَنَّهُمْennehumonlar
وَلَوْ اَنَّهُمْ اَقَامُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْجِيلَ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ مِنْهُمْ اُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ سَاءَ مَا يَعْمَلُونَ
ve lev ennehum eḳāmū t-tevrāte ve l-incīle ve mā unzile ileyhim min rabbihim le ekelū min fevḳihim ve min teHti erculihim minhum ummetun muḳteSidetun ve keṧīrun minhum sā'e mā yeǎ'melūne
Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur'an'ı) gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür!
En'am 6:94اَنَّهُمْennehumonların
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
ve leḳad ci'tumūnā furādā ke mā ḣaleḳnākum evvele merratin ve teraktum mā ḣavvelnākum verā'e Zuhūrikum ve mā nerā meǎkum şufeǎā'ekumu (e)lleƶīne zeǎmtum ennehum fīkum şurakā'u le ḳad teḳaTTaǎ beynekum ve Delle ǎnkum mā kuntum tez'ǔmūne
Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah'ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah'ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.
En'am 6:130اَنَّهُمْennehumşüphesiz
يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِي وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا قَالُوا شَهِدْنَا عَلٰٓى اَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ
yā meǎ'şera l-cinni ve l-insi e lem ye'tikum rusulun minkum yeḳuSSūne ǎleykum āyātī ve yunƶirūnekum liḳā'e yevmikum hāƶā ḳālū şehidnā ǎlā enfusinā ve ğarrathumu l-Hayātu d-dunyā ve şehidū ǎlā enfusihim ennehum kānū kāfirīne
(O gün Allah, şöyle diyecektir:) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" Onlar şöyle diyecekler: "Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
A'raf 7:30اِنَّهُمُinnehumuçünkü onlar
فَرِيقًا هَدٰى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
ferīḳan hedā ve ferīḳan Haḳḳa ǎleyhimu D-Delāletu innehumu tteḣaƶū ş-şeyāTīne evliyā'e min dūni (a)llahi ve yeHsebūne ennehum muhtedūne
Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
A'raf 7:30اَنَّهُمْennehumkendilerinin de
فَرِيقًا هَدٰى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
ferīḳan hedā ve ferīḳan Haḳḳa ǎleyhimu D-Delāletu innehumu tteḣaƶū ş-şeyāTīne evliyā'e min dūni (a)llahi ve yeHsebūne ennehum muhtedūne
Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
A'raf 7:37اَنَّهُمْennehumkendilerinin
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهِ اُو۬لٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ حَتّٰٓى اِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ
fe men eZlemu mimmeni fterā ǎlā (a)llahi keƶiben ev keƶƶebe bi āyātihi ulāike yenāluhum neSībuhum mine l-kitābi Hattā iƶā cā'ethum rusulunā yeteveffevnehum ḳālū eyne mā kuntum ted'ǔne min dūni (a)llahi ḳālū Dellū ǎnnā ve şehidū ǎlā enfusihim ennehum kānū kāfirīne
Kim, Allah'a karşı yalan uyduran veya O'nun ayetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, "Hani Allah'ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?" derler. Onlar da, "Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular" derler ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
A'raf 7:64اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَمِينَ
fe keƶƶebūhu fe enceynāhu ve(e)lleƶīne meǎhu fī l-fulki ve eğraḳnā (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā innehum kānū ḳavmen ǎmīne
Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar (vicdanları hakka kapalı) kör bir kavim idiler.
A'raf 7:82اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ
ve mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū eḣricūhum min ḳaryetikum innehum unāsun yeteTahherūne
Kavminin cevabı ise sadece, "Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!.." demek oldu.
A'raf 7:149اَنَّهُمْennehumkendilerinin
وَلَمَّا سُقِطَ فِي اَيْدِيهِمْ وَرَاَوْا اَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا قَالُوا لَئِنْ لَمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
ve lemmā suḳiTa fī eydīhim ve raev ennehum ḳad Dellū ḳālū le in lem yerHamnā rabbunā ve yeğfir lenā le nekūnenne mine l-ḣāsirīne
İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz" dediler.
Enfal 8:59اِنَّهُمْinnehumşüphesiz onlar
Tevbe 9:9اِنَّهُمْinnehumgerçekten
اِشْتَرَوْا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِهِ اِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
işterav bi āyāti (a)llahi ṧemenen ḳalīlen fe Saddū ǎn sebīlihi innehum sā'e mā kānū yeǎ'melūne
Allah'ın ayetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O'nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!
Tevbe 9:12اِنَّهُمْinnehumçünkü
وَاِنْ نَكَثُوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فِي دِينِكُمْ فَقَاتِلُوا اَئِمَّةَ الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَا اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ
ve in nekeṧū eymānehum min beǎ'di ǎhdihim ve Taǎnū fī dīnikum fe ḳātilū eimmete l-kufri innehum lā eymāne lehum leǎllehum yentehūne
Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.
Tevbe 9:42اِنَّهُمْinnehumonların
لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
lev kāne ǎraDan ḳarīben ve seferan ḳāSiden lāttebeǔke ve lākin beǔdet ǎleyhimu ş-şuḳḳatu ve se yeHlifūne bi(a)llahi levi steTaǎ'nā le ḣaracnā meǎkum yuhlikūne enfusehum ve(a)llahu yeǎ'lemu innehum le kāƶibūne
Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helake sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Tevbe 9:54اَنَّهُمْennehumonların
وَمَا مَنَعَهُمْ اَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ اِلَّٓا اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِهِ وَلَا يَأْتُونَ الصَّلٰوةَ اِلَّا وَهُمْ كُسَالٰى وَلَا يُنْفِقُونَ اِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ
ve mā meneǎhum en tuḳbele minhum nefeḳātuhum illā ennehum keferū bi(a)llahi ve bi rasūlihi ve lā ye'tūne S-Salāte illā ve hum kusālā ve lā yunfiḳūne illā ve hum kārihūne
Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah'ı ve Resulünü inkar etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.
Tevbe 9:56اِنَّهُمْinnehummuhakkak onlar
وَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
ve yeHlifūne bi(a)llahi innehum le minkum ve mā hum minkum ve lākinnehum ḳavmun yefraḳūne
Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur.
Tevbe 9:59اَنَّهُمْennehumonlar
وَلَوْ اَنَّهُمْ رَضُوا مَا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللّٰهُ سَيُؤْتِينَا اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهِ وَرَسُولُهُ اِنَّٓا اِلَى اللّٰهِ رَاغِبُونَ
ve lev ennehum raDū mā ātāhumu (a)llahu ve rasūluhu ve ḳālū Hasbunā (a)llahu se yu'tīnā (a)llahu min feDlihi ve rasūluhu innā ilā (a)llahi rāğibūne
Eğer onlar Allah ve Resulünün kendilerine verdiğine razı olup, "Bize Allah yeter. Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Resulü ileride bize yine verir. Biz yalnız Allah'a rağbet eder (O'nun ihsanını ister)iz" deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.
Tevbe 9:84اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
وَلَا تُصَلِّ عَلٰٓى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلٰى قَبْرِهِ اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ
ve lā tuSalli ǎlā eHadin minhum māte ebeden ve lā teḳum ǎlā ḳabrihi innehum keferū bi(a)llahi ve rasūlihi ve mātū ve hum fāsiḳūne
Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler.
Tevbe 9:95اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
سَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَكُمْ اِذَا انْقَلَبْتُمْ اِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَاَعْرِضُوا عَنْهُمْ اِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
se yeHlifūne bi(a)llahi lekum iƶā nḳalebtum ileyhim li tuǎ'riDū ǎnhum fe eǎ'riDū ǎnhum innehum ricsun ve me'vāhum cehennemu cezā'en bimā kānū yeksibūne
Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için size Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer de cehennemdir.
Tevbe 9:107اِنَّهُمْinnehumonların
وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَاِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ وَلَيَحْلِفُنَّ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّا الْحُسْنٰى وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
ve(e)lleƶīne tteḣaƶū mescidān Dirāran ve kufran ve tefrīḳan beyne l-mu'minīne ve irSāden li men Hārabe (a)llahe ve rasūlehu min ḳablu ve le yeHlifunne in eradnā illā l-Husnā ve(a)llahu yeşhedu innehum le kāƶibūne
Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü'minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resulüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, "Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok" diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şahitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.
Tevbe 9:113اَنَّهُمْennehummuhakkak
مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا اُو۬لِي قُرْبٰى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَحِيمِ
mā kāne li n-nebiyyi ve(e)lleƶīne āmenū en yesteğfirū li l-muşrikīne ve lev kānū ūlī ḳurbā min beǎ'di mā tebeyyene lehum ennehum eSHābu l-ceHīmi
Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah'a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü'minlere.
Tevbe 9:126اَنَّهُمْennehumkendilerinin
اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
e ve lā yeravne ennehum yuftenūne fī kulli ǎāmin merraten ev merrateyni ṧumme lā yetūbūne ve lā hum yeƶƶekkerūne
Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.
Yunus 10:22اَنَّهُمْennehummuhakkak onlar
هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَاءَتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
huve elleƶī yuseyyirukum fī l-berri ve l-baHri Hattā iƶā kuntum fī l-fulki ve cerayne bihim bi rīHin Tayyibetin ve feriHū bihā cā'ethā rīHun ǎāSifun ve cā'ehumu l-mevcu min kulli mekānin ve Zennū ennehum uHīTa bihim deǎvu (a)llahe muḣliSīne lehu d-dīne le in enceytenā min hāƶihi le nekūnenne mine ş-şākirīne
O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgarla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah'a has kılarak "Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız" diye Allah'a yalvarırlar.
Yunus 10:24اَنَّهُمْennehumgerçekten
اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
innemā meṧelu l-Hayāti d-dunyā ke māin enzelnāhu mine s-semāi fe ḣteleTa bihi nebātu l-erDi mimmā ye'kulu n-nāsu ve l-'en'ǎāmu Hattā iƶā eḣaƶeti l-erDu zuḣrufehā ve zzeyyenet ve Zenne ehluhā ennehum ḳādirūne ǎleyhā etāhā emrunā leylen ev nehāran fe ceǎlnāhā HaSīden ke en lem teğne bi l-emsi ke ƶālike nufeSSilu l-āyāti li ḳavmin yetefekkerūne
Dünya hayatının hali, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hali gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hale getiririz. İşte düşünen bir toplum için, ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
Yunus 10:33اَنَّهُمْennehumonlar
Hud 11:5اِنَّهُمْinnehumonlar
اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ اَلَا حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ اِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
elā innehum yeṧnūne Sudūrahum li yesteḣfū minhu elā Hīne yesteğşūne ṧiyābehum yeǎ'lemu mā yusirrūne ve mā yuǎ'linūne innehu ǎlīmun bi ƶāti S-Sudūri
İyi bilin ki onlar, O'ndan gizlenmek için kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
Hud 11:22اَنَّهُمْennehumonlar
Hud 11:29اِنَّهُمْinnehumşüphesiz onlar
ويَاقَوْمِ لَا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذِينَ اٰمَنُوا اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنِّٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
ve yā ḳavmi lā eselukum ǎleyhi mālen in ecriye illā ǎlā (a)llahi ve mā enā bi Tāridi (e)lleƶīne āmenū innehum mulāḳū rabbihim ve lākinnī erākum ḳavmen techelūne
"Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ben o iman edenleri (teklifinize uyarak) kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum."
Hud 11:37اِنَّهُمْinnehumonlar
وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
ve Sneǐ l-fulke bi eǎ'yuninā ve veHyinā ve lā tuḣāTibnī fī (e)lleƶīne Zelemū innehum muğraḳūne
"Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır."
Yusuf 12:110اَنَّهُمْennehumkendilerinin
حَتّٰٓى اِذَا اسْتَيْـَٔسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَنْ نَشَاءُ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
Hattā iƶā steyese r-rusulu ve Zennū ennehum ḳad kuƶibū cā'ehum neSrunā fe nucciye men neşā'u ve lā yuraddu be'sunā ǎni l-ḳavmi l-mucrimīne
Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Hicr 15:72اِنَّهُمْinnehumonlar
Nahl 16:39اَنَّهُمْennehumonların
لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِبِينَ
li yubeyyine lehumu elleƶī yeḣtelifūne fīhi ve li yeǎ'leme (e)lleƶīne keferū ennehum kānū kāƶibīne
(Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kafir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler!
Nahl 16:103اَنَّهُمْennehumonların
وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّهُمْ يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِيٌّ وَهٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ
ve leḳad neǎ'lemu ennehum yeḳūlūne innemā yuǎllimuhu beşerun lisānu elleƶī yulHidūne ileyhi eǎ'cemiyyun ve hāƶā lisānun ǎrabiyyun mubīnun
Andolsun ki biz onların, "Kur'an'ı ona bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'an ise gayet açık bir Arapça'dır.
Nahl 16:109اَنَّهُمْennehumelbette onlar
Kehf 18:13اِنَّهُمْinnehummuhakkak onlar
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى
neHnu neḳuSSu ǎleyke nebeehum bi l-Haḳḳi innehum fityetun āmenū bi rabbihim ve zidnāhum huden
Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.
Kehf 18:20اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُعِيدُوكُمْ فِي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُوا اِذًا اَبَدًا
innehum in yeZherū ǎleykum yercumūkum ev yuǐydūkum fī milletihim ve len tufliHū iƶen ebeden
"Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz."
Kehf 18:53اَنَّهُمْennehumkendilerinin
Kehf 18:104اَنَّهُمْennehumkendilerinin
اَلَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
(e)lleƶīne Delle seǎ'yuhum fī l-Hayāti d-dunyā ve hum yeHsebūne ennehum yuHsinūne Sun'ǎn
(103-104) (Ey Muhammed!) De ki: "Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?"
Enbiya 21:74اِنَّهُمْinnehumgerçekten onlar
وَلُوطًا اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَائِثَ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقِينَ
ve lūTen āteynāhu Hukmen ve ǐlmen ve necceynāhu mine l-ḳaryeti lletī kānet teǎ'melu l-ḣabāiṧe innehum kānū ḳavme sev'in fāsiḳīne
Biz, Lut'a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah'ın emrinden çıkan kimseler) idiler.
Enbiya 21:77اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَعِينَ
ve neSarnāhu mine l-ḳavmi (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā innehum kānū ḳavme sev'in fe eğraḳnāhum ecmeǐyne
Ayetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekun suda boğduk.
Enbiya 21:86اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Enbiya 21:90اِنَّهُمْinnehumgerçekten onlar
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيٰى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا خَاشِعِينَ
fe stecebnā lehu ve vehebnā lehu yeHyā ve eSleHnā lehu zevcehu innehum kānū yusāriǔne fī l-ḣayrāti ve yed'ǔnenā rağaben ve raheben ve kānū lenā ḣāşiǐyne
Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya'yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.
Enbiya 21:95اَنَّهُمْennehumonlar
Mü'minun 23:27اِنَّهُمْinnehumonlar mutlaka
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
fe evHaynā ileyhi eni Sneǐ l-fulke bi eǎ'yuninā ve veHyinā fe iƶā cā'e emrunā ve fāra t-tennūru fe sluk fīhā min kullin zevceyni ṧneyni ve ehleke illā men sebeḳa ǎleyhi l-ḳavlu minhum ve lā tuḣāTibnī fī (e)lleƶīne Zelemū innehum muğraḳūne
Bunun üzerine Nuh'a, "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap" diye vahyettik. "Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nuh'a) dedik ki: "Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır."
Mü'minun 23:60اَنَّهُمْennehumşüphesiz onlar
Mü'minun 23:111اَنَّهُمْennehumişte onlardır
Furkan 25:20اِنَّهُمْinnehumşüphesiz onlar
وَمَا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ اِلَّٓا اِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْاَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً اَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا
ve mā erselnā ḳableke mine l-murselīne illā innehum le ye'kulūne T-Taǎāme ve yemşūne fī l-esvāḳi ve ceǎlnā beǎ'Dekum li beǎ'Din fitneten e teSbirūne ve kāne rabbuke beSīran
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. (Ey insanlar!) Sizi birbiriniz için imtihan aracı kıldık. (Bakalım) sabredecek misiniz? Rabbin, hakkıyla görendir.
Şuara 26:212اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Şuara 26:225اَنَّهُمْennehumonlar
Neml 27:12اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
وَاَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فِي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
ve edḣil yedeke fī ceybike teḣruc beyDā'e min ğayri sū'in fī tis'ǐ āyātin ilā fir'ǎvne ve ḳavmihi innehum kānū ḳavmen fāsiḳīne
"Elini koynuna sok; Firavun'a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir."
Neml 27:56اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُٓوا اٰلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ
fe mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū eḣricū āle lūTin min ḳaryetikum innehum unāsun yeteTahherūne
Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: "Lut'un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)"
Kasas 28:32اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
اُسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ اِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِنْ رَبِّكَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
usluk yedeke fī ceybike teḣruc beyDā'e min ğayri sū'in ve Dmum ileyke cenāHake mine r-rahbi fe ƶānike burhānāni min rabbike ilā fir'ǎvne ve meleihi innehum kānū ḳavmen fāsiḳīne
"Elini koynuna sok. (Alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın. Korkudan açılan kolunu kendine çek (toparlan). İşte bunlar, Firavun ve ileri gelen adamlarına (göstermen için) Rabbin tarafından (sana verilen) iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavimdirler."
Kasas 28:39اَنَّهُمْennehumkendilerinin
وَاسْتَكْبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَظَنُّوا اَنَّهُمْ اِلَيْنَا لَا يُرْجَعُونَ
ve stekbera huve ve cunūduhu fī l-erDi bi ğayri l-Haḳḳi ve Zennū ennehum ileynā lā yurceǔne
O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.
Kasas 28:64اَنَّهُمْennehumonlar
وَقِيلَ ادْعُوا شُرَكَاءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُمْ وَرَاَوُا الْعَذَابَ لَوْ اَنَّهُمْ كَانُوا يَهْتَدُونَ
ve ḳīle d'ǔ şurakā'ekum fe deǎvhum fe lem yestecībū lehum ve raevu l-ǎƶābe lev ennehum kānū yehtedūne
Onlara, "Haydi ortaklarınızı çağırın!" denir. Onlar da çağırırlar fakat ortakları onlara cevap veremez. Azabı görürler. Keşke onlar (dünyada iken) doğru yola gelselerdi.
Ankebut 29:12اِنَّهُمْinnehumelbette onlar
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَا هُمْ بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
ve ḳāle (e)lleƶīne keferū li(e)lleƶīne āmenū ttebiǔ sebīlenā ve l neHmil ḣaTāyākum ve mā hum bi Hāmilīne min ḣaTāyāhum min şey'in innehum le kāƶibūne
İnkar edenler iman edenlere, "Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim" derler. Halbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır.
Secde 32:30اِنَّهُمْinnehumzaten onlar da
Ahzab 33:20اَنَّهُمْennehumkendileri
يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُوا وَاِنْ يَأْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْاَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْ وَلَوْ كَانُوا فِيكُمْ مَا قَاتَلُوا اِلَّا قَلِيلًا
yeHsebūne l-eHzābe lem yeƶhebū ve in ye'ti l-eHzābu yeveddū lev ennehum bādūne fī l-eǎ'rābi yeselūne ǎn enbāikum ve lev kānū fīkum mā ḳātelū illā ḳalīlen
Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlar. Düşman birlikleri (bir daha) gelecek olsa, isterler ki, (çölde) bedevilerin arasında bulunsunlar da size dair haberleri (gidip gelenlerden) sorsunlar. İçinizde bulunsalardı da pek az savaşırlardı.
Sebe 34:54اِنَّهُمْinnehumdoğrusu onlar
وَحِيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِاَشْيَاعِهِمْ مِنْ قَبْلُ اِنَّهُمْ كَانُوا فِي شَكٍّ مُرِيبٍ
ve Hīle beynehum ve beyne mā yeştehūne ke mā fuǐle bi eşyāǐhim min ḳablu innehum kānū fī şekkin murībin
Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.
Yasin 36:31اَنَّهُمْennehumonlar
Saffat 37:24اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Saffat 37:35اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Saffat 37:69اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Saffat 37:151اِنَّهُمْinnehumelbette onlar
Saffat 37:158اِنَّهُمْinnehumkendilerinin
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
ve ceǎlū beynehu ve beyne l-cinneti neseben ve leḳad ǎlimeti l-cinnetu innehum le muHDerūne
Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.
Saffat 37:172اِنَّهُمْinnehummutlaka onlar
Sad 38:59اِنَّهُمْinnehumonlar
هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ
hāƶā fevcun muḳteHimun meǎkum lā merHaben bihim innehum Sālū n-nāri
(Kendi aralarında şöyle derler:) "İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir."
Mü'min 40:6اَنَّهُمْennehum"onlar ki;"
Fussilet 41:25اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فِي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ
ve ḳayyeDnā lehum ḳuranā'e fe zeyyenū lehum mā beyne eydīhim ve mā ḣalfehum ve Haḳḳa ǎleyhimu l-ḳavlu fī umemin ḳad ḣalet min ḳablihim mine l-cinni ve l-insi innehum kānū ḣāsirīne
Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.
Fussilet 41:54اِنَّهُمْinnehumonlar
Zuhruf 43:37اَنَّهُمْennehumbunlar
Zuhruf 43:54اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Duhan 44:24اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Duhan 44:37اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ اَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ
e hum ḣayrun em ḳavmu tubbeǐn ve(e)lleƶīne min ḳablihim ehleknāhum innehum kānū mucrimīne
Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helak ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.
Duhan 44:59اِنَّهُمْinnehumonlar da
Casiye 45:19اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔا وَاِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ
innehum len yuğnū ǎnke mine (a)llahi şey'en ve inne Z-Zālimīne beǎ'Duhum evliyā'u beǎ'Din ve(a)llahu veliyyu l-mutteḳīne
Çünkü onlar, Allah'a karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.
Ahkaf 46:18اِنَّهُمْinnehumgerçekten onlar
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فِي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ
ulāike (e)lleƶīne Haḳḳa ǎleyhimu l-ḳavlu fī umemin ḳad ḣalet min ḳablihim mine l-cinni ve l-insi innehum kānū ḣāsirīne
İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde, haklarında o sözün (azabın) gerçekleştiği kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır.
Hucurat 49:5اَنَّهُمْennehumonlar
وَلَوْ اَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتّٰى تَخْرُجَ اِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
ve lev ennehum Saberū Hattā teḣruce ileyhim le kāne ḣayran lehum ve(a)llahu ğafūrun raHīmun
Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Zariyat 51:16اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
اٰخِذِينَ مَا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِنِينَ
āḣiƶīne mā ātāhum rabbuhum innehum kānū ḳable ƶālike muHsinīne
(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.
Zariyat 51:46اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Necm 53:52اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Vakıa 56:45اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
Mücadele 58:15اِنَّهُمْinnehumşüphesiz onlar
Mücadele 58:18اَنَّهُمْennehumkendilerini
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَمِيعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ
yevme yeb'ǎṧuhumu (a)llahu cemīǎn fe yeHlifūne lehu ke mā yeHlifūne lekum ve yeHsebūne ennehum ǎlā şey'in elā innehum humu l-kāƶibūne
Allah'ın onları hep birden dirilteceği, onların da (kendilerini kurtaracak) bir iş üzerinde olduklarını sanarak size yemin ettikleri gibi Allah'a da yemin edecekleri günü düşün! İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir.
Mücadele 58:18اِنَّهُمْinnehumelbette onlar
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَمِيعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ
yevme yeb'ǎṧuhumu (a)llahu cemīǎn fe yeHlifūne lehu ke mā yeHlifūne lekum ve yeHsebūne ennehum ǎlā şey'in elā innehum humu l-kāƶibūne
Allah'ın onları hep birden dirilteceği, onların da (kendilerini kurtaracak) bir iş üzerinde olduklarını sanarak size yemin ettikleri gibi Allah'a da yemin edecekleri günü düşün! İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir.
Haşr 59:2اَنَّهُمْennehumkendilerini
هُوَ الَّذِي اَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ دِيَارِهِمْ لِاَوَّلِ الْحَشْرِ مَا ظَنَنْتُمْ اَنْ يَخْرُجُوا وَظَنُّوا اَنَّهُمْ مَانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَاَتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِاَيْدِيهِمْ وَاَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَاأُولِي الْاَبْصَارِ
huve elleƶī eḣrace (e)lleƶīne keferū min ehli l-kitābi min diyārihim li evveli l-Haşri mā Zenentum en yeḣrucū ve Zennū ennehum māniǎtuhum HuSūnuhum mine (a)llahi fe etāhumu (a)llahu min Hayṧu lem yeHtesibū ve ḳaƶefe fī ḳulūbihimu r-ruǎ'be yuḣribūne buyūtehum bi eydīhim ve eydī l-mu'minīne fe ǎ'tebirū yā ūlī l-ebSāri
O, kitap ehlinden inkar edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın.
Haşr 59:11اِنَّهُمْinnehumonların
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِاِخْوَانِهِمُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطِيعُ فِيكُمْ اَحَدًا اَبَدًا وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْ وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
e lem tera ilā (e)lleƶīne nāfeḳū yeḳūlūne li iḣvānihimu (e)lleƶīne keferū min ehli l-kitābi le in uḣrictum le neḣrucenne meǎkum ve lā nuTīǔ fīkum eHaden ebeden ve in ḳūtiltum le nenSurannekum ve(a)llahu yeşhedu innehum le kāƶibūne
Kitap ehlinden o inkar eden kardeşlerine, "Yemin ederiz ki, siz (Medine'den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz" diyerek münafıklık yapanlara bakmaz mısın? Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.
Münafikun 63:2اِنَّهُمْinnehumelbette onların
اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللّٰهِ اِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
itteḣaƶū eymānehum cunneten fe Saddū ǎn sebīli (a)llahi innehum sā'e mā kānū yeǎ'melūne
Yeminlerini kalkan yaptılar da insanları Allah'ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!
Mearic 70:6اِنَّهُمْinnehumonlar
Nuh 71:21اِنَّهُمْinnehumelbette onlar
قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْنِي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُ اِلَّا خَسَارًا
ḳāle nūHun rabbi innehum ǎSavnī ve ttebeǔ men lem yezidhu māluhu ve veleduhu illā ḣasāran
Nuh, dedi ki: "Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular."