← Sureler

Mushaf — 207. Sayfa

‹
/ 604
›
9. Tevbe Suresi

Ey iman edenler! Kafirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا فِيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū ḳātilū (e)lleƶīne yelūnekum mine l-kuffāri ve l yecidū fīkum ğilZeten ve ǎ'lemū enne (a)llahe meǎ l-mutteḳīne

Herhangi bir sure indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) "Bu hanginizin imanını artırdı?" diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sure onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler.

وَاِذَا مَا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّكُمْ زَادَتْهُ هٰذِهِٓ اِيمَانًا فَاَمَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ اِيمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

ve iƶā mā unzilet sūratun fe minhum men yeḳūlu eyyukum zādethu hāƶihi īmānen fe emmā (e)lleƶīne āmenū fe zādethum īmānen ve hum yestebşirūne

Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kafir olarak ölüp gitmişlerdir.

وَاَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا اِلٰى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ

ve emmā (e)lleƶīne fī ḳulūbihim meraDun fe zādethum ricsen ilā ricsihim ve mātū ve hum kāfirūne

Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.

اَوَلَا يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ

e ve lā yeravne ennehum yuftenūne fī kulli ǎāmin merraten ev merrateyni ṧumme lā yetūbūne ve lā hum yeƶƶekkerūne

Bir sure indirildi mi, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalplerini çevirmiştir.

وَاِذَا مَا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ هَلْ يَرٰيكُمْ مِنْ اَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُوا صَرَفَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ

ve iƶā mā unzilet sūratun neZera beǎ'Duhum ilā beǎ'Din hel yerākum min eHadin ṧumme nSarafū Sarafe (a)llahu ḳulūbehum bi ennehum ḳavmun lā yefḳahūne

Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ

le ḳad cā'ekum rasūlun min enfusikum ǎzīzun ǎleyhi mā ǎnittum HarīSun ǎleykum bi l-mu'minīne ra'ūfun raHīmun

Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben ancak O'na tevekkül ettim. O, yüce Arş'ın sahibidir."

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

fe in tevellev fe ḳul Hasbiye (a)llahu lā ilāhe illā huve ǎleyhi tevekkeltu ve huve rabbu l-ǎrşi l-ǎZīmi