← Sureler

Mushaf — 498. Sayfa

‹
/ 604
›
44. Duhan Suresi

Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.

اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ اَجْمَعِينَ

inne yevme l-feSli mīḳātuhum ecmeǐyne

O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.

يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

yevme lā yuğnī mevlen ǎn mevlen şey'en ve lā hum yunSarūne

Yalnız, Allah'ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhamet edendir.

اِلَّا مَنْ رَحِمَ اللّٰهُ اِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

illā men raHime (a)llahu innehu huve l-ǎzīzu r-raHīmu

(43-44) Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkarların yemeğidir.

اِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِ طَعَامُ الْاَثِيمِ

inne şecerate z-zeḳḳūmi / Taǎāmu l-eṧīmi

(45-46) O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.

كَالْمُهْلِ يَغْلِي فِي الْبُطُونِ كَغَلْيِ الْحَمِيمِ

ke l-muhli yeğlī fī l-buTūni / ke ğalyi l-Hamīmi

(Allah, görevli meleklere şöyle der:) "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin."

خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ اِلٰى سَوَاءِ الْجَحِيمِ

ḣuƶūhu fe ǎ'tilūhu ilā sevā'i l-ceHīmi

"Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün."

ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ

ṧumme Subbū fevḳa ra'sihi min ǎƶābi l-Hamīmi

(Deyin ki:) "Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?"

ذُقْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ

ƶuḳ inneke ente l-ǎzīzu l-kerīmu

"İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!"

اِنَّ هٰذَا مَا كُنْتُمْ بِهِ تَمْتَرُونَ

inne hāƶā mā kuntum bihi temterūne

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.

اِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ اَمِينٍ

inne l-mutteḳīne fī meḳāmin emīnin

Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

fī cennātin ve ǔyūnin

İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.

يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ

yelbesūne min sundusin ve istebraḳin muteḳābilīne

İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

كَذٰلِكَ۠ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ

ke ƶālike ve zevvecnāhum bi Hūrin ǐynin

Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler.

يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ اٰمِنِينَ

yed'ǔne fīhā bi kulli fākihetin āminīne

Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُو۫لٰى وَوَقٰيهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ

lā yeƶūḳūne fīhā l-mevte illā l-mevtete l-ūlā ve veḳāhum ǎƶābe l-ceHīmi

Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır.

فَضْلًا مِنْ رَبِّكَ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

feDlen min rabbike ƶālike huve l-fevzu l-ǎZīmu

(Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.

فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

fe innemā yessernāhu bi lisānike leǎllehum yeteƶekkerūne

Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.

فَارْتَقِبْ اِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ

fe rteḳib innehum murteḳibūne