Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.

فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَاَطَاعُوهُ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ

fe steḣaffe ḳavmehu fe eTāǔhu innehum kānū ḳavmen fāsiḳīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَاسْتَخَفَّfe steḣaffeخ ف فHafif kilolu olmak (vücut veya madde olarak), değer olarak hafif veya önemsiz olmak, canlı/aktif/çevik/hazır ve hızlı olmak, iş/hizmette itaatkar ve boyun eğen olmak, acele etmek, çabucak ayrılmak veya yolculuk yapmak, davranış veya tutumda hafif olmak, duyma ve anlamada keskin/sivri/zeki/yetenekli olmak, korku ve öfke nedeniyle tedirgin veya heyecanlı olmak, arkadaşlıkta veya sohbette kabul edilebilir olmak, neşeli/keyifli olmak, sayıca az olmak, yetersiz/önemsiz/değersiz olmak.küçümsedi
2قَوْمَهُḳavmehuق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhkavmini
3فَاَطَاعُوهُfe eTāǔhuط و عitaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak.onlar da ona boyun eğdiler
4اِنَّهُمْinnehumçünkü onlar
5كَانُواkānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinidiler
6قَوْمًاḳavmenق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhbir kavim
7فَاسِقِينَfāsiḳīneف س قİtaatsizlik yapmak, yoldan çıkmak, emre karşı gelmek, ahlaksızca yaşamak, düzensizlik içinde olmak, kötü olmak, ahlaksız olmak, ahlaksızlık yapmak, sapkın olmak, dinsiz olmak, kötülük yapmak.yoldan çıkmış

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Derken kavminin aklını çeldi de ona itâat ettiler, şüphe yok ki onlar, yoldan çıkmış bir topluluktu.

Abdulkadir Gölpınarlı

Derken kavminin aklını çeldi de ona itâat ettiler, şüphe yok ki onlar, yoldan çıkmış bir topluluktu.

Adem Uğur

Firavun kavmini aldattı; onlar da kendisine boyun eğdiler. Onlar yoldan çıkmış bir kavimdir.

Ahmed Hulusi

(Firavun) halkını aşağıladı. . . Onlar da ona itaat ettiler. . . Muhakkak ki onlar inancı bozulmuş bir toplumdu!

Ahmet Tekin

Firavun, küçümseyerek sindirici bir bakışla kavmine bir göz gezdirdi. Onlar da Firavun’a boyun eğdiler. Çünkü onlar doğru ve mantıklı düşünmeyi terkeden, fâsık, âsî, bozguncu bir kavimdi.

Ahmet Varol

O kavmini küçümsedi onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdi.

Ali Bulaç

Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi.

Ali Fikri Yavuz

Böylece (Firavun) kavmini küçümsedi. Onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar dinden çıkmış, fâsık bir kavim idiler.

Ali Rıza Safa

Böylece, toplumunu şapşal yerine koydu; bu yüzden, ona boyun eğdiler. Aslında, onlar, yoldan çıkmış bir toplumdu.

Bayraktar Bayraklı

Firavun kavmini aldattı; onlar da kendisine boyun eğdiler. Onlar yoldan çıkmış bir kavim idiler.

Bekir Sadak

Firavun, milletini kucumsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Dogrusu onlar yoldan cikmis bir milletti.

Celal Yıldırım

Böylece o, kendi milletini hafife aldı (da aldatıcı sözler söyledi). Bu sebeple ona itaat ettiler. Şüphesiz ki onlar hakkın yolundan çıkmış ahlâksız bir milletti.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Firavun bu konuşmalarla halkının aklını çeldi, hemen ona boyun eğdiler; onlar zaten yoldan çıkmış bir topluluk idi.

Diyanet İşleri

Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.

Diyanet İşleri (eski)

Firavun, milletini küçümsedi ama, onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti.

Diyanet Vakfi

Firavun kavmini aldattı; onlar da kendisine boyun eğdiler. Onlar yoldan çıkmış bir kavimdir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Firavun kavmini küçümsedi. Onlar da O'na itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavimdi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bu şekilde (Firavun) kavmini küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler, çünkü dinden çıkmış günahkar bir kavim idiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bu suretle kavmını istihfaf etti onlar da ona itaat eylediler çünkü dinden çıkmış fasık bir kavm idiler

Erhan Aktaş

Firavun halkını etkisi altına aldı. Bunun üzerine halkı ona itaat etti. Onlar fasık bir toplum oldular.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Firavun halkını etkisi altına aldı. Bunun üzerine halkı ona itaat etti. Onlar fasık bir toplum oldular.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Firavun halkını etkisi altına aldı. Bunun üzerine halkı ona itaat etti. Onlar fasık bir toplum oldular.

Fizilal-il Kuran

İşte Firavun bu şekilde kavmini küçümsedi. Onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdi.

Gültekin Onan

Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar fasıklar kavmiydi.

Hamdi Döndüren

Firavun, halkını küçümsedi; buna rağmen onlar, yoldan çıkmış bir toplum oldukları için, ona boyun eğdiler.

Hasan Basri Çantay

Bu suretle kavmini küçümsedi. Onlar da kendisine itaat etdiler. Hakıykat onlar faasıklar güruhu idi.

Hasib Asutay

(Firavun) kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdi.

Hayrat Neşriyat

(Fir'avun) böylece kavmini hafife aldı (küçümsedi); buna rağmen ona itâat ettiler. Gerçekten onlar bir fâsıklar topluluğu idiler.

İbni Kesir

Firavun, kavmini küçümsedi, ama onlar yine de kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar, fasık olan bir kavim idi.

Mehmet Okuyan

(Firavun) kavmini küçümsemiş, onlar da kendisine boyun eğmişti. Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış bir toplumdu.

Muhammed Esed

Firavun, böylece halkını ahmaklaştırdı ve onlar da sonunda boyun eğdiler, çünkü onlar aldatılmış, ayartılmış bir halktı!

Mustafa İslamoğlu

İşte böylece Firavun kavmini tahrik etti; onlar da bu tahrike kapıldılar: Zaten onlar öteden beri yoldan çıkmış bir kavimdiler.

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık kavmine hakaretle baktı. Derken onlar da ona itaat ediverdiler. Şüphe yok ki onlar, fasıklar olan bir kavim olmuş idiler.

Ömer Öngüt

Firavun milletini küçümsedi, amma onlar yine de kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir topluluk idiler.

Suat Yıldırım

O halkını küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan iyice çıkmış bir toplum idi.

Süleyman Ateş

Kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim idiler.

Süleymaniye Vakfı

Böylece Firavun, kendi toplumunu aşağıladı; ama onlar ona gönülden boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Firavun, halkını aptal yerine koydu ama yine de ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir halktı.

Şaban Piriş

Firavun, halkını küçümsemiş, onlar da ona boyun eğmişlerdi. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir toplum idi.

Tefhim-ul Kuran

Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi.

Ümit Şimşek

O halkını küçümsedi; onlar da kendisine boyun eğdiler. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir halk idi.

Yaşar Nuri Öztürk

İşte toplumunu böyle küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan sapmış bir toplum idiler.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Firon öz xalqını aldatdı, onlar da ona itaət etdilər. Həqiqətən, onlar fasiq adamlar idilər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Beləliklə, (Firʼon) öz qövmünü yelbeyin (yüngül) yerinə qodu, onlar da ona itaət etdilər (anlamadılar ki, padşahlıq allahlığa dəlalət etməz və yoxsulluq da peyğəmbərliyə mane ola bilməz). Həqiqətən, onlar (Allahın itaətindən çıxmış) fasiq bir qövm idilər!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

So redete er auf seine Leute ein, und sie gehorchten ihm. Sie waren ein frevelhaftes Volk.

Almanca — Der Edle Quran

Er fand sein Volk leicht (zu beeinflussen), und da gehorchten sie ihm. Gewiß, sie waren ein Volk von Frevlern.

Almanca — M. A. Rassoul

So verleitete er sein Volk zur Narrheit, und sie gehorchten ihm. Sie waren wahrlich ein frevelhaftes Volk.

Almanca — Muhammad Zaidan

So forderte er von seinen Leuten Unbesonnenheit, dann gehorchten sie ihm. Gewiß, sie waren fisqbetreibende Leute.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Thus did –Pharaoh- befool his people who soon obeyed him. They were a mischievous people disposed to practice evil.

Abdul Haleem

In this way he moved his people to accept and they obeyed him- they were perverse people.

Abdullah Yusuf Ali

Thus did he make fools of his people, and they obeyed him: truly were they a people rebellious (against Allah).

Abul A'la Maududi

He incited his people to levity and they obeyed him. Surely they were an iniquitous people.

Aisha Bewley

In that way he swayed his people and they succumbed to him. They were a people of deviators.

Al-Hilali & Khan

Thus he [Fir‘aun (Pharaoh)] befooled (and misled) his people, and they obeyed him. Verily, they were ever a people who were Fâsiqûn (rebellious, disobedient to Allâh).

Ali Quli Qarai

So he misled his people and they obeyed him. Indeed they were a transgressing lot.

Amatul Rahman Omar

Thus did he (- Pharaoh) instigate his people (against Moses and demanded prompt obedience from them); and they obeyed him. They were indeed a wicked people.

Arthur John Arberry

So he made his people unsteady, and they obeyed him; surely they were an ungodly people.

Bijan Moeinian

Pharaoh degraded his people and they accepted it as they were not noble people.

E. Henry Palmer

And he taught his people levity; and they obeyed him: verily, they were an abominable people.

Edip-Layth

He thus convinced his people, and they obeyed him; they were a wicked people.

George Sale

And Pharaoh persuaded his people to light behaviour; and they obeyed him: For they were a wicked people.

Hamid S. Aziz

So he incited his people to levity and they obeyed him: surely they were a transgressing people.

Mahmoud Ghali

Then he induced levity (i. e., missed his people) on his people, so they obeyed him; surely they were an immoral people.

Marmaduke Pickthall

Thus he persuaded his people to make light (of Moses), and they obeyed him. Lo! they were a wanton folk.

Mohamed Ahmed - Samira

Thus he made light (of the matter) to his people, and they obeyed him. They were certainly wicked.

Muhammad Asad

Thus he incited his people to levity, and they obeyed him: for, behold, they were people depraved!

Mustafa Khattab

And so he fooled his people, and they obeyed him. They were truly a rebellious people.

Progressive Muslims

He thus convinced his people, and they obeyed him; they were a wicked people.

Sahih International

So he bluffed his people, and they obeyed him. Indeed, they were [themselves] a people defiantly disobedient [of Allah ].

Sam Gerrans

So he swayed his people, and they obeyed him; they were a perfidious people.

Shabbir Ahmed

Thus did he stupefy his people and they obeyed him. Verily, they were a nation who readily drifted away from the Truth.

Syed Vickar Ahamed

Thus he made fools of his people, and they obeyed him: Truly, they were a people who turned rebellious (against Allah).

Taqi Usmani

Thus he made fool of his people, and they obeyed him. Surely they were a sinful people.

The Monotheist Group

He thus convinced his people, and they obeyed him; they were a wicked people.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ainsi chercha-t-il à étourdir son peuple et ainsi lui obéirent-ils car ils étaient des gens pervers.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Vêca Firewn (aqilê) gelê xwe sivik dêra, êdî wan jî bi gotina wî kir, lewra; birastî ew qewmekî fasiq bûn.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zo bracht hij zijn volk aan het weifelen en zij gehoorzaamden hem; zij waren verdorven mensen.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En Pharao haalde zijn volk tot een lichtvaardig gedrag over, en het gehoorzaamde hem; want zij waren zondaren.

Hollandaca — Siregar

Hij (Firʹaun) misleidde zijn volk, zodat zij hem volgden. Voorwaar, zij waren een zwaar zondig volk.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И он [Фараон] посчитал свой народ легкомысленным, и они [его народ] послушались его (когда он позвал их к заблуждению). Поистине они были непокорными (Аллаху) людьми!

Rusça — Osmanov

[Такими речами] он ввел в заблуждение свой народ, и люди повиновались ему: ведь они были нечестивцами.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Så visade Farao hur han föraktade sitt folk, men de följde honom - de var ett folk av hårdnackade syndare.