"İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.
قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
ḳulnā hbiTū minhā cemīǎn fe immā ye'tiyennekum minnī huden fe men tebiǎ hudāye fe lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne
İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
ve(e)lleƶīne keferū ve keƶƶebū bi āyātinā ulāike eSHābu n-nāri hum fīhā ḣālidūne
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.
يَابَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَوْفُوا بِعَهْدِي اُو۫فِ بِعَهْدِكُمْ وَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ
yā benī isrāīle ƶkurū niǎ'metiye lletī en'ǎmtu ǎleykum ve evfū bi ǎhdī ūfi bi ǎhdikum ve iyyāye fe rhebūni
Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Onu inkar edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
وَاٰمِنُوا بِمَا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ
ve āminū bimā enzeltu muSaddiḳan li mā meǎkum ve lā tekūnū evvele kāfirin bihi ve lā teşterū bi āyātī ṧemenen ḳalīlen ve iyyāye fe tteḳūni
Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
ve lā telbisū l-Haḳḳa bi l-bāTili ve tektumū l-Haḳḳa ve entum teǎ'lemūne
Namazı kılın, zekatı verin. Rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ
ve eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ve rkeǔ meǎ r-rākiǐyne
Siz Kitab'ı (Tevrat'ı) okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?
اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
e te'murūne n-nāse bi l-birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlūne l-kitābe e fe lā teǎ'ḳilūne
Sabrederek ve namaz kılarak (Allah'tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah'a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.
وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِ وَاِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ
ve steǐynū bi S-Sabri ve S-Salāti ve innehā le kebīratun illā ǎlā l-ḣāşiǐyne
Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O'na döneceklerini çok iyi bilirler.
اَلَّذِينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَاَنَّهُمْ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ
(e)lleƶīne yeZunnūne ennehum mulāḳū rabbihim ve ennehum ileyhi rāciǔne
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle aleme üstün kıldığımı hatırlayın.
يَابَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
yā benī isrāīle ƶkurū niǎ'metiye lletī en'ǎmtu ǎleykum ve ennī feDDeltukum ǎlā l-ǎālemīne
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.
وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
ve tteḳū yevmen lā teczī nefsun ǎn nefsin şey'en ve lā yuḳbelu minhā şefāǎtun ve lā yu'ḣaƶu minhā ǎdlun ve lā hum yunSarūne