Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Hiç düşünmüyor musunuz?
اَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ
Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları bunlar gibi değildir.
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِينَ
(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.
فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مَا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ
(Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."
وَمَا مِنَّا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ
"Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."
وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ
"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."
وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."
وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّلِينَ لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِينَ
Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.
فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ
"Onlara mutlaka yardım edilecektir."
اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ
"Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."
وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
O halde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى حِينٍ
Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.
وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ
Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى حِينٍ
(Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.
وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Peygamberlere selam olsun.
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ