← Sureler

Mushaf — 452. Sayfa

‹
/ 604
›
37. Saffat Suresi

Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!

مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

mā lekum keyfe teHkumūne

Hiç düşünmüyor musunuz?

اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

e fe lā teƶekkerūne

Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ

em lekum sulTānun mubīnun

Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!

فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

fe 'tū bi kitābikum in kuntum Sādiḳīne

Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah'ın huzuruna getirileceklerini bilirler.

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

ve ceǎlū beynehu ve beyne l-cinneti neseben ve leḳad ǎlimeti l-cinnetu innehum le muHDerūne

Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَ

subHāne (a)llahi ǎmmā yeSifūne

Ancak Allah'ın ihlaslı kulları bunlar gibi değildir.

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِينَ

illā ǐbāde (a)llahi l-muḣleSīne

(161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah'ın yolundan saptırabilirsiniz.

فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مَا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ

fe innekum ve mā teǎ'budūne / mā entum ǎleyhi bi fātinīne / illā men huve Sāli l-ceHīmi

(Melekler derler ki:) "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır."

وَمَا مِنَّا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ

ve mā minnā illā lehu meḳāmun meǎ'lūmun

"Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız."

وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ

ve innā le neHnu S-Sāffūne

"Şüphesiz biz (Allah'ı) tespih edip yüceltenleriz."

وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ

ve innā le neHnu l-musebbiHūne

(167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlaslı kullar olurduk."

وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّلِينَ لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَصِينَ

ve in kānū le yeḳūlūne / lev enne ǐndenā ƶikran mine l-evvelīne / le kunnā ǐbāde (a)llahi l-muḣleSīne

Fakat (kitap gelince) onu inkar ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.

فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

fe keferū bihi fe sevfe yeǎ'lemūne

Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ

ve leḳad sebeḳat kelimetunā li ǐbādinā l-murselīne

"Onlara mutlaka yardım edilecektir."

اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ

innehum lehumu l-menSūrūne

"Şüphesiz ordularımız galip gelecektir."

وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ

ve inne cundenā lehumu l-ğālibūne

O halde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى حِينٍ

fe tevelle ǎnhum Hattā Hīnin

Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.

وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

ve ebSirhum fe sevfe yubSirūne

Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

e fe bi ǎƶābinā yesteǎ'cilūne

Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!

فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ

fe iƶā nezele bi sāHatihim fe sā'e SabāHu l-munƶerīne

Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى حِينٍ

ve tevelle ǎnhum Hattā Hīnin

(Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.

وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

ve ebSir fe sevfe yubSirūne

Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

subHāne rabbike rabbi l-ǐzzeti ǎmmā yeSifūne

Peygamberlere selam olsun.

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

ve selāmun ǎlā l-murselīne

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

ve l-Hamdu li (a)llahi rabbi l-ǎālemīne