← Sureler

Mushaf — 279. Sayfa

‹
/ 604
›
16. Nahl Suresi

Andolsun ki biz onların, "Kur'an'ı ona bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. İma ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'an ise gayet açık bir Arapça'dır.

وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّهُمْ يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِيٌّ وَهٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ

ve leḳad neǎ'lemu ennehum yeḳūlūne innemā yuǎllimuhu beşerun lisānu elleƶī yulHidūne ileyhi eǎ'cemiyyun ve hāƶā lisānun ǎrabiyyun mubīnun

Allah'ın ayetlerine inanmayanları, Allah elbette doğru yola iletmez. Onlar için elem dolu bir azap vardır.

اِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَا يَهْدِيهِمُ اللّٰهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

inne (e)lleƶīne lā yu'minūne bi āyāti (a)llahi lā yehdīhimu (a)llahu ve lehum ǎƶābun elīmun

Yalanı, ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.

اِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ

innemā yefterī l-keƶibe (e)lleƶīne lā yu'minūne bi āyāti (a)llahi ve ulāike humu l-kāƶibūne

Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah'ı inkar eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.

مَنْ كَفَرَ بِاللّٰهِ مِنْ بَعْدِ اِيمَانِهِٓ اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْاِيمَانِ وَلٰكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللّٰهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

men kefera bi(a)llahi min beǎ'di īmānihi illā men ukrihe ve ḳalbuhu muTmeinnun bi l-īmāni ve lākin men şeraHa bi l-kufri Sadran fe ǎleyhim ğaDebun mine (a)llahi ve lehum ǎƶābun ǎZīmun

Bu, onların dünya hayatını sevip ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın kafirler topluluğunu asla doğru yola iletmeyeceğindendir.

ذٰلِكَ بِاَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

ƶālike bi ennehumu steHabbū l-Hayāte d-dunyā ǎlā l-āḣirati ve enne (a)llahe lā yehdī l-ḳavme l-kāfirīne

İşte onlar, Allah'ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ

ulāike (e)lleƶīne Tabeǎ (a)llahu ǎlā ḳulūbihim ve sem'ǐhim ve ebSārihim ve ulāike humu l-ğāfilūne

Hiç şüphesiz onlar, ahirette ziyana uğrayanların da ta kendileridir.

لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ

lā cerame ennehum fī l-āḣirati humu l-ḣāsirūne

Sonra şüphesiz ki Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, sonra Allah yolunda cihad edip sabreden kimselerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ

ṧumme inne rabbeke li(e)lleƶīne hācerū min beǎ'di mā futinū ṧumme cāhedū ve Saberū inne rabbeke min beǎ'dihā le ğafūrun raHīmun