Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik.
وَوَهَبْنَا لَهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ
ve vehebnā lehu ehlehu ve miṧlehum meǎhum raHmeten minnā ve ƶikrā li ūlī l-elbābi
Şöyle dedik: "Eline bir demet sap al ve onunla vur, yeminini bozma." Gerçekten biz Eyyub'u sabreden bir kimse olarak bulduk. O ne güzel bir kuldu! O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِبْ بِهِ وَلَا تَحْنَثْ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِعْمَ الْعَبْدُ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ
ve ḣuƶ bi yedike Diğṧen fe Drib bihi ve lā teHneṧ innā vecednāhu Sābiran niǎ'me l-ǎbdu innehu evvābun
(Ey Muhammed!) Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an.
وَاذْكُرْ عِبَادَنَا اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْدِي وَالْاَبْصَارِ
ve ƶkur ǐbādenā ibrāhīme ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe ūlī l-eydī ve l-ebSāri
Şüphesiz biz onları, ahiret yurdunu düşünme özelliği ile (temizleyip) ihlaslı kimseler kıldık.
اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِ
innā eḣleSnāhum bi ḣāliSatin ƶikrā d-dāri
Şüphesiz onlar, bizim katımızda hayırlı, seçkin kimselerdendir.
وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ
ve innehum ǐndenā le mine l-muSTafeyne l-eḣyāri
(Ey Muhammed!) İsmail, el-Yesa' ve Zülkifl'i de an. Onların her biri iyi kimselerdi.
وَاذْكُرْ اِسْمٰعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِ
ve ƶkur ismāǐyle ve l-yeseǎ ve ƶā l-kifli ve kullun mine l-eḣyāri
(49-50) Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.
هٰذَا ذِكْرٌ وَاِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍ جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُ
hāƶā ƶikrun ve inne li l-mutteḳīne le Husne mābin / cennāti ǎdnin mufetteHaten lehumu l-ebvābu
Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler.
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
muttekiīne fīhā yed'ǔne fīhā bi fākihetin keṧīratin ve şerābin
Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır.
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ
ve ǐndehum ḳāSirātu T-Tarfi etrābun
İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.
هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ
hāƶā mā tūǎdūne li yevmi l-Hisābi
İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme yoktur.
اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍ
inne hāƶā le rizḳunā mā lehu min nefādin
(55-56) İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!
هٰذَا وَاِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَاٰبٍ جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمِهَادُ
hāƶā ve inne li T-Tāğīne le şerra mābin / cehenneme yeSlevnehā fe bi'se l-mihādu
İşte (azap), onu tatsınlar: Bir kaynar su ve bir irin.
هٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ
hāƶā fe l yeƶūḳūhu Hamīmun ve ğassāḳun
O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır.
وَاٰخَرُ مِنْ شَكْلِهِ اَزْوَاجٌ
ve āḣaru min şeklihi ezvācun
(Kendi aralarında şöyle derler:) "İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir."
هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ
hāƶā fevcun muḳteHimun meǎkum lā merHaben bihim innehum Sālū n-nāri
O grup da, "Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!" der.
قَالُوا بَلْ اَنْتُمْ۠ لَا مَرْحَبًا بِكُمْ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا فَبِئْسَ الْقَرَارُ
ḳālū bel entum lā merHaben bikum entum ḳaddemtumūhu lenā fe bi'se l-ḳarāru
Şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse, cehennemde onun azabını bir kat daha artır."
قَالُوا رَبَّنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ
ḳālū rabbenā men ḳaddeme lenā hāƶā fe zidhu ǎƶāben Diǎ'fen fī n-nāri