Hayır, günahkarların yazısı, muhakkak "Siccin"dedir.
كَلَّا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ
kellā inne kitābe l-fuccāri le fī siccīnin
"Siccin"in ne olduğunu sen ne bileceksin.
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا سِجِّينٌ
ve mā edrāke mā siccīnun
O, yazılmış bir kitaptır.
كِتَابٌ مَرْقُومٌ
kitābun merḳūmun
(10-11) O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ اَلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne / (e)lleƶīne yukeƶƶibūne bi yevmi d-dīni
Onu, ancak her azgın, günahkar kimse inkar eder.
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ اِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ اَثِيمٍ
ve mā yukeƶƶibu bihi illā kullu muǎ'tedin eṧīmin
Ona ayetlerimiz okununca, "Eskilerin masalları" der.
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
iƶā tutlā ǎleyhi āyātunā ḳāle esāTīru l-evvelīne
Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.
كَلَّا بَلْ۔ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
kellā bel rāne ǎlā ḳulūbihim mā kānū yeksibūne
Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.
كَلَّا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ
kellā innehum ǎn rabbihim yevmeiƶin le meHcūbūne
Sonra onlar muhakkak cehenneme gireceklerdir.
ثُمَّ اِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَحِيمِ
ṧumme innehum le Sālū l-ceHīmi
Sonra da onlara, "Yalanlamakta olduğunuz işte budur" denecektir.
ثُمَّ يُقَالُ هٰذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
ṧumme yuḳālu hāƶā elleƶī kuntum bihi tukeƶƶibūne
Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı "İlliyyun"dadır.
كَلَّا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ
kellā inne kitābe l-ebrāri le fī ǐlliyyīne
"İlliyyun"un ne olduğunu sen ne bileceksin.
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا عِلِّيُّونَ
ve mā edrāke mā ǐlliyyūne
O, yazılmış bir kitaptır.
كِتَابٌ مَرْقُومٌ
kitābun merḳūmun
Ona, Allah'a yakın olanlar şahit olur.
يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ
yeşheduhu l-muḳarrabūne
Şüphesiz iyi kimseler, Naim cennetindedirler.
اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
inne l-ebrāra le fī neǐymin
Koltuklar üzerinde, (etrafı) seyrederler.
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَ
ǎlā l-erāiki yenZurūne
Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün.
تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ
teǎ'rifu fī vucūhihim neDrate n-neǐymi
Onlara, mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir.
يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ
yusḳavne min raHīḳin meḣtūmin
Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ
ḣitāmuhu miskun ve fī ƶālike fe l yetenāfesi l-mutenāfisūne
O içeceğin katkısı tesnimdir.
وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ
ve mizācuhu min tesnīmin
Bir pınar ki, Allah'a yakın olanlar ondan içerler.
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ
ǎynen yeşrabu bihā l-muḳarrabūne
Şüphesiz günahkarlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.
اِنَّ الَّذِينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذِينَ اٰمَنُوا يَضْحَكُونَ
inne (e)lleƶīne ecramū kānū mine (e)lleƶīne āmenū yeDHakūne
Mü'minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ
ve iƶā merrū bihim yeteğāmezūne
Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı.
وَاِذَا انْقَلَبُوا اِلٰٓى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِهِينَ
ve iƶā nḳalebū ilā ehlihimu nḳalebū fekihīne
Mü'minleri gördükleri vakit, "Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir" diyorlardı.
وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُوا اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَضَالُّونَ
ve iƶā raevhum ḳālū inne hā'ulā'i le Dāllūne
Halbuki onlar, mü'minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
وَمَا اُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِينَ
ve mā ursilū ǎleyhim HāfiZīne
İşte bugün de mü'minler kafirlere gülerler.
فَالْيَوْمَ الَّذِينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ
fe l-yevme (e)lleƶīne āmenū mine l-kuffāri yeDHakūne