بِاللّٰهِ kelimesinin geçtiği ayetler
Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden بالله formunun kendisi aranıyor.
İlgili Ayetler (139)
Bakara 2:8بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
Bakara 2:28بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتًا فَاَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
keyfe tekfurūne bi(a)llahi ve kuntum emvāten fe eHyākum ṧumme yumītukum ṧumme yuHyīkum ṧumme ileyhi turceǔne
Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah'ı nasıl inkar ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En sonunda O'na döndürüleceksiniz.
Bakara 2:62بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـِٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
inne (e)lleƶīne āmenū ve(e)lleƶīne hādū ve n-neSārā ve S-Sābiīne men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve ǎmile SāliHen fe lehum ecruhum ǐnde rabbihim ve lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne
Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır" (diye hükmedilmiştir).
Bakara 2:67بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ
ve iƶ ḳāle mūsā li ḳavmihi inne (a)llahe ye'murukum en teƶbeHū beḳaraten ḳālū e tetteḣiƶunā huzuven ḳāle eǔƶu bi(a)llahi en ekūne mine l-cāhilīne
Hani Musa kavmine, "Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. Onlar da, "Sen bizimle eğleniyor musun?" demişlerdi. Musa, "Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" demişti.
Bakara 2:126بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَلِيلًا ثُمَّ اَضْطَرُّهُٓ اِلٰى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
ve iƶ ḳāle ibrāhīmu rabbi c'ǎl hāƶā beleden āminen ve rzuḳ ehlehu mine ṧ-ṧemerāti men āmene minhum bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ḳāle ve men kefera fe umettiǔhu ḳalīlen ṧumme eDTarruhu ilā ǎƶābi n-nāri ve bi'se l-meSīru
Hani İbrahim, "Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri her türlü ürünle rızıklandır" demişti. Allah da, "İnkar edeni bile az bir süre, (bu geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!" demişti.
Bakara 2:136بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قُولُوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ اِلٰٓى اِبْرٰهِيمَ وَاِسْمٰعِيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَعِيسٰى وَمَا اُو۫تِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
ḳūlū āmennā bi(a)llahi ve mā unzile ileynā ve mā unzile ilā ibrāhīme ve ismāǐyle ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe ve l-esbāTi ve mā ūtiye mūsā ve ǐysā ve mā ūtiye n-nebiyyūne min rabbihim lā nuferriḳu beyne eHadin minhum ve neHnu lehu muslimūne
Deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab'lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz."
Bakara 2:177بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّنَ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
leyse l-birra en tuvellū vucūhekum ḳibele l-meşriḳi ve l-meğribi ve lākinne l-birra men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve l-melāiketi ve l-kitābi ve n-nebiyyīne ve ātā l-māle ǎlā Hubbihi ƶevī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīne ve bne s-sebīli ve s-sāilīne ve fī r-riḳābi ve eḳāme S-Salāte ve ātā z-zekāte ve l-mūfūne bi ǎhdihim iƶā ǎāhedū ve S-Sābirīne fī l-be'sā'i ve D-Derrā'i ve Hīne l-be'si ulāike (e)lleƶīne Sadeḳū ve ulāike humu l-mutteḳūne
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
Bakara 2:228بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُوءٍ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ اَنْ يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي اَرْحَامِهِنَّ اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَبُعُولَتُهُنَّ اَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذٰلِكَ اِنْ اَرَادُٓوا اِصْلَاحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللّٰهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
ve l-muTalleḳātu yeterabbeSne bi enfusihinne ṧelāṧete ḳurū'in ve lā yeHillu le hunne en yektumne mā ḣaleḳa (a)llahu fī erHāmihinne in kunne yu'minne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve buǔletuhunne eHaḳḳu bi raddihinne fī ƶālike in erādū iSlāHen ve le hunne miṧlu elleƶī ǎleyhinne bi l-meǎ'rūfi ve li r-ricāli ǎleyhinne deracetun ve(a)llahu ǎzīzun Hakīmun
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bakara 2:232بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ اَنْ يَنْكِحْنَ اَزْوَاجَهُنَّ اِذَا تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِ ذٰلِكَ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ذٰلِكُمْ اَزْكٰى لَكُمْ وَاَطْهَرُ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
ve iƶā Talleḳtumu n-nisā'e fe beleğne ecelehunne fe lā teǎ'Dulūhunne en yenkiHne ezvācehunne iƶā terāDev beynehum bi l-meǎ'rūfi ƶālike yūǎZu bihi men kāne minkum yu'minu bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ƶālikum ezkā lekum ve eTheru ve(a)llahu yeǎ'lemu ve entum lā teǎ'lemūne
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Bakara 2:256بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
لَا اِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۗ لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
lā ikrāhe fī d-dīni ḳad tebeyyene r-ruşdu mine l-ğayyi fe men yekfur bi T-Tāğūti ve yu'min bi(a)llahi fe ḳadi stemseke bi l-ǔrveti l-vuṧḳā lā nfiSāme lehā ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun
Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde, kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Bakara 2:264بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْاَذٰى كَالَّذِي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَاَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لَا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tubTilū Sadeḳātikum bi l-menni ve l-'eƶā ke elleƶī yunfiḳu mālehu riā'e n-nāsi ve lā yu'minu bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri fe meṧeluhu ke meṧeli Safvānin ǎleyhi turābun fe eSābehu vābilun fe terakehu Salden lā yeḳdirūne ǎlā şey'in mimmā kesebū ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme l-kāfirīne
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmez.
Bakara 2:285بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ
āmene r-rasūlu bimā unzile ileyhi min rabbihi ve l-mu'minūne kullun āmene bi(a)llahi ve melāiketihi ve kutubihi ve rusulihi lā nuferriḳu beyne eHadin min rusulihi ve ḳālū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ğufrāneke rabbenā ve ileyke l-meSīru
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."
Al-i İmran 3:52بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
فَلَمَّا اَحَسَّ عِيسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَارِٓي اِلَى اللّٰهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ
fe lemmā eHasse ǐysā minhumu l-kufra ḳāle men enSārī ilā (a)llahi ḳāle l-Havāriyyūne neHnu enSāru (a)llahi āmennā bi(a)llahi ve şhed bi ennā muslimūne
İsa, onların inkarlarını sezince, "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi. Havariler, "Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah'a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız" dediler.
Al-i İmran 3:84بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ عَلٰٓى اِبْرٰهِيمَ وَاِسْمٰعِيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَعِيسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
ḳul āmennā bi(a)llahi ve mā unzile ǎleynā ve mā unzile ǎlā ibrāhīme ve ismāǐyle ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe ve l-esbāTi ve mā ūtiye mūsā ve ǐysā ve n-nebiyyūne min rabbihim lā nuferriḳu beyne eHadin minhum ve neHnu lehu muslimūne
De ki: "Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve Yakuboğullarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O'na teslim olanlarız."
Al-i İmran 3:101بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَاَنْتُمْ تُتْلٰى عَلَيْكُمْ اٰيَاتُ اللّٰهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّٰهِ فَقَدْ هُدِيَ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
ve keyfe tekfurūne ve entum tutlā ǎleykum āyātu (a)llahi ve fīkum rasūluhu ve men yeǎ'teSim bi(a)llahi fe ḳad hudiye ilā SirāTin musteḳīmin
Size Allah'ın ayetleri okunup dururken ve Allah'ın Resulü de aranızda iken dönüp nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir.
Al-i İmran 3:110بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ
kuntum ḣayra ummetin uḣricet li n-nāsi te'murūne bi l-meǎ'rūfi ve tenhevne ǎni l-munkeri ve tu'minūne bi(a)llahi ve lev āmene ehlu l-kitābi le kāne ḣayran lehum minhumu l-mu'minūne ve ekṧeruhumu l-fāsiḳūne
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.
Al-i İmran 3:114بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَاُو۬لٰٓئِكَ مِنَ الصَّالِحِينَ
yu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve ye'murūne bi l-meǎ'rūfi ve yenhevne ǎni l-munkeri ve yusāriǔne fī l-ḣayrāti ve ulāike mine S-SāliHīne
Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
Al-i İmran 3:151بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
سَنُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَا اَشْرَكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَمَأْوٰيهُمُ النَّارُ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِمِينَ
se nulḳī fī ḳulūbi (e)lleƶīne keferū r-ruǎ'be bimā eşrakū bi(a)llahi mā lem yunezzil bihi sulTānen ve me'vāhumu n-nāru ve bi'se meṧvā Z-Zālimīne
Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koştuklarından dolayı; inkar edenlerin kalplerine korku salacağız. Barınakları da cehennemdir. Zalimlerin kalacakları yer ne kötüdür.
Al-i İmran 3:154بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a karşı
ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشٰى طَائِفَةً مِنْكُمْ وَطَائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ مِنْ شَيْءٍ قُلْ اِنَّ الْاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِ يُخْفُونَ فِي اَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَا قُلْ لَوْ كُنْتُمْ فِي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْ وَلِيَبْتَلِيَ اللّٰهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
ṧumme enzele ǎleykum min beǎ'di l-ğammi emeneten nuǎāsen yeğşā Tāifeten minkum ve Tāifetun ḳad ehemmethum enfusuhum yeZunnūne bi(a)llahi ğayra l-Haḳḳi Zenne l-cāhiliyyeti yeḳūlūne hel lenā mine l-emri min şey'in ḳul inne l-emra kullehu li (a)llahi yuḣfūne fī enfusihim mā lā yubdūne leke yeḳūlūne lev kāne lenā mine l-emri şey'un mā ḳutilnā hāhunā ḳul lev kuntum fī buyūtikum le beraze (e)lleƶīne kutibe ǎleyhimu l-ḳatlu ilā meDāciǐhim ve li yebteliye (a)llahu mā fī Sudūrikum ve li yumeHHiSa mā fī ḳulūbikum ve(a)llahu ǎlīmun bi ƶāti S-Sudūri
Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah'a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; "Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok" diyorlardı. De ki: "Bütün iş, Allah'ındır." Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: "Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik." De ki: "Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gideceklerdi. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir."
Al-i İmran 3:179بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلٰى مَا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَبِي مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظِيمٌ
mā kāne (a)llahu li yeƶera l-mu'minīne ǎlā mā entum ǎleyhi Hattā yemīze l-ḣabīṧe mine T-Tayyibi ve mā kāne (a)llahu li yuTliǎkum ǎlā l-ğaybi ve lākinne (a)llahe yectebī min rusulihi men yeşā'u fe āminū bi(a)llahi ve rusulihi ve in tu'minū ve tetteḳū fe le kum ecrun ǎZīmun
Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü'minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O halde, Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükafat vardır.
Al-i İmran 3:199بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاِنَّ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ خَاشِعِينَ لِلّٰهِ لَا يَشْتَرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلِيلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِنَّ اللّٰهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
ve inne min ehli l-kitābi le men yu'minu bi(a)llahi ve mā unzile ileykum ve mā unzile ileyhim ḣāşiǐyne li (a)llahi lā yeşterūne bi āyāti (a)llahi ṧemenen ḳalīlen ulāike lehum ecruhum ǐnde rabbihim inne (a)llahe serīǔ l-Hisābi
Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allah'a derinden saygı duyarak inanırlar. Allah'ın ayetlerini az bir değere satmazlar. Onlar var ya, işte onların, Rableri katında mükafatları vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Nisa 4:6بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَأْكُلُوهَا اِسْرَافًا وَبِدَارًا اَنْ يَكْبَرُوا وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسِيبًا
ve btelū l-yetāmā Hattā iƶā beleğū n-nikāHa fe in ānestum minhum ruşden fe dfeǔ ileyhim emvālehum ve lā te'kulūhā isrāfen ve bidāran en yekberū ve men kāne ğaniyyen fe l yesteǎ'fif ve men kāne feḳīran fe l ye'kul bi l-meǎ'rūfi fe iƶā defeǎ'tum ileyhim emvālehum fe eşhidū ǎleyhim ve kefā bi(a)llahi Hasīben
Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
Nisa 4:38بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَالَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاءَ قَرِينًا
ve(e)lleƶīne yunfiḳūne emvālehum riā'e n-nāsi ve lā yu'minūne bi(a)llahi ve lā bi l-yevmi l-āḣiri ve men yekuni ş-şeyTānu lehu ḳarīnen fe sā'e ḳarīnen
Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah'a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.
Nisa 4:39بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقَهُمُ اللّٰهُ وَكَانَ اللّٰهُ بِهِمْ عَلِيمًا
ve māƶā ǎleyhim lev āmenū bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve enfeḳū mimmā razeḳahumu (a)llahu ve kāne (a)llahu bihim ǎlīmen
Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah'ın verdiği rızıktan (gösterişsiz olarak) harcasalardı, kendilerine ne zarar gelirdi? Allah, onları en iyi bilendir.
Nisa 4:45بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
Nisa 4:45بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
Nisa 4:48بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدِ افْتَرٰٓى اِثْمًا عَظِيمًا
inne (a)llahe lā yeğfiru en yuşrake bihi ve yeğfiru mā dūne ƶālike li men yeşā'u ve men yuşrik bi(a)llahi fe ḳadi fterā iṧmen ǎZīmen
Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.
Nisa 4:59بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَطِيعُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْوِيلًا
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū eTīǔ (a)llahe ve eTīǔ r-rasūle ve ūlī l-emri minkum fe in tenāzeǎ'tum fī şey'in fe ruddūhu ilā (a)llahi ve r-rasūli in kuntum tu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ƶālike ḣayrun ve eHsenu te'vīlen
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.
Nisa 4:62بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
فَكَيْفَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَٓاؤُ۫كَ يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّٓا اِحْسَانًا وَتَوْفِيقًا
fe keyfe iƶā eSābethum muSībetun bimā ḳaddemet eydīhim ṧumme cā'ūke yeHlifūne bi(a)llahi in eradnā illā iHsānen ve tevfīḳan
Kendi işledikleri yüzünden başlarına bir musibet geldiği, sonra da "Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istememiştik" diye Allah'a yemin ederek sana geldikleri zaman halleri nasıl olur?
Nisa 4:70بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
Nisa 4:79بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا
mā eSābeke min Hasenetin fe mine (a)llahi ve mā eSābeke min seyyietin fe min nefsike ve erselnāke li n-nāsi rasūlen ve kefā bi(a)llahi şehīden
Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.
Nisa 4:81بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذِي تَقُولُ وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكِيلًا
ve yeḳūlūne Tāǎtun fe iƶā berazū min ǐndike beyyete Tāifetun minhum ğayra elleƶī teḳūlu ve(a)llahu yektubu mā yubeyyitūne fe eǎ'riD ǎnhum ve tevekkel ǎlā (a)llahi ve kefā bi(a)llahi vekīlen
Sana "baş üstüne" derler. Fakat senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
Nisa 4:116بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا
inne (a)llahe lā yeğfiru en yuşrake bihi ve yeğfiru mā dūne ƶālike li men yeşā'u ve men yuşrik bi(a)llahi fe ḳad Delle Delālen beǐyden
Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.
Nisa 4:132بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
Nisa 4:136بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū āminū bi(a)llahi ve rasūlihi ve l-kitābi elleƶī nezzele ǎlā rasūlihi ve l-kitābi elleƶī enzele min ḳablu ve men yekfur bi(a)llahi ve melāiketihi ve kutubihi ve rusulihi ve l-yevmi l-āḣiri fe ḳad Delle Delālen beǐyden
Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.
Nisa 4:136بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū āminū bi(a)llahi ve rasūlihi ve l-kitābi elleƶī nezzele ǎlā rasūlihi ve l-kitābi elleƶī enzele min ḳablu ve men yekfur bi(a)llahi ve melāiketihi ve kutubihi ve rusulihi ve l-yevmi l-āḣiri fe ḳad Delle Delālen beǐyden
Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.
Nisa 4:146بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَاَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللّٰهِ وَاَخْلَصُوا دِينَهُمْ لِلّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللّٰهُ الْمُؤْمِنِينَ اَجْرًا عَظِيمًا
illā (e)lleƶīne tābū ve eSleHū ve ǎ'teSamū bi(a)llahi ve eḣleSū dīnehum li (a)llahi fe ulāike meǎ l-mu'minīne ve sevfe yu'ti (a)llahu l-mu'minīne ecran ǎZīmen
Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah'ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah'a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü'minlerle beraberdirler. Allah, mü'minlere büyük bir mükafat verecektir.
Nisa 4:150بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
اِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَبِيلًا
inne (e)lleƶīne yekfurūne bi(a)llahi ve rusulihi ve yurīdūne en yuferriḳū beyne (a)llahi ve rusulihi ve yeḳūlūne nu'minu bi beǎ'Din ve nekfuru bi beǎ'Din ve yurīdūne en yetteḣiƶū beyne ƶālike sebīlen
(150-151) Şüphesiz, Allah'ı ve peygamberlerini inkar edenler, Allah'a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, "(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkar ederiz" diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kafirlerdir. Biz de kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
Nisa 4:152بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَالَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ اُجُورَهُمْ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا
ve(e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rusulihi ve lem yuferriḳū beyne eHadin minhum ulāike sevfe yu'tīhim ucūrahum ve kāne (a)llahu ğafūran raHīmān
Allah'a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükafatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Nisa 4:162بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'la
لٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلٰوةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ اُو۬لٰٓئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ اَجْرًا عَظِيمًا
lākini r-rāsiḣūne fī l-ǐlmi minhum ve l-mu'minūne yu'minūne bimā unzile ileyke ve mā unzile min ḳablike ve l-muḳīmīne S-Salāte ve l-mu'tūne z-zekāte ve l-mu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ulāike se nu'tīhim ecran ǎZīmen
Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.
Nisa 4:166بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ın
لٰكِنِ اللّٰهُ يَشْهَدُ بِمَا اَنْزَلَ اِلَيْكَ اَنْزَلَهُ بِعِلْمِهِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا
lākini (a)llahu yeşhedu bimā enzele ileyke enzelehu bi ǐlmihi ve l-melāiketu yeşhedūne ve kefā bi(a)llahi şehīden
Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.
Nisa 4:171بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ اِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّٰهِ وَكَلِمَتُهُ اَلْقٰيهَٓا اِلٰى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَلَا تَقُولُوا ثَلٰثَةٌ اِنْتَهُوا خَيْرًا لَكُمْ اِنَّمَا اللّٰهُ اِلٰهٌ وَاحِدٌ سُبْحَانَهُ اَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكِيلًا
yā ehle l-kitābi lā teğlū fī dīnikum ve lā teḳūlū ǎlā (a)llahi illā l-Haḳḳa innemā l-mesīHu ǐysā bnu meryeme rasūlu (a)llahi ve kelimetuhu elḳāhā ilā meryeme ve rūHun minhu fe āminū bi(a)llahi ve rusulihi ve lā teḳūlū ṧelāṧetun ntehū ḣayran lekum innemā (a)llahu ilāhun vāHidun subHānehu en yekūne lehu veledun lehu mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi ve kefā bi(a)llahi vekīlen
Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve peygamberlerine iman edin, "(Allah) üçtür" demeyin. Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Nisa 4:171بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ اِلَّا الْحَقَّ اِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّٰهِ وَكَلِمَتُهُ اَلْقٰيهَٓا اِلٰى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَلَا تَقُولُوا ثَلٰثَةٌ اِنْتَهُوا خَيْرًا لَكُمْ اِنَّمَا اللّٰهُ اِلٰهٌ وَاحِدٌ سُبْحَانَهُ اَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكِيلًا
yā ehle l-kitābi lā teğlū fī dīnikum ve lā teḳūlū ǎlā (a)llahi illā l-Haḳḳa innemā l-mesīHu ǐysā bnu meryeme rasūlu (a)llahi ve kelimetuhu elḳāhā ilā meryeme ve rūHun minhu fe āminū bi(a)llahi ve rusulihi ve lā teḳūlū ṧelāṧetun ntehū ḣayran lekum innemā (a)llahu ilāhun vāHidun subHānehu en yekūne lehu veledun lehu mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi ve kefā bi(a)llahi vekīlen
Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve peygamberlerine iman edin, "(Allah) üçtür" demeyin. Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Nisa 4:175بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
فَاَمَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَاعْتَصَمُوا بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ اِلَيْهِ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
fe emmā (e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve ǎ'teSamū bihi fe se yudḣiluhum fī raHmetin minhu ve feDlin ve yehdīhim ileyhi SirāTen musteḳīmen
Allah'a iman edip ona sımsıkı sarılanları ise (Allah), kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir.
Maide 5:53بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَيَقُولُ الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذِينَ اَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ اِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَاَصْبَحُوا خَاسِرِينَ
ve yeḳūlu (e)lleƶīne āmenū e hā'ulā'i (e)lleƶīne eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim innehum le meǎkum HabiTat eǎ'māluhum fe eSbeHū ḣāsirīne
(O zaman) iman edenler derler ki: "Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah'a yemin edenler şunlar mı?" Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.
Maide 5:59بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلُ وَاَنَّ اَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ
ḳul yā ehle l-kitābi hel tenḳimūne minnā illā en āmennā bi(a)llahi ve mā unzile ileynā ve mā unzile min ḳablu ve enne ekṧerakum fāsiḳūne
De ki: "Ey kitap ehli! Sadece Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan (ilahi kitap)lara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü bizden hoşlanmıyorsunuz."
Maide 5:69بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِؤُ۫نَ وَالنَّصَارٰى مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
inne (e)lleƶīne āmenū ve(e)lleƶīne hādū ve S-Sābiūne ve n-neSārā men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve ǎmile SāliHen fe lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne
Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır" (diye hükmedilmiştir.)
Maide 5:72بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَابَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ اِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوٰيهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ اَنْصَارٍ
le ḳad kefera (e)lleƶīne ḳālū inne (a)llahe huve l-mesīHu bnu meryeme ve ḳāle l-mesīHu yā benī isrāīle ǎ'budū (a)llahe rabbī ve rabbekum innehu men yuşrik bi(a)llahi fe ḳad Harrame (a)llahu ǎleyhi l-cennete ve me'vāhu n-nāru ve mā li Z-Zālimīne min enSārin
Andolsun, "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kesinlikle kafir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: "Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."
Maide 5:81بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالنَّبِيِّ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
ve lev kānū yu'minūne bi(a)llahi ve n-nebiyyi ve mā unzile ileyhi mā tteḣaƶūhum evliyā'e ve lākinne keṧīran minhum fāsiḳūne
Eğer Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene (Kur'an'a) inanıyor olsalardı, onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.
Maide 5:84بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا جَاءَنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعُ اَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحِينَ
ve mā lenā lā nu'minu bi(a)llahi ve mā cā'enā mine l-Haḳḳi ve neTmeǔ en yudḣilenā rabbunā meǎ l-ḳavmi S-SāliHīne
"Rabbimizin, bizi salihler topluluğuyla beraber (cennete) koymasını umarken, Allah'a ve bize gelen gerçeğe ne diye inanmayalım?"
Maide 5:106بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الْاٰثِمِينَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū şehādetu beynikum iƶā HaDera eHadekumu l-mevtu Hīne l-veSiyyeti ṧnāni ƶevā ǎdlin minkum ev āḣarāni min ğayrikum in entum Derabtum fī l-erDi fe eSābetkum muSībetu l-mevti teHbisūnehumā min beǎ'di S-Salāti fe yuḳsimāni bi(a)llahi ini rtebtum lā neşterī bihi ṧemenen ve lev kāne ƶā ḳurbā ve lā nektumu şehādete (a)llahi innā iƶen le mine l-āṧimīne
Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, "Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin ederler.
Maide 5:107بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
فَاِنْ عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا اِثْمًا فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ لَشَهَادَتُنَا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا اِنَّٓا اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ
fe in ǔṧira ǎlā ennehumā steHaḳḳā iṧmen fe āḣarāni yeḳūmāni meḳāmehumā mine (e)lleƶīne steHaḳḳa ǎleyhimu l-evleyāni fe yuḳsimāni bi(a)llahi le şehādetunā eHaḳḳu min şehādetihimā ve mā ǎ'tedeynā innā iƶen le mine Z-Zālimīne
(Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve "Allah'a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz" diye yemin ederler.
En'am 6:81بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ın
وَكَيْفَ اَخَافُ مَا اَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ اَنَّكُمْ اَشْرَكْتُمْ بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَاَيُّ الْفَرِيقَيْنِ اَحَقُّ بِالْاَمْنِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
ve keyfe eḣāfu mā eşraktum ve lā teḣāfūne ennekum eşraktum bi(a)llahi mā lem yunezzil bihi ǎleykum sulTānen fe eyyu l-ferīḳayni eHaḳḳu bi l-emni in kuntum teǎ'lemūne
"Allah'ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin."
En'am 6:109بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ اَنَّهَٓا اِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ
ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in cā'ethum āyetun le yu'minunne bihā ḳul innemā l-āyātu ǐnde (a)llahi ve mā yuş'ǐrukum ennehā iƶā cā'et lā yu'minūne
Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?"
A'raf 7:33بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قُلْ اِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْاِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاَنْ تُشْرِكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
ḳul innemā Harrame rabbiye l-fevāHişe mā Zehera minhā ve mā beTane ve l-iṧme ve l-beğye bi ğayri l-Haḳḳi ve en tuşrikū bi(a)llahi mā lem yunezzil bihi sulTānen ve en teḳūlū ǎlā (a)llahi mā lā teǎ'lemūne
De ki: "Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
A'raf 7:128بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'tan
قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُوا اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
ḳāle mūsā li ḳavmihi steǐynū bi(a)llahi ve Sbirū inne l-erDe li (a)llahi yūriṧuhā men yeşā'u min ǐbādihi ve l-ǎāḳibetu li l-mutteḳīne
Musa, kavmine, "Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah'ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.
A'raf 7:158بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنِّي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
ḳul yā eyyuhā n-nāsu innī rasūlu (a)llahi ileykum cemīǎn elleƶī lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi lā ilāhe illā huve yuHyī ve yumītu fe āminū bi(a)llahi ve rasūlihi n-nebiyyi l-ummiyyi elleƶī yu'minu bi(a)llahi ve kelimātihi ve ttebiǔhu leǎllekum tehtedūne
(Ey Muhammed!) De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah'a ve O'nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
A'raf 7:158بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قُلْ يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنِّي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْاُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
ḳul yā eyyuhā n-nāsu innī rasūlu (a)llahi ileykum cemīǎn elleƶī lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi lā ilāhe illā huve yuHyī ve yumītu fe āminū bi(a)llahi ve rasūlihi n-nebiyyi l-ummiyyi elleƶī yu'minu bi(a)llahi ve kelimātihi ve ttebiǔhu leǎllekum tehtedūne
(Ey Muhammed!) De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah'a ve O'nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
A'raf 7:200بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
Enfal 8:41بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاعْلَمُوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
ve ǎ'lemū ennemā ğanimtum min şey'in fe enne li (a)llahi ḣumusehu ve li r-rasūli ve li ƶī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīni ve bni s-sebīli in kuntum āmentum bi(a)llahi ve mā enzelnā ǎlā ǎbdinā yevme l-furḳāni yevme lteḳā l-cem'ǎāni ve(a)llahu ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a, Peygamber'e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah'a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir'de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Tevbe 9:18بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدِينَ
innemā yeǎ'muru mesācide (a)llahi men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve eḳāme S-Salāte ve ātā z-zekāte ve lem yeḣşe illā (a)llahe fe ǎsā ulāike en yekūnū mine l-muhtedīne
Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.
Tevbe 9:19بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ لَا يَسْتَوُ۫نَ عِنْدَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
e ceǎltum siḳāyete l-Hācci ve ǐmārate l-mescidi l-Harāmi ke men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve cāhede fī sebīli (a)llahi lā yestevūne ǐnde (a)llahi ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme Z-Zālimīne
Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ın bakım ve onarımını, Allah'a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zalim topluluğu doğru yola erdirmez.
Tevbe 9:29بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قَاتِلُوا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حَتّٰى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ
ḳātilū (e)lleƶīne lā yu'minūne bi(a)llahi ve lā bi l-yevmi l-āḣiri ve lā yuHarrimūne mā Harrame (a)llahu ve rasūluhu ve lā yedīnūne dīne l-Haḳḳi mine (e)lleƶīne ūtū l-kitābe Hattā yuǎ'Tū l-cizyete ǎn yedin ve hum Sāğirūne
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam'ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.
Tevbe 9:42بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَاتَّبَعُوكَ وَلٰكِنْ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ اَنْفُسَهُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
lev kāne ǎraDan ḳarīben ve seferan ḳāSiden lāttebeǔke ve lākin beǔdet ǎleyhimu ş-şuḳḳatu ve se yeHlifūne bi(a)llahi levi steTaǎ'nā le ḣaracnā meǎkum yuhlikūne enfusehum ve(a)llahu yeǎ'lemu innehum le kāƶibūne
Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (sefere katılmayan münafıklar da) mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, "Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helake sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Tevbe 9:44بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
لَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ اَنْ يُجَاهِدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ
lā yeste'ƶinuke (e)lleƶīne yu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri en yucāhidū bi emvālihim ve enfusihim ve(a)llahu ǎlīmun bi l-mutteḳīne
Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir.
Tevbe 9:45بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ
innemā yeste'ƶinuke (e)lleƶīne lā yu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve rtābet ḳulūbuhum fe hum fī raybihim yeteraddedūne
Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler senden izin isterler.
Tevbe 9:54بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
وَمَا مَنَعَهُمْ اَنْ تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ اِلَّٓا اَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِهِ وَلَا يَأْتُونَ الصَّلٰوةَ اِلَّا وَهُمْ كُسَالٰى وَلَا يُنْفِقُونَ اِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ
ve mā meneǎhum en tuḳbele minhum nefeḳātuhum illā ennehum keferū bi(a)llahi ve bi rasūlihi ve lā ye'tūne S-Salāte illā ve hum kusālā ve lā yunfiḳūne illā ve hum kārihūne
Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah'ı ve Resulünü inkar etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.
Tevbe 9:56بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
ve yeHlifūne bi(a)llahi innehum le minkum ve mā hum minkum ve lākinnehum ḳavmun yefraḳūne
Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur.
Tevbe 9:61بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَمِنْهُمُ الَّذِينَ يُؤْذُونَ النَّبِيَّ وَيَقُولُونَ هُوَ اُذُنٌ قُلْ اُذُنُ خَيْرٍ لَكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِلَّذِينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
ve minhumu (e)lleƶīne yu'ƶūne n-nebiyye ve yeḳūlūne huve uƶunun ḳul uƶunu ḣayrin lekum yu'minu bi(a)llahi ve yu'minu li l-mu'minīne ve raHmetun li(e)lleƶīne āmenū minkum ve(e)lleƶīne yu'ƶūne rasūle (a)llahi lehum ǎƶābun elīmun
Yine onlardan peygamberi inciten ve "O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır" diyen kimseler de vardır. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah'a inanır, mü'minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah'ın Resulünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır."
Tevbe 9:62بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللّٰهُ وَرَسُولُهُ اَحَقُّ اَنْ يُرْضُوهُ اِنْ كَانُوا مُؤْمِنِينَ
yeHlifūne bi(a)llahi lekum li yurDūkum ve(a)llahu ve rasūluhu eHaḳḳu en yurDūhu in kānū mu'minīne
Sizi razı etmek için, Allah'a yemin ederler. Eğer gerçekten mü'min iseler (bilsinler ki), Allah ve Resulü'nü razı etmeleri daha önceliklidir.
Tevbe 9:74بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ مَا قَالُوا وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُوا وَمَا نَقَمُوا اِلَّٓا اَنْ اَغْنٰيهُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهِ فَاِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْ وَاِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ عَذَابًا اَلِيمًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمَا لَهُمْ فِي الْاَرْضِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
yeHlifūne bi(a)llahi mā ḳālū ve leḳad ḳālū kelimete l-kufri ve keferū beǎ'de islāmihim ve hemmū bimā lem yenālū ve mā neḳamū illā en eğnāhumu (a)llahu ve rasūluhu min feDlihi fe in yetūbū yeku ḣayran lehum ve in yetevellev yuǎƶƶibhumu (a)llahu ǎƶāben elīmen fī d-dunyā ve l-āḣirati ve mā lehum fī l-erDi min veliyyin ve lā neSīrin
Bir şey söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkar ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resulü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
Tevbe 9:80بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
اِسْتَغْفِرْ لَهُمْ اَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ اِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
isteğfir lehum ev lā testeğfir lehum in testeğfir lehum seb'ǐyne merraten fe len yeğfira (a)llahu lehum ƶālike bi ennehum keferū bi(a)llahi ve rasūlihi ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme l-fāsiḳīne
Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resulünü inkar etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez.
Tevbe 9:84بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
وَلَا تُصَلِّ عَلٰٓى اَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ اَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلٰى قَبْرِهِ اِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ
ve lā tuSalli ǎlā eHadin minhum māte ebeden ve lā teḳum ǎlā ḳabrihi innehum keferū bi(a)llahi ve rasūlihi ve mātū ve hum fāsiḳūne
Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü inkar ettiler ve fasık olarak öldüler.
Tevbe 9:86بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ اَنْ اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ اُو۬لُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِدِينَ
ve iƶā unzilet sūratun en āminū bi(a)llahi ve cāhidū meǎ rasūlihi ste'ƶeneke ūlū T-Tavli minhum ve ḳālū ƶernā nekun meǎ l-ḳāǐdīne
"Allah'a iman edin ve Resulü ile birlikte cihat edin" diye bir sure indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve "Bizi bırak da oturup kalanlarla birlikte olalım" dediler.
Tevbe 9:95بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
سَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ لَكُمْ اِذَا انْقَلَبْتُمْ اِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَاَعْرِضُوا عَنْهُمْ اِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
se yeHlifūne bi(a)llahi lekum iƶā nḳalebtum ileyhim li tuǎ'riDū ǎnhum fe eǎ'riDū ǎnhum innehum ricsun ve me'vāhum cehennemu cezā'en bimā kānū yeksibūne
Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için size Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar pistir. Kazandıklarının karşılığı olarak, varacakları yer de cehennemdir.
Tevbe 9:99بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَمِنَ الْاَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللّٰهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ اَلَٓا اِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللّٰهُ فِي رَحْمَتِهِ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
ve mine l-eǎ'rābi men yu'minu bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve yetteḣiƶu mā yunfiḳu ḳurubātin ǐnde (a)llahi ve Salevāti r-rasūli elā innehā ḳurbetun lehum se yudḣiluhumu (a)llahu fī raHmetihi inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Bedevilerden kimileri de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Yunus 10:29بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
Yunus 10:84بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَقَالَ مُوسٰى يَاقَوْمِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُوا اِنْ كُنْتُمْ مُسْلِمِينَ
ve ḳāle mūsā yā ḳavmi in kuntum āmentum bi(a)llahi fe ǎleyhi tevekkelū in kuntum muslimīne
Musa, "Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah'a iman etmişseniz, eğer O'na teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O'na tevekkül edin" dedi.
Hud 11:88بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ın (verdiğinden)
قَالَ يَاقَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَرَزَقَنِي مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَا اُرِيدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلٰى مَا اَنْهٰيكُمْ عَنْهُ اِنْ اُرِيدُ اِلَّا الْاِصْلَاحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِي اِلَّا بِاللّٰهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُنِيبُ
ḳāle yā ḳavmi e raeytum in kuntu ǎlā beyyinetin min rabbī ve razeḳanī minhu rizḳan Hasenen ve mā urīdu en uḣālifekum ilā mā enhākum ǎnhu in urīdu illā l-iSlāHa mā steTaǎ'tu ve mā tevfīḳī illā bi(a)llahi ǎleyhi tevekkeltu ve ileyhi unību
Şu'ayb, şöyle dedi: "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece O'na tevekkül ettim ve sadece O'na yöneliyorum."
Yusuf 12:37بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَا ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي اِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
ḳāle lā ye'tīkumā Taǎāmun turzeḳānihi illā nebbe'tukumā bi te'vīlihi ḳable en ye'tiyekumā ƶālikumā mimmā ǎllemenī rabbī innī teraktu millete ḳavmin lā yu'minūne bi(a)llahi ve hum bi l-āḣirati hum kāfirūne
Yusuf dedi ki: "Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden bir milletin dinini bıraktım."
Yusuf 12:38بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاءِٓي اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
ve ttebeǎ'tu millete ābāī ibrāhīme ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe mā kāne lenā en nuşrike bi(a)llahi min şey'in ƶālike min feDli (a)llahi ǎleynā ve ǎlā n-nāsi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeşkurūne
"Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub'un dinine uydum. Bizim, Allah'a herhangi bir şeyi ortak koşmamız (söz konusu) olamaz. Bu, bize ve insanlara Allah'ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler."
Yusuf 12:106بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
Ra'd 13:43بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ın
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلًا قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ
ve yeḳūlu (e)lleƶīne keferū leste murselen ḳul kefā bi(a)llahi şehīden beynī ve beynekum ve men ǐndehu ǐlmu l-kitābi
İnkar edenler, "Sen peygamber değilsin" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur'an) bilgisi bulunanlar yeter."
Nahl 16:38بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim lā yeb'ǎṧu (a)llahu men yemūtu belā veǎ'den ǎleyhi Haḳḳan ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Onlar, "Allah, ölen bir kimseyi diriltmez" diye var güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah'ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Nahl 16:98بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
Nahl 16:106بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
مَنْ كَفَرَ بِاللّٰهِ مِنْ بَعْدِ اِيمَانِهِٓ اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْاِيمَانِ وَلٰكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللّٰهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
men kefera bi(a)llahi min beǎ'di īmānihi illā men ukrihe ve ḳalbuhu muTmeinnun bi l-īmāni ve lākin men şeraHa bi l-kufri Sadran fe ǎleyhim ğaDebun mine (a)llahi ve lehum ǎƶābun ǎZīmun
Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra Allah'ı inkar eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah'tan gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır.
Nahl 16:127بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah(ın yardımından)
وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فِي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ
ve Sbir ve mā Sabruke illā bi(a)llahi ve lā teHzen ǎleyhim ve lā teku fī Deyḳin mimmā yemkurūne
Sabret! Senin sabrın ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan yana üzülme. Tuzak kurmalarından dolayı da sıkıntıya düşme.
İsra 17:92بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
اَوْ تُسْقِطَ السَّمَاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَبِيلًا
ev tusḳiTa s-semāe ke mā zeǎmte ǎleynā kisefen ev te'tiye bi(a)llahi ve l-melāiketi ḳabīlen
(90-93) Dediler ki: "Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça; yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça; yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe; yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim."
İsra 17:96بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا
ḳul kefā bi(a)llahi şehīden beynī ve beynekum innehu kāne bi ǐbādihi ḣabīran beSīran
De ki: "Sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O, kullarından hakkıyla haberdardır, onları hakkıyla görendir."
Kehf 18:39بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'tan
وَلَوْلَا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاءَ اللّٰهُ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالًا وَوَلَدًا
ve levlā iƶ deḣalte cenneteke ḳulte mā şā'e (a)llahu lā ḳuvvete illā bi(a)llahi in terani enā eḳalle minke mālen ve veleden
(39-40) "Bağına girdiğinde 'Maşaallah! Kuvvet yalnız Allah'ındır' deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak haline geliverir."
Hac 22:31بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
حُنَفَاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ
Hunefā'e li (a)llahi ğayra muşrikīne bihi ve men yuşrik bi(a)llahi fe keenne mā ḣarra mine s-semāi fe teḣTafuhu T-Tayru ev tehvī bihi r-rīHu fī mekānin seHīḳin
Allah'a yönelen, O'na ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.
Hac 22:78بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِلَّةَ اَبِيكُمْ اِبْرٰهِيمَ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِمِينَ مِنْ قَبْلُ وَفِي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ فَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
ve cāhidū fī (a)llahi Haḳḳa cihādihi huve ctebākum ve mā ceǎle ǎleykum fī d-dīni min Haracin millete ebīkum ibrāhīme huve semmākumu l-muslimīne min ḳablu ve fī hāƶā li yekūne r-rasūlu şehīden ǎleykum ve tekūnū şuhedā'e ǎlā n-nāsi fe eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte ve ǎ'teSimū bi(a)llahi huve mevlākum fe niǎ'me l-mevlā ve niǎ'me n-neSīru
Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim'in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur'an'da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!
Nur 24:2بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اَلزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
z-zāniyetu ve z-zānī fe clidū kulle vāHidin minhumā miAete celdetin ve lā te'ḣuƶkum bihimā ra'fetun fī dīni (a)llahi in kuntum tu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve l yeşhed ǎƶābehumā Tāifetun mine l-mu'minīne
Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.
Nur 24:6بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
وَالَّذِينَ يَرْمُونَ اَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ شُهَدَاءُ اِلَّٓا اَنْفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ اَحَدِهِمْ اَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِ اِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ
ve(e)lleƶīne yermūne ezvācehum ve lem yekun lehum şuhedā'u illā enfusuhum fe şehādetu eHadihim erbeǔ şehādātin bi(a)llahi innehu le mine S-Sādiḳīne
(6-7) Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.
Nur 24:8بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
وَيَدْرَؤُ۬ا عَنْهَا الْعَذَابَ اَنْ تَشْهَدَ اَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللّٰهِ اِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ
ve yedrau ǎnhā l-ǎƶābe en teşhede erbeǎ şehādātin bi(a)llahi innehu le mine l-kāƶibīne
(8-9) Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah'ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır.
Nur 24:47بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَرِيقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَمَا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
ve yeḳūlūne āmennā bi(a)llahi ve bi r-rasūli ve eTaǎ'nā ṧumme yetevellā ferīḳun minhum min beǎ'di ƶālike ve mā ulāike bi l-mu'minīne
(Münafıklar), "Allah'a ve peygambere inandık ve itaat ettik" derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Halbuki onlar inanmış değillerdir.
Nur 24:53بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُلْ لَا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌ اِنَّ اللّٰهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in emertehum le yeḣrucunne ḳul lā tuḳsimū Tāǎtun meǎ'rūfetun inne (a)llahe ḣabīrun bimā teǎ'melūne
Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."
Nur 24:62بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَاِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلٰٓى اَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتّٰى يَسْتَأْذِنُوهُ اِنَّ الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ فَاِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَنْ لِمَنْ شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
innemā l-mu'minūne (e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rasūlihi ve iƶā kānū meǎhu ǎlā emrin cāmiǐn lem yeƶhebū Hattā yeste'ƶinūhu inne (e)lleƶīne yeste'ƶinūneke ulāike (e)lleƶīne yu'minūne bi(a)llahi ve rasūlihi fe iƶā ste'ƶenūke li beǎ'Di şe'nihim fe 'ƶen li men şi'te minhum ve steğfir lehumu (a)llahe inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Mü'minler ancak Allah'a ve peygamberine inanan, onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmeyen kimselerdir. O halde bazı işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Nur 24:62بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَاِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلٰٓى اَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتّٰى يَسْتَأْذِنُوهُ اِنَّ الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ فَاِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَنْ لِمَنْ شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
innemā l-mu'minūne (e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rasūlihi ve iƶā kānū meǎhu ǎlā emrin cāmiǐn lem yeƶhebū Hattā yeste'ƶinūhu inne (e)lleƶīne yeste'ƶinūneke ulāike (e)lleƶīne yu'minūne bi(a)llahi ve rasūlihi fe iƶā ste'ƶenūke li beǎ'Di şe'nihim fe 'ƶen li men şi'te minhum ve steğfir lehumu (a)llahe inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Mü'minler ancak Allah'a ve peygamberine inanan, onunla beraber toplumu ilgilendiren bir iş üzerindeyken ondan izin almadan çekip gitmeyen kimselerdir. O halde bazı işlerini görmek için senden izin isterlerse, içlerinden dilediğine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Neml 27:49بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِهِ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
ḳālū teḳāsemū bi(a)llahi le nubeyyitennehu ve ehlehu ṧumme le neḳūlenne li veliyyihi mā şehidnā mehlike ehlihi ve innā le Sādiḳūne
Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: "Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz, sonra da velisine; 'Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz', diyeceğiz."
Ankebut 29:10بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِ وَلَئِنْ جَاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا فِي صُدُورِ الْعَالَمِينَ
ve mine n-nāsi men yeḳūlu āmennā bi(a)llahi fe iƶā ūƶiye fī (a)llahi ceǎle fitnete n-nāsi ke ǎƶābi (a)llahi ve le in cā'e neSrun min rabbike le yeḳūlunne innā kunnā meǎkum e ve leyse (a)llahu bi eǎ'leme bimā fī Sudūri l-ǎālemīne
İnsanlardan öyleleri vardır ki, "Allah'a inandık" derler. Ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri baskı ve işkenceyi Allah'ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir yardım gelecek olsa mutlaka, "Biz de sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanı en iyi bilen değil midir?
Ankebut 29:52بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
ḳul kefā bi(a)llahi beynī ve beynekum şehīden yeǎ'lemu mā fī s-semāvāti ve l-erDi ve(e)lleƶīne āmenū bi l-bāTili ve keferū bi(a)llahi ulāike humu l-ḣāsirūne
De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah'ı inkar edenler var ya; işte onlar asıl ziyana uğrayanlardır."
Ankebut 29:52بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
ḳul kefā bi(a)llahi beynī ve beynekum şehīden yeǎ'lemu mā fī s-semāvāti ve l-erDi ve(e)lleƶīne āmenū bi l-bāTili ve keferū bi(a)llahi ulāike humu l-ḣāsirūne
De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanları bilir. Batıla inanıp Allah'ı inkar edenler var ya; işte onlar asıl ziyana uğrayanlardır."
Lokman 31:13بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَابُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
ve iƶ ḳāle luḳmānu li bnihi ve huve yeǐZuhu yā buneyye lā tuşrik bi(a)llahi inne ş-şirke le Zulmun ǎZīmun
Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür."
Lokman 31:33بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah hakkında
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْزِي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِهِ شَيْـًٔا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
yā eyyuhā n-nāsu tteḳū rabbekum ve ḣşev yevmen lā yeczī velidun ǎn veledihi ve lā mevlūdun huve cāzin ǎn velidihi şey'en inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun fe lā teğurrannekumu l-Hayātu d-dunyā ve lā yeğurrannekum bi(a)llahi l-ğarūru
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah'ın va'di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.
Ahzab 33:3بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
Ahzab 33:10بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah hakında
اِذْ جَٓاؤُ۫كُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ الْاَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللّٰهِ الظُّنُونَا
iƶ cā'ūkum min fevḳikum ve min esfele minkum ve iƶ zāğati l-ebSāru ve beleğati l-ḳulūbu l-Hanācira ve teZunnūne bi(a)llahi Z-Zunūnā
Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah'a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.
Ahzab 33:39بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
اَلَّذِينَ يُبَلِّغُونَ رِسَالَاتِ اللّٰهِ وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ اَحَدًا اِلَّا اللّٰهَ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَسِيبًا
(e)lleƶīne yubelliğūne risālāti (a)llahi ve yeḣşevnehu ve lā yeḣşevne eHaden illā (a)llahe ve kefā bi(a)llahi Hasīben
Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah'ın vahiylerini tebliğ eden, Allah'tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter.
Ahzab 33:48بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ وَدَعْ اَذٰيهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكِيلًا
ve lā tuTiǐ l-kāfirīne ve l-munāfiḳīne ve deǎ' eƶāhum ve tevekkel ǎlā (a)llahi ve kefā bi(a)llahi vekīlen
Kafirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
Sebe 34:33بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'ı
وَقَالَ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَنَا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُ اَنْدَادًا وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ فِي اَعْنَاقِ الَّذِينَ كَفَرُوا هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
ve ḳāle (e)lleƶīne stuD'ǐfū li(e)lleƶīne stekberū bel mekru l-leyli ve n-nehāri iƶ te'murūnenā en nekfura bi(a)llahi ve nec'ǎle lehu endāden ve eserrū n-nedāmete lemmā raevu l-ǎƶābe ve ceǎlnā l-eğlāle fī eǎ'nāḳi (e)lleƶīne keferū hel yuczevne illā mā kānū yeǎ'melūne
Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, "Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı emrediyordunuz" derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkar edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.
Fatır 35:5بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah ile
يَاأَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
yā eyyuhā n-nāsu inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun fe lā teğurrannekumu l-Hayātu d-dunyā ve lā yeğurrannekum bi(a)llahi l-ğarūru
Ey insanlar! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.
Fatır 35:42بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَهُمْ نَذِيرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِ فَلَمَّا جَاءَهُمْ نَذِيرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُورًا
ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in cā'ehum neƶīrun le yekūnunne ehdā min iHdā l-umemi fe lemmā cā'ehum neƶīrun mā zādehum illā nufūran
Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı.
Mü'min 40:42بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
تَدْعُونَنِي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِهِ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَزِيزِ الْغَفَّارِ
ted'ǔnenī li ekfura bi(a)llahi ve uşrike bihi mā leyse lī bihi ǐlmun ve enā ed'ǔkum ilā l-ǎzīzi l-ğaffāri
"Siz beni Allah'ı inkar etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana (Allah'a) çağırıyorum."
Mü'min 40:56بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّ الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْ اِنْ فِي صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغِيهِ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
inne (e)lleƶīne yucādilūne fī āyāti (a)llahi bi ğayri sulTānin etāhum in fī Sudūrihim illā kibrun mā hum bi bāliğīhi fe steǐƶ bi(a)llahi innehu huve s-semīǔ l-beSīru
Allah'ın ayetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Mü'min 40:84بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
فَلَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَا قَالُوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِهِ مُشْرِكِينَ
fe lemmā raev be'senā ḳālū āmennā bi(a)llahi veHdehu ve kefernā bimā kunnā bihi muşrikīne
Azabımızı gördükleri zaman, "Yalnız Allah'a inandık; O'na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkar ettik" dediler.
Fussilet 41:36بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
ve immā yenzeğanneke mine ş-şeyTāni nezğun fe steǐƶ bi(a)llahi innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu
Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Fetih 48:6بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah hakkında
وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّٓانِّينَ بِاللّٰهِ ظَنَّ السَّوْءِ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا
ve yuǎƶƶibe l-munāfiḳīne ve l-munāfiḳāti ve l-muşrikīne ve l-muşrikāti Z-Zānnīne bi(a)llahi Zenne s-sev'i ǎleyhim dāiratu s-sev'i ve ğaDibe (a)llahu ǎleyhim ve leǎnehum ve eǎdde lehum cehenneme ve sā'et meSīran
Bir de, Allah'ın, hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve Allah'a ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük girdabı onların başına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!
Fetih 48:9بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصِيلًا
li tu'minū bi(a)llahi ve rasūlihi ve tuǎzzirūhu ve tuveḳḳirūhu ve tusebbiHūhu bukraten ve eSīlen
Ey insanlar! Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah'ı tespih edesiniz diye (Peygamber'i gönderdik.)
Fetih 48:13بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
Fetih 48:28بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah
هُوَ الَّذِي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا
huve elleƶī ersele rasūlehu bi l-hudā ve dīni l-Haḳḳi li yuZhirahu ǎlā d-dīni kullihi ve kefā bi(a)llahi şehīden
O, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. (Allah) o hak dini bütün dinlere üstün kılmak için (böyle yaptı). Şahit olarak Allah yeter.
Hucurat 49:15بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
innemā l-mu'minūne (e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rasūlihi ṧumme lem yertābū ve cāhedū bi emvālihim ve enfusihim fī sebīli (a)llahi ulāike humu S-Sādiḳūne
İman edenler ancak, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
Hadid 57:7بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَالَّذِينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَبِيرٌ
āminū bi(a)llahi ve rasūlihi ve enfiḳū mimmā ceǎlekum musteḣlefīne fīhi fe(e)lleƶīne āmenū minkum ve enfeḳū lehum ecrun kebīrun
Allah'a ve Resulüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı maldan, (Allah yolunda) harcayın. İçinizden iman edip de (Allah yolunda) harcayanlar var ya; onlar için büyük bir mükafat vardır.
Hadid 57:8بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ مِيثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve mā lekum lā tu'minūne bi(a)llahi ve r-rasūlu yed'ǔkum li tu'minū bi rabbikum ve ḳad eḣaƶe mīṧāḳakum in kuntum mu'minīne
Peygamber, sizi, Rabbinize iman etmeniz için davet edip dururken size ne oluyor da Allah'a iman etmiyorsunuz? Halbuki (Allah ezelde) sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer inanacak kimselerseniz (bu çağrıya uyun).
Hadid 57:14بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah(ın affı) ile
يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَاءَ اَمْرُ اللّٰهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
yunādūnehum e lem nekun meǎkum ḳālū belā ve lākinnekum fetentum enfusekum ve terabbeStum ve rtebtum ve ğarratkumu l-emāniyyu Hattā cā'e emru (a)llahi ve ğarrakum bi(a)llahi l-ğarūru
(Münafıklar) mü'minlere şöyle seslenirler: "Biz de (dünyada) sizinle beraber değil miydik?" (Mü'minler de) derler ki: "Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gelmesini gözlediniz, şüphe ettiniz. Allah'ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı (şeytan) Allah hakkında da sizi aldattı."
Hadid 57:19بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَالَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَدَاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحِيمِ
ve(e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rusulihi ulāike humu S-Siddīḳūne ve ş-şuhedā'u ǐnde rabbihim lehum ecruhum ve nūruhum ve(e)lleƶīne keferū ve keƶƶebū bi āyātinā ulāike eSHābu l-ceHīmi
Allah'a ve Peygamberlerine iman edenler var ya, işte onlar sıddiklar (sözü özü doğru kimseler) ve Allah katında şahitlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennemliklerdir.
Hadid 57:21بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
سَابِقُوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اُعِدَّتْ لِلَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
sābiḳū ilā meğfiratin min rabbikum ve cennetin ǎrDuhā ke ǎrDi s-semāi ve l-erDi uǐddet li(e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rusulihi ƶālike feDlu (a)llahi yu'tīhi men yeşā'u ve(a)llahu ƶū l-feDli l-ǎZīmi
Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah'a ve Resulüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Mücadele 58:4بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَاسَّا فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا ذٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ اَلِيمٌ
fe men lem yecid fe Siyāmu şehrayni mutetābiǎyni min ḳabli en yetemāssā fe men lem yesteTiǎ' fe iT'ǎāmu sittīne miskīnen ƶālike li tu'minū bi(a)llahi ve rasūlihi ve tilke Hudūdu (a)llahi ve li l-kāfirīne ǎƶābun elīmun
Kim (köle azat etme imkanı) bulamazsa, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar, Allah'a ve Resulüne hakkıyla iman edesiniz, diyedir. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kafirler için elem dolu bir azap vardır.
Mücadele 58:22بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشِيرَتَهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْاِيمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
lā tecidu ḳavmen yu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri yuvāddūne men Hādde (a)llahe ve rasūlehu ve lev kānū ābā'ehum ev ebnā'ehum ev iḣvānehum ev ǎşīratehum ulāike ketebe fī ḳulūbihimu l-īmāne ve eyyedehum bi rūHin minhu ve yudḣiluhum cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ulāike Hizbu (a)llahi elā inne Hizbe (a)llahi humu l-mufliHūne
Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah'a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah'ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Mümtehine 60:1بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَٓاءَ تُلْقُونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَاِيَّاكُمْ اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ رَبِّكُمْ اِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَاَنَا۬ اَعْلَمُ بِمَا اَخْفَيْتُمْ وَمَا اَعْلَنْتُمْ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tetteḣiƶū ǎduvvī ve ǎduvvekum evliyā'e tulḳūne ileyhim bi l-meveddeti ve ḳad keferū bimā cā'ekum mine l-Haḳḳi yuḣricūne r-rasūle ve iyyākum en tu'minū bi(a)llahi rabbikum in kuntum ḣaractum cihāden fī sebīlī ve btiğā'e merDātī tusirrūne ileyhim bi l-meveddeti ve enā eǎ'lemu bimā eḣfeytum ve mā eǎ'lentum ve men yef'ǎlhu minkum fe ḳad Delle sevā'e s-sebīli
Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar size gelen hakkı inkar ettiler. Rabbiniz olan Allah'a inandınız diye Resulü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.
Mümtehine 60:4بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي اِبْرٰهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ اِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءٰٓؤُ۬ا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ اَبَدًا حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ اِلَّا قَوْلَ اِبْرٰهِيمَ لِاَبِيهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ
ḳad kānet lekum usvetun Hasenetun fī ibrāhīme ve(e)lleƶīne meǎhu iƶ ḳālū li ḳavmihim innā burā'u minkum ve mimmā teǎ'budūne min dūni (a)llahi kefernā bikum ve bedā beynenā ve beynekumu l-ǎdāvetu ve l-beğDā'u ebeden Hattā tu'minū bi(a)llahi veHdehu illā ḳavle ibrāhīme li ebīhi le esteğfiranne leke ve mā emliku leke mine (a)llahi min şey'in rabbenā ǎleyke tevekkelnā ve ileyke enebnā ve ileyke l-meSīru
İbrahim'de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir" demişlerdi. Yalnız İbrahim'in, babasına, "Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" sözü başka. Onlar şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Ancak sana dayandık, içtenlikle yalnız sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır."
Mümtehine 60:12بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلٰٓى اَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللّٰهِ شَيْـًٔا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ اَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ اَيْدِيهِنَّ وَاَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
yā eyyuhā n-nebiyyu iƶā cā'eke l-mu'minātu yubāyiǎ'neke ǎlā en lā yuşrikne bi(a)llahi şey'en ve lā yesriḳne ve lā yeznīne ve lā yeḳtulne evlādehunne ve lā ye'tīne bi buhtānin yefterīnehu beyne eydīhinne ve erculihinne ve lā yeǎ'Sīneke fī meǎ'rūfin fe bāyiǎ'hunne ve steğfir le hunne (a)llahe inne (a)llahe ğafūrun raHīmun
Ey Peygamber! Mü'min kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Saf 61:11بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
tu'minūne bi(a)llahi ve rasūlihi ve tucāhidūne fī sebīli (a)llahi bi emvālikum ve enfusikum ƶālikum ḣayrun lekum in kuntum teǎ'lemūne
Allah'a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
Teğabun 64:8بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَالنُّورِ الَّذِي اَنْزَلْنَا وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
fe āminū bi(a)llahi ve rasūlihi ve n-nūri elleƶī enzelnā ve(a)llahu bimā teǎ'melūne ḣabīrun
Artık siz Allah'a, peygamberine ve indirdiğimiz nura (Kur'an'a) iman edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Teğabun 64:9بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذٰلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّـَٔاتِهِ وَيُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
yevme yecmeǔkum li yevmi l-cem'ǐ ƶālike yevmu t-teğābuni ve men yu'min bi(a)llahi ve yeǎ'mel SāliHen yukeffir ǎnhu seyyiātihi ve yudḣilhu cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden ƶālike l-fevzu l-ǎZīmu
Toplanma vakti için Allah'ın sizi toplayacağı günü düşün. O gün aldanışın ortaya çıkacağı gündür. Kim Allah'a inanır ve salih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu içinden ırmaklar akan, ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.
Teğabun 64:11بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
مَا اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
mā eSābe min muSībetin illā bi iƶni (a)llahi ve men yu'min bi(a)llahi yehdi ḳalbehu ve(a)llahu bi kulli şey'in ǎlīmun
Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet başa gelmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Talak 65:2بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا
fe iƶā beleğne ecelehunne fe emsikūhunne bi meǎ'rūfin ev feriḳūhunne bi meǎ'rūfin ve eşhidū ƶevey ǎdlin minkum ve eḳīmū ş-şehādete li (a)llahi ƶālikum yūǎZu bihi men kāne yu'minu bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve men yetteḳi (a)llahe yec'ǎl lehu meḣracen
Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.
Talak 65:11بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقًا
rasūlen yetlū ǎleykum āyāti (a)llahi mubeyyinātin li yuḣrice (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti mine Z-Zulumāti ilā n-nūri ve men yu'min bi(a)llahi ve yeǎ'mel SāliHen yudḣilhu cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden ḳad eHsene (a)llahu lehu rizḳan
İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık ayetlerini okuyan bir peygamber gönderdi. Kim Allah'a inanır ve salih bir amel işlerse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.
Hakka 69:33بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
Buruc 85:8بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
ve mā neḳamū minhum illā en yu'minū bi(a)llahi l-ǎzīzi l-Hamīdi
(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.