← Sureler

Mushaf — 10. Sayfa

‹
/ 604
›
2. Bakara Suresi

Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden (her bir grubun kendi şeriatında) "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır" (diye hükmedilmiştir).

اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـِٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

inne (e)lleƶīne āmenū ve(e)lleƶīne hādū ve n-neSārā ve S-Sābiīne men āmene bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve ǎmile SāliHen fe lehum ecruhum ǐnde rabbihim ve lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne

Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, Tur dağını da tepenize dikmiş ve "Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab'ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)" demiştik.

وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

ve iƶ eḣaƶnā mīṧāḳakum ve rafeǎ'nā fevḳakumu T-Tūra ḣuƶū mā āteynākum bi ḳuvvetin ve ƶkurū mā fīhi leǎllekum tetteḳūne

Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah'ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhalde ziyana uğrayanlardan olurdunuz.

ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ

ṧumme tevelleytum min beǎ'di ƶālike fe levlā feDlu (a)llahi ǎleykum ve raHmetuhu le kuntum mine l-ḣāsirīne

Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, "Aşağılık maymunlar olun" demiştik.

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـِٔينَ

ve leḳad ǎlimtumu (e)lleƶīne ǎ'tedev minkum fī s-sebti fe ḳulnā lehum kūnū ḳiradeten ḣāsiīne

Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ

fe ceǎlnāhā nekālen li mā beyne yedeyhā ve mā ḣalfehā ve mev'ǐZeten li l-mutteḳīne

Hani Musa kavmine, "Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. Onlar da, "Sen bizimle eğleniyor musun?" demişlerdi. Musa, "Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" demişti.

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ

ve iƶ ḳāle mūsā li ḳavmihi inne (a)llahe ye'murukum en teƶbeHū beḳaraten ḳālū e tetteḣiƶunā huzuven ḳāle eǔƶu bi(a)llahi en ekūne mine l-cāhilīne

"Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın." dediler. Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın."

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ

ḳālū d'ǔ lenā rabbeke yubeyyin lenā mā hiye ḳāle innehu yeḳūlu innehā beḳaratun lā fāriDun ve lā bikrun ǎvānun beyne ƶālike fe f'ǎlū mā tu'merūne

Onlar, "Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın" dediler. Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır" dedi.

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ

ḳālū d'ǔ lenā rabbeke yubeyyin lenā mā levnuhā ḳāle innehu yeḳūlu innehā beḳaratun Safrā'u fāḳiǔn levnuhā tesurru n-nāZirīne