Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُلْ لَا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌ اِنَّ اللّٰهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in emertehum le yeḣrucunne ḳul lā tuḳsimū Tāǎtun meǎ'rūfetun inne (a)llahe ḣabīrun bimā teǎ'melūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَاَقْسَمُواve eḳsemūق س مBölmek, düzenlemek, ayırmak, pay etmek, dağıtmak. Qasamun - yemin. Qismatun - bölme, ayrım, bölüştürme, pay etme. Maqsumun - bölünmüş/belirgin. Muqassimun (fiil 2) - yemin eden, pay eden kişi. Qasama (fiil 3) - yemin etmek. Aqsama (fiil 4) - yemin etmek. Taqasama (fiil 6) - birbirine yemin etmek. Muqtasimun (fiil 8) - bölen kişi. Istaqsama (fiil 10) - kura çekmek. Tastaqsimu - bölüşüm ararsın.ve yemin ettiler
2بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
3جَهْدَcehdeج ه دÇabalamak veya emek vermek veya didinmek, kendini veya gücünü veya çabalarını kullanmak, kendini tutkuyla veya özenle veya gayretle işe vermek, ekstra çaba göstermek, kendini zorluğa veya yorgunluğa sokmak, birini veya bir şeyi incelemek, gücünün ötesinde yük bindirmek veya zayıflatmak veya yormak, bir şeyi çalkalayıp özünü çıkarmak, bir şeyi çok şiddetle istemek veya özlemek, üzerine yüklemek veya sıkıştırmak, belirgin hale gelmek, bir dava uğruna savaşmak, aşırı zorluk veya sıkıntı durumunda olmak, bir şey üzerine düşünmek, aşırı yüklemek (deve veya sığır gibi), bir şeyin peşinden koşmak, zorluklara karşı mücadele etmek.var gücüyle
4اَيْمَانِهِمْeymānihimي م نSağ taraf, sağ, sağ el, yemin, kutsama, sağa yönlendirmek, bereket sebebi olmak, müreffeh/şanslı/talihli.yeminlerinin
5لَئِنْle ineğer
6اَمَرْتَهُمْemertehumا م رemretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmakonlara emredersen
7لَيَخْرُجُنَّle yeḣrucunneخ ر جÇıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak, eğitmek/disipline etmek/iyi yetiştirmek, iki karışımdan bir şey yapmak (iki renk gibi, siyah ve beyaz, veya bir tabletin bir kısmına yazıp bir kısmını boş bırakmak), bir şeyi farklı türlerde yapmak, bir şeye veya nedene katkıda bulunmak, anlaşma yapmak, zorla almak/çıkarmak/üretmek/ortaya çıkarmak, bir şeyi veya birini dışlamak, boşaltmak, aşmak veya üstün olmak, başkalarını geçmek, dışsal/harici/nesnel olmak(savaşa) çıkacaklarına
8قُلْḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelede ki
9لَا
10تُقْسِمُواtuḳsimūق س مBölmek, düzenlemek, ayırmak, pay etmek, dağıtmak. Qasamun - yemin. Qismatun - bölme, ayrım, bölüştürme, pay etme. Maqsumun - bölünmüş/belirgin. Muqassimun (fiil 2) - yemin eden, pay eden kişi. Qasama (fiil 3) - yemin etmek. Aqsama (fiil 4) - yemin etmek. Taqasama (fiil 6) - birbirine yemin etmek. Muqtasimun (fiil 8) - bölen kişi. Istaqsama (fiil 10) - kura çekmek. Tastaqsimu - bölüşüm ararsın.yemin etmeyin
11طَاعَةٌTāǎtunط و عitaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak.itaatiniz
12مَعْرُوفَةٌmeǎ'rūfetunع ر فO bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen, itaatkar/uysal/hoş olmak, bilgilendirme, kokulu, kendini bilgilendirmek, öğrenmek/keşfetmek, bilgi aramak/istemek, iyilik/hayır, (at) yelesi, (deniz) dalgaları, yüksek yer/kısım, daha yüksek/en yüksek, ilk/en öndeki, bilgi edinmek amacıyla bir konu hakkında soru veya sorgulama, yaygın olarak bilinen/tanınan, itiraf etmek/kabul etmek/belirtmek, yüksek dağ, Arafat Dağımalumdur
13اِنَّinneşüphesiz
14اللّٰهَ(a)llaheAllah
15خَبِيرٌḣabīrunخ ب رBilmek/sahip olmak, bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, bir şeyi iç veya gerçek durumuna göre bilmek, bilgilendirilmiş/tanıdık.haberdardır
16بِمَاbimāşeylerden
17تَعْمَلُونَteǎ'melūneع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatyaptıklarınız

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Emredersen onlara, savaşa çıkacaklarına dâir olanca kuvvetleriyle yemin ederler elbette Allah'a de ki: Yemin etmeyin, bu, zâten âdet olan, gerekli bulunan bir itâatten ibâret; şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsinden haberdardır.

Abdulkadir Gölpınarlı

Emredersen onlara, savaşa çıkacaklarına dâir olanca kuvvetleriyle yemin ederler elbette Allahʼa de ki: Yemin etmeyin, bu, zâten âdet olan, gerekli bulunan bir itâatten ibâret; şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsinden haberdardır.

Adem Uğur

(Münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malûmdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Ahmed Hulusi

Eğer sen onlara (münafıklara) emredersen: "Mutlaka çıkacaklar" diye en şiddetle Allah adına yemin ederler. . . De ki: "Yemin etmeyin! (Sizden istenen) şartların gerektirdiği bir taattır. . . Muhakkak ki Allah yaptıklarınızı Habiyr'dir. "

Ahmet Tekin

Münafıklar, sen, kendilerine emrettiğin takdirde, mutlaka savaşa çıkacaklarına dair peş peşe Allah’a büyük yeminler ettiler. 'Yemin etmeyin, itaatiniz mâlûmdur, sizden istenen meşrû emir ve kararlara, sadakatle, samimiyetle itaattir. Allah işlediğiniz gizli-açık bütün amellerden haberdardır.' de.

Ahmet Varol

Kendilerine emrettiğinde (cihada) mutlaka çıkacakları üzere bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: 'Yemin etmeyin. İtaat(ınız) bilinmektedir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.'

Ali Bulaç

Yeminlerinin olanca gücüyle Allah'a and içtiler; eğer sen onlara emredersen (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: "And içmeyin, bu bilinen (örf üzere) bir itaattır. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır."

Ali Fikri Yavuz

Bir de münafıklar, kendilerine emrettiğin takdirde, muhakkak (savaş ve hicrete) çıkacaklarına en kuvvetli yeminleriyle yemin ettiler. (Ey Rasûlüm, onlara) de ki: (Yalan yere) yemin etmeyin. Sizden istenen halis bir itaattır. Şübhe yok ki Allah, bütün yaptığınız ve yapacağınız şeylerden haberdardır.

Ali Rıza Safa

Buyruk vermiş olsaydın kesinlikle çıkacaklarına ilişkin, tüm güçleriyle, Allah'ın üzerine yemin ediyorlar. De ki: "Yemin etmeyin; güzelce boyun eğmek yeterlidir!" Kuşkusuz, Allah, yaptıklarınızdan Haberlidir.

Bayraktar Bayraklı

Eğer, o ikiyüzlülere emredersen, savaşa çıkacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyiniz, itaatiniz bilinmektedir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır."

Bekir Sadak

Eger kendilerine emredersen, o iki yuzluler, savasa cikacaklarina butun gucleriyle yemin ederler. De ki: «Yemin etmeyin; itaatiniz malumdur. Allah yaptiklarinizdan suphesiz haberdardir.»

Celal Yıldırım

Eğer kendilerine emredersen, elbette savaşa çıkacaklarına dair olanca yeminleriyle and içerler.De ki: And içmeyin, bu, bilinegelen (sahte) bir itaâtınızdır. Şüphesiz ki Allah, işleyegeldiğiniz şeylerden haberlidir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Emir verirsen mutlaka çıkacaklarına dair büyük yeminler ettiler. De ki: “Boşuna yemin etmeyin, itaat belli bir şeydir; Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”

Diyanet İşleri

Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."

Diyanet İşleri (eski)

Eğer kendilerine emredersen, o iki yüzlüler, savaşa çıkacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler. De ki: 'Yemin etmeyin; itaatiniz malumdur. Allah yaptıklarınızdan şüphesiz haberdardır.'

Diyanet Vakfi

(Münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malûmdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ötekiler (münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. İtaatiniz malumdur! Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ötekiler (münafıklar), kendilerine emrettiğin takdirde hemen tereddüt etmeden çıkıp gideceklermiş diye, Allah'a en kuvvetli yeminleri ile yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin! Sizin ki bilinen bir itaattir! Allah, kesinlikle bütün yaptıklarınız ve yapacaklarınızdan haberdardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ötekiler Allaha en kuvvetli yeminleriyle kasem ettiler vallahi kendilerine emredersen behemehal bilatereddüd çıkar giderlermiş, de ki: Yemin etmeyin, ancak bir taati ma'rufe, her halde Allah bütün yaptıklarınıza ve yapacaklarınıza habirdir

Erhan Aktaş

Münafıklar, kendilerinden istediğin takdirde kesinlikle savaşa çıkacaklarına dair en kuvvetli yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Bağlılık ma'ruftur." Kuşkusuz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Münafıklar, kendilerinden istediğin takdirde kesinlikle savaşa çıkacaklarına dair en kuvvetli yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Bağlılık ma'ruftur." Kuşkusuz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Münafıklar, kendilerinden istediğin takdirde kesinlikle savaşa çıkacaklarına dair en kuvvetli yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Bağlılık ma'ruftur". Kuşkusuz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Fizilal-il Kuran

Ey Muhammed, münafıklar kesin kesin bir dille yemin ederek kendilerine emir verecek olursan savaşa çıkacaklarını söylerler. Onlara de ki; «Yemin etmeyiniz. İtaatkârlığınız bellidir. Hiç kuşkusuz Allah, ne yaptığınızdan haberdardır.»

Gültekin Onan

Yeminlerinin olanca gücüyle Tanrı'ya and içtiler; eğer sen onlara buyurursan (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: "And içmeyin, bu bilinen (örf üzere) bir itaattır. Tanrı, yaptıklarınızdan haberdardır."

Hamdi Döndüren

(Münafıklar), sen kendilerinden istediğin takdirde, mutlaka savaşa çıkacaklarına dair, bütün güçleriyle Allah’a yemin etmektedirler. De ki: “Yemin etmeyin! İtaatin ölçüsü bellidir. Gerçekten Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.”

Hasan Basri Çantay

(Münafıklar) eğer kendilerine emr edersen (cihada) behemehal çıkacaklarına, olanca hızlarıyle, yemin etdiler. (Onlara) de ki: "(Bihude) yemin etmeyin. (Bu), adet (iniz) vech ile (sade dilinizin gevelediği) bir itaatdır. Şübhesiz ki Allah, yapageldiğiniz şeylerden hakkıyle haberdardır".

Hasib Asutay

(Münafıklar,) sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, en ağır yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin! Güzel bir itaat (yeterlidir). Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Hayrat Neşriyat

Bir de (o münâfıklar), kendilerine emredersen, kesinlikle (savaşa) çıkacaklarına dâir bütün güçleriyle Allah’a yemîn ettiler. De ki: 'Yemîn etmeyin! (Sizden istenen) bilinen(hâlis) bir itâattir. Şübhesiz ki Allah, yapmakta olduklarınızdan hakkıyla haberdârdır.'

İbni Kesir

Var güçleriyle Allah'a yemin ettiler ki; eğer kendilerine emredersen çıkacaklardır. De ki: Yemin etmeyin. Makul bir itaat. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Mehmet Okuyan

(Münafıklar), sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka (yanında savaşa) çıkacaklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin! İtaatiniz bilinmektedir! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

Muhammed Esed

(İki yüzlü kimselere gelince,) böyleleri, kendilerine emredersen, (savaş için) mutlaka çıkacaklarına (ve kendilerini bu işe adayacaklarına) var gücüyle yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyin! (Sizden bütün istenen, Allah'ın mesajına) güzelce boyun eğmektir. Şüphesiz, Allah yaptıklarınızdan bütünüyle haberdardır!"

Mustafa İslamoğlu

Bir de kendilerine emredecek olsan, mutlaka (savaş için sefere) çıkacaklarına dair var güçleriyle yemin edenlere de ki: "Yemin etmeyin! İtaat (herkesçe) bilinen ortak iyiyedir: şu da bir gerçektir ki, Allah yaptıklarınızdan ayrıntısıyla haberdardır."

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve Allah'a en ağır yeminleriyle kasem ederler ki, eğer onlara (cihad ile) emredersen elbette (cihada) çıkacaklardır. De ki: «Yemin etmeyin, (bu sözünüz) bilinmiş bir taattır. Şüphe yok ki, Allah yapar olduğunuz şeylerden bihakkın haberdardır.»

Ömer Öngüt

(Münâfıklar) Allah adına en ağır yeminleri ile yemin ederek; eğer kendilerine emredersen mutlaka savaşa çıkacaklarını söylediler. De ki: “Yemin etmeyin! İtaatınız mâlumdur. Hiç şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. ”

Suat Yıldırım

Senin kendilerine emretmen halinde hicret edeceklerine veya savaşa çıkacaklarına dair vargüçleriyle yemin billah ettiler. De ki: "Yemine ne hacet! Yemin etmeyin, sizden istenen makul bir itaattır. Elbette Allah yaptığınız ve yapacağınız her şeyi bilir"

Süleyman Ateş

Yeminlerinin var gücüyle Allah'a yemin ettiler: Eğer sen onlara emredersen (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: "Yemin etmeyin. (Sizden istenen, yalan yere yemin etmek değil), güzel ita'at etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır".

Süleymaniye Vakfı

Kendilerine emir verirsen mutlaka savaşa çıkacaklarına dair var güçleriyle Allah'ın adıyla yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin, size düşen herkes gibi itaat etmektir. Allah yaptıklarınızın iç yüzünü bilir."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

"Emir verirsen, mutlaka savaşa çıkacaklar" diye, olanca güçleriyle Allah'a yemin ederler. De ki: "Yemin etmeyin, güzel bir itaat yeter. Çünkü Allah yaptıklarınızın iç yüzünü bilir."

Şaban Piriş

Kendilerine emir verdiğin takdirde savaşa çıkacaklarına var güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: -Yemin etmeyin! İtaatiniz malumdur, Allah ise sizin yaptıklarınızdan haberdardır.

Tefhim-ul Kuran

Yeminlerinin olanca gücüyle Allah'a and içtiler; eğer sen onlara emredersen (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: «And içmeyin, bu bilinen (örf üzere) bir itaattır. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.»

Ümit Şimşek

Sen emrettiğin takdirde seninle birlikte çıkacaklarına dair var güçleriyle yemin ettiler. De ki: Yemin etmeyin. Sizden beklenen, münasip şekilde itaat etmektir. Allah ise sizin yaptıklarınızdan haberdardır.

Yaşar Nuri Öztürk

Yeminlerinin olanca gücüyle Allah'a ant içtiler ki, sen onlara emredersen mutlaka savaşa çıkacaklar. De ki: "Ant içmeyin! Örfe uygun bir itaat yeterli! Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Münafiqlər Allaha çox möhkəm and içdilər ki, əgər sən onlara əmr etsən, onlar mütləq döyüşə çıxacaqlar. De: “And içməyin! İtaətiniz bəllidir. Şübhəsiz ki, Allah nə etdiklərinizdən xəbərdardır”.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Ya Rəsulum, münafiqlər) onlara əmr etdiyin zaman mütləq (cihada) çıxacaqları haqda Allaha çox möhkəm and içdilər. Onlara de: ″(Yalandan) and içməyin, itaətiniz məʼlumdur (yaxud sizdən tələb olunan and yox, adicə itaətdir). Həqiqətən, Allah nə etdiklərinizdən xəbərdardır!″

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie haben hoch und heilig geschworen, daß sie mit ins Feld ziehen würden, wenn du es ihnen befiehlst. Sprich: ʺSchwört nicht! Euer Gehorsam ist bekannt.ʺ Gottes Kenntnis umfaßt alles, was ihr tut.

Almanca — Der Edle Quran

Und sie haben bei Allah ihren kräftigsten Eid geschworen, sie würden, wenn du ihnen befiehlst, ganz gewiß hinausziehen. Sag: Schwört nicht, geziemender Gehorsam (ist gewiß besser). Gewiß, Allah ist Kundig dessen, was ihr tut.

Almanca — M. A. Rassoul

Und sie schwören bei Allah ihre festen Eide, sie würden, wenn du es ihnen beföhlest, gewiß ausziehen. Sprich: ʺSchwört nicht! Euer Gehorsam ist (uns) bekannt!ʺ Wahrlich, Allah ist dessen wohl kundig, was ihr tut.

Almanca — Muhammad Zaidan

Auch legten sie bei ALLAH nachdrückliche Eide ab: ʺWenn du sie anweisen würdest, würden sie gewiß ausziehen.ʺ Sag: ʺSchwört nicht! Ein sichtbarer Gehorsam (ist besser).ʺ Gewiß, ALLAH ist dessen allkundig, was ihr tut.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And they -the hypocrites- make a solemn declaration with an appeal to Allah that should you O Muhammad command them to join forces even though it be at the cost of quitting their homes and forsaking their families, they shall obey. Say to them: "You may spare your oaths, the nature of your obedience declares itself in your actions which together with your words do not accord;" "Allah is 'Alimun indeed of all that you do."

Abdul Haleem

[The others] solemnly swear by God that if you [Prophet] commanded them, they would march out. Tell them, ‘Do not swear: it is reasonable obedience that is required, and God is aware of everything you do.’

Abdullah Yusuf Ali

They swear their strongest oaths by Allah that, if only thou wouldst command them, they would leave (their homes). Say: "Swear ye not; Obedience is (more) reasonable; verily, Allah is well acquainted with all that ye do."

Abul A'la Maududi

(The hypocrites) solemnly swear by Allah: "If you order us, we shall surely go forth (and fight in the cause of Allah)." Tell them: "Do not swear. The state of your obedience is known. Allah is well aware of all that you do."

Aisha Bewley

They have sworn by Allah with their most earnest oaths that if you give them the command, they will go out. Say: ‘Do not swear. Honourable obedience is enough. Allah is aware of what you do.’

Al-Hilali & Khan

They swear by Allâh their strongest oaths, that if only you would order them, they would leave (their homes for fighting in Allâh’s Cause). Say: "Swear you not; (this) obedience (of yours) is known (to be false). Verily, Allâh knows well what you do."

Ali Quli Qarai

They swear by Allah with solemn oaths that if you order them they will surely go forth. Say, ‘Do not swear! Honourable obedience [is all that is expected of you]. Allah is indeed well aware of what you do.’

Amatul Rahman Omar

They (- the hypocrites) swear to Allâh by their most earnest oaths that if you only command them (for defensive fight) they will certainly march forth (from their homes). Say, `Do not swear, only reasonable obedience in what is right and lawful (is all that is required from you).' Surely, Allâh is Aware of what you do.

Arthur John Arberry

They have sworn by God the most earnest oaths, if thou commandest them they will go forth. Say: 'Do not swear; honourable obedience is sufficient. Surely God is aware of the things you do.'

Bijan Moeinian

They swear by God that if they are called to serve in the army, they will leave their homes to join. Say: "Do not swear; obedience is an obligation. God knows what you are doing."

E. Henry Palmer

They swear by God with their most strenuous oath that hadst Thou ordered them they would surely go forth. Say, 'Do not swear - reasonable obedience; verily, God knows what ye do.'

Edip-Layth

They swear by God with their strongest oaths that if you would only command them they would mobilize. Say: "Do not swear, for obedience is an obligation. God is Ever-aware of what you do."

George Sale

They swear by God, with a most solemn oath, that if thou commandest them, they will go forth from their houses and possessions. Say, swear not to a falsehood: Obedience is more requisite: And God is well acquainted with that which ye do.

Hamid S. Aziz

He who obeys Allah and His Messenger and fears Allah and keeps his duty to Him, such indeed are the victorious.

Mahmoud Ghali

And they have sworn by Allah their most earnest oaths (that) indeed in case you command them, indeed they will definitely go out. Say, "Do not swear (i.e. He recognizes your failure to obey). Beneficent obedience (is better). Surely Allah is Ever-Cognizant of whatever you do."

Marmaduke Pickthall

They swear by Allah solemnly that, if thou order them, they will go forth. Say: Swear not; known obedience (is better). Lo! Allah is Informed of what ye do.

Mohamed Ahmed - Samira

They swear solemnly by God: "If you command us we shall go forth. " Say: "Do not swear. What is wanted is obedience, as should be. God is certainly aware of what you do."

Muhammad Asad

Now [as for those half-hearted ones, ] they do swear by God with their most solemn oaths that if thou [O Apostle] shouldst ever bid them to do so, they would most certainly go forth [and sacrifice themselves]. Say: "Swear not! Reasonable compliance [with God’s message is all that is required of you]. Verily, God is aware of all that you do!"

Mustafa Khattab

They swear by Allah their most solemn oaths that if you ˹O Prophet˺ were to command them, they would certainly march forth ˹in Allah’s cause˺. Say, "˹You˺ do not ˹have to˺ swear; your obedience is well known!"[1] Surely Allah is All-Aware of what you do.”

Progressive Muslims

And they swear by God with their strongest oaths that if you would only command them they would mobilize. Say: "Do not swear, for obedience is an obligation. God is Expert over what you do."

Sahih International

And they swear by Allah their strongest oaths that if you ordered them, they would go forth [in Allah 's cause]. Say, "Do not swear. [Such] obedience is known. Indeed, Allah is Acquainted with that which you do."

Sam Gerrans

And they swore by God their strongest oaths, that if thou shouldst command them, they would go forth. Say thou: “Swear not — obedience is known”; God is aware of what you do.

Shabbir Ahmed

Whereas there are some who swear by Allah solemnly that, if you order them, they will go forth to any mission. Say, "Swear not! Obedience is virtuous. Verily, Allah is Aware of all you do."

Syed Vickar Ahamed

They gave their strongest oath by Allah that, if you were to only order them, they would (even) leave (their homes). Say: "You do not (just) swear; Obeying is (more) reasonable to hold your oath; Surely, Allah is quite familiar with all that you do."

Taqi Usmani

And they (the hypocrites) swear by Allah on forceful oaths that if you (O prophet) order them, they will certainly leave (their homes for Jihād ). Say, "do not swear, (the reality of your) obedience is known. Indeed Allah is fully aware of what you do."

The Monotheist Group

And they swear by God with their strongest oaths that if you would only command them they would mobilize. Say: "Do not swear, for obedience is an obligation. God is Expert over what you do."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et ils jurent par Allah en serments solennels que si tu le leur ordonnais, ils sortiraient à coup sûr (au combat). Dis: ʺNe jurez donc pas. (Votre) obéissance (verbale) est bien connue. Allah est Parfaitement Connaisseur de ce que vous faitesʺ.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Wan munafiqan bi sonda herî asê sond xwar; ku eger te ferman (a derketina cîhadê) li wan bikira muheqeq dê ew derketina (cîhadê). Bibêje: Sond nexwin, îtaet aşîkar e! Bêguman Xwedê ji ya ku hûn dikin agahdar e.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij zweren bij God dure eden dat zij als jij hun beveelt zullen uittrekken. Zeg: ʺZweert niet! Gehoorzaamheid is passend! God is welingelicht over wat jullie doen.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij zweren bij God met den meest plechtigen eed, dat, indien gij het hun beveelt, zij hunne huizen en hunne bezittingen zullen verlaten. Zeg: Zweert niet! gehoorzaamheid is meer waard en God is wel bekend met hetgeen gij doet.

Hollandaca — Siregar

En zij zweren bij Allah met hun duurste eden, dat als jij hen zou bevelen, zij (hun huizen) zouden verlaten. Zeg: ʺZweert niet! (Jullie) gehoorzaamheid is bekend: voorwaar, Allah is Alwetend over wat jullie doen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И они [лицемеры] поклялись Аллахом, – сильнейшей из их клятв, – что, если ты (о, Посланник) прикажешь им, то они непременно выступят (в военный поход). Скажи (им) (о, Посланник): «Не клянитесь (ложно)! Повиновение – оно известно! [Известно, что это ваше повиновение лишь на словах]. Поистине, Аллах сведущ в том, что вы делаете (и Он воздаст вам за это)!»

Rusça — Osmanov

[Мунафики] поклялись Аллахом - сильнейшей клятвой, - что если бы ты велел им, то они непременно выступили бы [в поход]. Отвечай им [, Мухаммад]: ʺНе клянитесь! Хорошо известно, какое повиновение [требовалось от вас]. Воистину, Аллах сведущ о том, что вы творитеʺ.