← Sureler

Mushaf — 540. Sayfa

‹
/ 604
›
57. Hadid Suresi

Allah'a ve Peygamberlerine iman edenler var ya, işte onlar sıddiklar (sözü özü doğru kimseler) ve Allah katında şahitlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennemliklerdir.

وَالَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَدَاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحِيمِ

ve(e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rusulihi ulāike humu S-Siddīḳūne ve ş-şuhedā'u ǐnde rabbihim lehum ecruhum ve nūruhum ve(e)lleƶīne keferū ve keƶƶebū bi āyātinā ulāike eSHābu l-ceHīmi

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah'ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.

اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

ǎ'lemū ennemā l-Hayātu d-dunyā leǐbun ve lehvun ve zīnetun ve tefāḣurun beynekum ve tekāṧurun fī l-emvāli ve l-evlādi ke meṧeli ğayṧin eǎ'cebe l-kuffāra nebātuhu ṧumme yehīcu fe terāhu muSferran ṧumme yekūnu HuTāmen ve fī l-āḣirati ǎƶābun şedīdun ve meğfiratun mine (a)llahi ve riDvānun ve mā l-Hayātu d-dunyā illā metāǔ l-ğurūri

Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah'a ve Resulüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.

سَابِقُوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اُعِدَّتْ لِلَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

sābiḳū ilā meğfiratin min rabbikum ve cennetin ǎrDuhā ke ǎrDi s-semāi ve l-erDi uǐddet li(e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rusulihi ƶālike feDlu (a)llahi yu'tīhi men yeşā'u ve(a)llahu ƶū l-feDli l-ǎZīmi

Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.

مَا اَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَا اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسِيرٌ

mā eSābe min muSībetin fī l-erDi ve lā fī enfusikum illā fī kitābin min ḳabli en nebraehā inne ƶālike ǎlā (a)llahi yesīrun

Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (böyle yaptık.) Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez.

لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا اٰتٰيكُمْ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

li keylā te'sev ǎlā mā fetekum ve lā tefraHū bimā ātākum ve(a)llahu lā yuHibbu kulle muḣtālin feḣūrin

Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emreden kimselerdir. Kim yüz çevirirse bilsin ki şüphesiz Allah ganidir, zengindir, övülmeye layıktır.

اَلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

(e)lleƶīne yebḣalūne ve ye'murūne n-nāse bi l-buḣli ve men yetevelle fe inne (a)llahe huve l-ğaniyyu l-Hamīdu