Sözlük

ح ق ق (ḪGG)

H-k-k

حَق kelimesinin aslı, uygunluk ve uyumluluktur. Kapıyı tutan ayağının kendisi için hazırlanmış sabit yere uygun gelmesi ve düzgün bir şekilde orada dönebilmesi gibi.

Hak kelimesi değişik anlamlarda kullanılır.

Birincisi: Bir şeyi hikmetin gereği olarak yaratana hak adı verilir. Bunun için Yüce Allah için: O, haktır denir. Allah buyurur ki: وَرُدُّوا إِلَى اللّهِ مَوْلاَهُمُ الْحَقِّ İnsanların tümü gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülürler (10/Yûnus 30); bunun az ilerisinde ise: فَذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ İşte hak olan Rabbiniz Allah budur. Hakkın ötesinde sapıklıktan başka ne var ki? (10/Yûnus 32).

İkincisi: Hikmetin gereği olarak yaratılan şeye de hak adı verilir. Bu açıdan: Yüce Allah’ın her fiili haktır, denir. Ölüm haktır, diriliş haktır denmesi gibi. Allah buyurur ki: هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُوراً O, güneşi ışık kaynağı ve Ay’ı aydınlık yaptı (10/Yûnus 5); مَا خَلَقَ اللّهُ ذَلِكَ إِلاَّ بِالْحَقِّ Allah, bunları, Hakkın dışında bir şekilde yaratmamıştır (10/Yûnus 5).

Kıyamet hakkında ise: وَيَسْتَنْبِئُونَكَ أحَقٌّ هُوَ قُلْ إِي وَرَبِّي إِنَّهُ لَحَقٌّSana: O ceza günü gerçek midir? diye soruyorlar. De ki; Rabbim hakkı için, evet. O, gerçektir (10/Yûnus 53); لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ Gerçeği gizliyorlar (2/Bakara 146); اَلْحَقُّ مِنْ ربِّكَ Bu, Rabbinden olan gerçektir (2/Bakara 247); وَإِنَّهُ لَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ Bu kesinlikle Rabbinden olan gerçektir (2/Bakara 149).

Üçüncüsü: Bir şeye, gerçekte olduğu şekildekine uygun biçimde inanmaktır. اِعْتِقَادُ فُلاَنٍ فِي اْلبَعْثِ وَالثَّوَابِ وَاْلعِقَابِ وَالْجَنَّةِ وَالنَّارِ حَقٌّ Falanın diriliş, sevap, ceza, cennet ve cehennem hakkındaki inancı haktır, sözümüz gibi. Allah buyurur ki: فَهَدَى اللّهُ الَّذِينَ آمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ Bu arada Allah, iman edenleri, anlaşmazlığa düştükleri gerçeğe iletti (2/Bakara 213).

Dördüncüsü: Gerektiği yerde, gerektiği kadar, gerektiği zaman ortaya konan fiil/hareket ve söze de hak adı verilir. فِعْلُكَ حَقٌّ وَقَوْلُكَ حَقٌّ Senin yaptığın haktır ve sözün haktır, denmesi gibi. Allah buyurur ki: كَذَلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ Böylece Rabbininni sözü hak (gerçekleşmiş) oldu (10/Yûnus 33); حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي َلأمْلأَنَّ جَهَنَّمَ Cehennemi, mutlaka tamamen dolduracağım, sözü hak olmuştur (32/Secde 13); وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أهْوَاءَهُمْ Eğer gerçek onların keyfi arzularına uysaydı, (23/Mü’minûn 71).

Buradaki hak kelimesinden bizzat Yüce Allah’ın zatının kastedilmiş olması da, hikmet gereği ortaya konan hüküm anlamında kullanılmış olması da doğrudur.

أحْقَقْتُ كَذَا : Yani: Onun hak olduğunu tespit ettim veya onun hak olduğuna hükmettim. Yüce Allah’ın: لِيُحِقَّ الْحَقَّ Hakkı, hak yapmak için (8/Enfâl 8) sözü de bu anlamdadır.

İhkak-ı hak (Hakkın gerçekleştirilmesi) iki şekilde olur:

Birisi: Delilleri ve âyetleri ortaya koymaktır. Yüce Allah’ın: وَأُوْلَـئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَاناً مُبِيناً Onlara karşı size apaçık bir yetki verdik, (4/Nisâ 91) buyurması gibi; yani: Güçlü/sağlam bir delil.

İkincisi: Şerîatı tamamlamak ve onu herkese yaymaktır. Yüce Allah’ın: وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ Halbuki kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır (61/Saf 8); هُوَ الَّذِي أرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّين كُلِّهِ Kendi dinini diğer bütün dinlere karşı üstün getirmek üzere peygamberini doğru yol ve gerçek din ile gönderen O’dur (9/Tevbe 33) sözleri gibi. اَلْحَاقَّةُ مَا الْحَاقَّةُ Gerçekleşecek olana yemin olsun; Gerçekleşecek Olanın ne olduğunu bilir misin? (69/Hâkka 1-2) sözü ise, kıyamete işarettir.

Bunu: يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ اْلعَالَمِينَ İnsanların alemlerin Rabbinin huzurunda durdukları gün (83/Mutaffifin 6) sözü ile açıkladığı gibi; çünkü: Orada ceza gerçek olur. حَاقَقْتُهُ فَحَقَقْتُهُ deyimi, hak konusunda ondan davacı oldum ve onu mağlûp ettim, demektir.

Hz. Ömer şöyle der: إذَا النِّسَاءُ بَلَغْنَ نَصَّ الْحِقَاقِ فَاْلعَصَبَةُ أوْلَى فِي ذَلِكَ Kadınlar, nassu’l-hikâk’a/buluğ çağına erdiklerinde asabesi daha yetkili olurlar.

فُلاَنٌ نَزِقُ الْحِقَاقِ : Küçük işlerde büyük kavgalar çıkaran adam demektir. Bu kelime, hem vacip hem kaçınılmaz hem de caiz anlamında kullanılır. وَكَانَ حَقّاً عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ Zira inananlara yardım etmek bizim üzerimize hak olmuştur (30/Rum 47); كَذَلِكَ حَقّاً عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِنِينَ Mü’minleri kurtarmak da böylece üzerimize hak olmuştur (10/Yûnus 103); حَقِيقٌ عَلَى أنْ لاَ أقُولَ عَلَى اللّهِ إِلاَّ الْحَقَّ Benim üzerimde bir haktır ki, Allah hakkında hakkın dışında bir şey söylemeyeyim (7/A’râf 105).

Deniyor ki: Manası: Uygundur. حَقِيقٌ عَلَيَّ şeklinde de okunmuştur. Anlamı: Vaciptir, denmiştir. وَبُعُولَتُهُنَّ أحَقُّ بِرَدِّهِنَّ Kocaları, onları geri almakta öncelik hakkına sahiptirler (2/Bakara 228) sözü bu anlamdadır.

حَقِيقَة bazen sebatı ve varlığı olan şeyler için kullanılır.

Peygamberin (sas), Hâris’e; لِكُلِّ حَقٍّ حَقِيقَةٌ، فَمَا حَقِيقَةُ إيمَانِكَ؟ Her hakkın bir hakikati vardır; imanının hakikati nedir? sözü gibi. Yani: İddia ettiğinin hak olduğunu haber veren nedir?

فُلاَنٌ يَحْمِي حَقِيقَتَهُ : Yani; koruması gerekenleri korur. Bu kavram, daha önce geçtiği gibi, bazen inançla ilgili olarak da kullanılır. Bazen de amelde ve sözde kullanıldığına rastlanır. فُلاَنٌ لِفِعْلِهِ حَقِيقَةٌ /Falanın fiilinin hakikati vardır; yani: Yaptığında riyakar değildir.

لِقَوْلِهِ حَقِيقَةٌ Falanın sözünün bir hakikati vardır; yani: Ne çok ucuzlatan ne de çok pahalıya satan biridir. Bunun zıddı olarak مُتَجَوَّز مُتَوَسَّعُ مُتَفَسَّحُ kelimeleri kullanılır. Bu açıdan, dünya batıl, âhiret ise, hakikattir, denmiştir; böylece birinin geçici, diğerinin kalıcı olduğuna dikkat çekilmiştir. Fakihler ve Kelamcıların literatüründe söz konusu edilen hakikat ise, kelimenin dil yönünden asıl anlamında kullanılmış olmasıdır.

Deve için kullanılan اَلْحِقُّ (el-hikku) kelimesi, yük vurulmasını hak edenini anlatır. Bunun dişisine ise, حِقَّة denir; çoğulu, حِقَاقٌ dır. Bu bağlamda أتَتِ النَّاقَةُ عَلَى حِقِّهَا denir ki: Dişi deve, yükünü taşıma zamanını doldurdu, anlamına gelir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →