ح ز ن (ḪZN)
H-z-n
Allah buyurur ki: لِكَيْلاَ تَحْزَنُوا عَلَى مَا فَاتَكُمْ ne kaybettiğinize üzülmeyesiniz diye (3/Âl-i İmrân153); اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ İçimizdeki üzüntüyü gideren Allah’a hamd olsun (35/Fâtır 34); تَوَلَّوْا وَأعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَناً üzüntüden gözlerinde yaş aktığı hâlde dönüp gidenler (9/Tevbe 92); إِنَّمَا أشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللّهِ Ben acımı ve üzüntümü yalnız Allah’a şikâyet ediyorum (12/Yûsuf 86); وَلاَ تَحْزَنُوا Sakın üzülmeyiniz (3/Âl-i İmrân 139); وَلاَ تَحْزَنْ Ve üzülme (15/Hicr 88) bu üzüntüye kapılmayı yasaklamak değildir. Çünkü, üzüntü istemekle elde edilmez. Öyleyse, burada asıl olan, üzüntüye yol açan ve onu çekmeye sebebiyet veren şeylerle meşguliyetten sakındırmaktır. Şair de şu sözüyle bu manaya işaret etmiştir:
112- مَنْ سَرَّهُ أنْ لاَ يَرَى مَا يَسُوءُهُ
فَلاَ يَتَّخِذَ شَيْئًا يُبَالِي لَهُ فَقْدَا
112- Kim kendisini üzen bir şey görmek istemiyorsa,
Kaybolduğunda üzüleceği bir şey edinmesin.
Bu ayrıca, insan için, dünyanın gerçek mahiyetini düşünmesi konusunda bir teşviktir. Böylece kişi, onun bir belasına uğradığında, onu tanıdığından büyük bir felaket saymayacaktır. İnsanın kendini küçük zorluklara alıştırması gerekir ki, daha büyüklerine katlanabilme gücünü elde etsin.